Merkez

Abone Ol

Para politikasının yürütülmesinden sorumlu olan ve 2006’dan beri güya “enflasyon hedeflemesi” yapan Merkez Bankası, özellikle 2018’deki Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinden sonraki süreçte ne adamakıllı bir para politikası uygulayabiliyor ne de enflasyonla mücadele edebiliyor.

Kağıt üstünde “özerk” olduğu belirtilen, ancak fiiliyatta bu niteliğini tamamen yitiren, “talimatla” çalışan bir mekanizmaya dönüşen Merkez Bankası, elbette ki hükümetin uyguladığı yanlış ekonomi politikalarından da sorumlu tutulamaz. Ancak kendi sorumluluk alanında dahi üstüne düşen görevi “iktisat bilimi dahilinde” değil de “siyasetin kendi doğruları” istikametinde yapan Merkez, bunca yetişmiş insan gücüne ve tecrübesine rağmen güvenilirliğini yitirdiyse, bunun üzerinde ciddi şekilde durmak gerekir.

Özerk bir kurum olmasının altında yatan nedeni anlamayıp, bu kurumu siyasetin günlük çıkarlarına ve doğru bildiği yanlışlara yem etmek, iktisadi olarak hiçbir anlam ifade etmeyen birtakım fantezileri “ekonomi politikası” olarak kamuoyuna sunmak neticesini doğuruyor. Bir de yetmezmiş gibi, Merkez Bankası gibi köklü bir kurum, bu “enteresan” politikaları belki de mecburiyetten “savunmak” durumunda kalıyor.

Özellikle de Merkez Bankası Başkanı’nın geçtiğimiz hafta sarf ettiği hayli enteresan sözlerden sonra (ki bu sözlerin iktisadi bir dayanaktan ziyade siyasi iktidarın bekası öncelediği de gün gibi ortada) bu kurumun özerkliği ve iktisadi bir mantık çerçevesinde hareket etmesinin önemi daha da anlaşılıyor.

Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu, geçen hafta yılın üçüncü enflasyon raporunu açıklarken, “Tüm dünya resesyondan etkilenecektir, ancak buna en az tepki verecek ülke Türkiye’dir. Dünyadaki gelişmeler bizi etkiliyor, son 10 günü çıkardığımızda son bir ayda en az değer kaybeden para birimi Türk lirası.” İfadelerini kullandı.

Bir numaralı önceliği “fiyat istikrarını sağlamak” olan Merkez Bankası’nın başkanı enflasyondaki garabeti, tutmayan hedeflerini anlatmak yerine “resesyona girmeyeceğimiz” müjdesini(!) veriyor. Açıklanan enflasyon raporunda, Ocak ayındaki bu yılın ilk enflasyon toplantısında yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 11,8’den yüzde 23,2’ye, Nisan ayındaki toplantıda yüzde 23,2’den yüzde 42,8’e yükselten Merkez Bankası, bu senenin üçüncü toplantısında da enflasyon tahminini yüzde 42,8’den yüzde 60,4’e yükseltiyor ama başkan kamuoyuna “son 10 günü saymazsak 1 ayda en az değer kaybı TL’de” diyebiliyor.

Son 10 günü saymamak!! Bunun gibi mesela ihracat rekorundan bahsedelim, ithalatı çıkaralım, cari açığı falan göz ardı edelim, fakirleşen milyonları görmeyip sadece tıklım tıklım lüks restoranları görelim. Sebebini es geçip büyüme rekoru kıran kart harcamalarıyla böbürlenelim. “Var ki harcıyorlar” falan diyelim. İşimize gelmeyenleri saymadığımızda, görmediğimizde, hesaba katmadığımızda gerçekten de “ekonomi çok iyi”, “bütün dünya bizi kıskanıyor” bile diyebiliriz!

Merkez Bankası başkanının İSO’da, sanayicilerle yaşadığı tartışma ise ayrı bir ibretlik tablodur. Bir merkez bankası başkanının, siyasi iktidarın yanlış politikalarının neden olduğu enflasyona karşı kendilerini korumak isteyen ve üretimde sürekliliği sağlamak isteyen sanayicileri “stokçuluk” yapmakla suçlaması “yorumsuz” bir durudur. Kendi sorumluluğundaki enflasyonu bırakın düşürmeyi, iktisat dışı daha doğrusu siyasi rantı önceleyen tuhaf politikalarla daha da azdıran, koyduğu hedeflerin yanından bile geçemeyip her toplantıda 15-20 puan hedef güncelleyen bir kurumun başkanının “stokçuluk” suçlamasına, sanayicilerin tepkisi ise normaldir ve gereklidir.

Şaka bir yana ekonomi yönetiminin önemli mevkilerinden birini işgal eden, para politikasının işleyişinden sorumlu makamın sahibi bir ismin böylesine iktisat dışı, akılla mantıkla bağdaşmayan bir ifadeyi kullanmasına şaşırmak mı, endişelenmek mi gerekir acaba? Uygulanan her bir politikadaki yanlışın, yapılan her bir hatadaki ısrarın maliyetinin milyonlarca insanın emeğinin ve rızkının heba olması, erimesi gibi bir sonuç ortadayken, Cumhuriyet tarihinin en büyük kitlesel fakirleşmesiyle yüz yüze bulunurken, bu kadar ciddiyetsiz bir ifadeyi kabul edebilmek mümkün değil. En hafif tabiriyle milyonlarca insana yapılmış bir ayıptır ve belki de bu işin üstesinden gelinemeyeceği durum söz konusuysa istifa da bir hizmettir.