Ankara‘da birbirinden çok farklı poetik anlayışa yaslanan dergilerin yoğunluğu artık kimsenin dikkatinden kaçmıyor. Hem tasarım, hem içerik ve hem de Türk şiirinin meselelerine ciddi çözüm getirme iddiasında bulunan bir süreci yaşıyor bu anlamda Ankara. Ayrıca Türk Şiirinin Garip ve ardından İkinci Yeni gibi önemli atılımlarının mekanının da yine Ankara olduğunu unutmamak gerekli. Ve şiir-mekan ilişkisi bağlamında bu, üzerinde durulmaya müsait bir husus. EDEBİYAT ORTAMI dergisi 1990‘ların sonuna doğru Ankara‘da çıkmış ve 12. sayısı ile yayınını durdurmuştu. Yeniden aynı isimle çıkmaya başlayan derginin geçmişle sadece isim benzerliği bulunduğunu söyleyen yayın yönetmeni Mustafa Aydoğan ile dergilerini ve edebi duruşlarını konuştuk.
Edebiyat Ortamı Ocak 1998‘deki 12. sayısı ile yayınını durdurmuştu. Şimdi bir süredir yeniden yayınlanmaya başladı. Hangi gerekçeler derginizin çıkışını besledi?
Şairin çıtası yüksek, çatısı özgün olmalı. Özgünlük ve özgürlük. Her şey bu iki kavrama dayanıyor. Yazmak yetmez. Düşünce ve duyarlık, bir mekân duygusuyla birlikte vardır. Mekân çok şeydir. Ne konuştuğunuz kadar nereden konuştuğunuz da sizin varoluşunuzun gerekçesini ortaya koyar. Dergi, mekândır. Bugün gelinen şu noktada bir dergi çıkarmış olmakla ne kadar isabetli bir iş yapmış olduğumuzu görüyorum. Dergisiz şair, yetimdir biraz.
Bir de şu var: Her dergi, her şaire göre değildir. Her yazara göre değildir. Aynı dünya görüşüne sahip olmak yetmiyor. Bakış açısı, algılayış biçimi, etik ve estetik kavrayış farklıları çok şeyi belirliyor. Bunu, iyilik-kötülük anlamında bir ayrım yaparak söylemiyorum. Tamamıyla bir mizaç farklılığından bahsediyorum. Bana göre dergi, mizaçtır. Sanat, bir mizaç meselesidir. Aslına bakarsan inanç bile bir tarafıyla bir mizaç meselesidir.
Düşünmek dinamiktir
Dergi çıkardık, çünkü yazdığımız şeyin kendine özgü bir mekâna ihtiyacı olduğunu gördük. Yazmakla iş bitmiyor, mevcut olana yeni bir üslup verme teşebbüsünde de bulunmak gerekiyor. Düşünmek çok dinamik bir şeydir. Yazmayı aşan bir tarafı vardır. Düşünceyi uygun şekilde ortaya koyamadığınızda dinamizm de yavaşlar. Önceki Edebiyat Ortamı‘yla isim benzerliği dışında bir ilişkimiz yoktur.
Derginiz edebiyat ortamına nasıl bakıyor. Bu ortama ilişkin düşünceleri, tavrı nedir?
Bizim bir tavrımız var. Her şey bundan ibaret. Bir de, iyiler ve kötüler etrafında dönen bir dünya var. Biz, üzerimize düşeni yerine getirmeye çalışıyoruz. Nasreddin Hoca ne demiş; ‘dünyanın merkezi benim bulunduğum yer, isterseniz ölçüp bakın‘. Buradaki espriyi kaçırmamak lazım. Her şey ‘ben‘den ibarettir. Fakat bu, ‘bencillikten‘ başka bir şeydir. Dünyayı tek başına sırtlanma cesareti ve güvenidir. Sanatçının sorumluluk bilincidir.
Ankara merkezli bir dergisiniz. Sizce Ankara, İstanbul karşısında hem dergicilik, hem de edebi mekân açısından ne tür bir mesafe kat etti. Bu hususlarda Edebiyat Ortamı ne düşünüyor?
İstanbul, kültürel anlamda bir merkez olma özelliğini kaybetmiştir. Uzun zamandır böyle. Benim kanaatim budur. ‘Merkez‘den bahsedebilmek için medeniyetten bahis açmak gerekir. Medeniyet yoksa ‘merkez‘ de yoktur. Artık şurayla bura arasında fark kalmadı. Dergicilik açısından baktığımızda ise, Ankara daha heyecan verici bir yer olma yolunda. Büyük dergilerin, büyük atılımların doğuşuna mekân olma yolunda.
Derginizin ilk döneminde de genel olarak çıkışına öncülük edenler isimleri yeni yayın döneminizde de görüyoruz. Bu anlamda Edebiyat Ortamı‘nın bir merkez kadrosundan bahis açabilir miyiz?
Evet. Edebiyat Ortamı bir kadro dergisidir. Bu özelliğimiz fark edildi. Birçok yerde ifade edildi. Yazıldı, söylendi. Doğru tespitlerdi onlar. Birlikte yola çıkmış heyecanlı insanlar çıkarıyor Edebiyat Ortamı‘nı. Ben de yönetiyorum. Sağolsunlar, yönetme görevini büyük bir alçakgönüllülükle bana verdi arkadaşlar. Güvendiler, iltifat ettiler.
Yaş ortalamamız hiç de genç sayılmaz. Ama müthiş bir heyecan var arkadaşlarımızda. Açıkcası, zaman zaman, ben bile şaşırıyorum. Yetenekleriyle büyük, heyecanlarıyla genç bir kadro. Bu, pek nadir bulunur bir şeydir.
Türk şiirinin geleneği güçlüdür
Size göre günümüz Türk şiiri ve edebiyatının temel meseleleri nelerdir ve derginiz bu meseleler karşısında nasıl bir tutum ortaya koymaktadır?
Dağınık bir toplum var karşımızda. Zihnini toparlamakta zorlanıyor. Mesele edebiyat değil, insandır. Yaşamaktır. Eksik yaşamlar görüyorum. Bir tarafıyla hastalıklı, bir tarafıyla neşeli. Bir tarafıyla yorgun, bir tarafıyla dinamik. Trajik bir durum. Bu trajedi büyük doğuşlara gebe gibi geliyor bana. Laf olsun diye söylemiyorum bunu. Gerçekten böyle inanıyorum. Türk şiiri, geleneği güçlü bir şiirdir. Sadece birazcık daha ‘hayat‘ istiyor. Hayatiyet istiyor. Hepsi bu.
Bu nasıl gerçekleşecek peki?
Kendi özü olan metafiziğe yaslanarak. Fazlasıyla zihinsel bir şiir yazılıyor bugün. Gönül kapıları birazcık daha açılacak, hepsi bu. Dergi olarak kendi şairlerimizi, yazarlarımızı yetiştirmek istiyoruz. Kendimize bir göz, bir kulak, bir gönül yoğurmak istiyoruz. Bunu yapabilmek için çok fazla şey gerekmiyor aslında. Yüreklere bırakılacak bir tutam heyecan yetiyor. Diri, sağlam, hakikatli bir heyecan.
Mesele, insandır. Bakalım, bu insana katkıdan bizim nasibimize ne düşecek?
Bir dergicilik izleğinden söz açarsak, Edebiyat Ortamı bu bağlamda kendisini geçmişte çıkan hangi dergiler ile akraba görür ya da böyle bir irtibatlandırma derginiz için söz konusu mudur?
Bu toprakların kadrini bilen, ‘ha demeden hayran olan‘ herkesle bağımız var. Şu veya bu. İsimlendirmenin bir önemi yok.