Düne kadar başta Türkiye olmak üzere, tüm dünyaya insan
hakları ve demokrasi konularında ders vermeye çalışan koskoca Avrupa
Birliği, bir gün bir başkasının karşılarına geçip, kendilerine bu konularda
çağrıda bulunacaklarını akıllarının ucundan bile geçirmezdi; ama bu da oldu.
Bir başka kıtadan, çok da sıcak bakmadıkları farklı bir renk tonundan bir
vatandaş geldi ve onlara dostça bazı hatırlatmalarda bulundu. Daha doğrusu
uyardı desek, çok da yanılmış olmayız. Uyarıyı yapan Büyük Patron olunca,
koskoca yaşlı kıta adeta suspus oldu. Açıkçası, oh da oldu...
Eminim bu uyarıyı yapanın kim olduğunu hemen
anlamışsınızdır. Evet, ABD Başkanı Barack Hüseyin Obama dan bahsediyorum.
Obama, giderayak son iki döneminde içinde birikenleri adeta Avrupa ya, daha
doğrusu AB üzerinden Almanya ya kustu. Dolayısıyla, AB olarak geçen
eleştirilerin büyük bir kısmını siz doğrudan doğruya Almanya olarak kabul edin.
Nitekim, Alman basını da bunu böyle anlamış görünüyor.
Örneğin, Obama nın Hannover kentindeki temaslarını ve verdiği mesajları
irdeleyen Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi Obama nın Başkan olarak
muhtemelen Almanya ya yaptığı bu son ziyarette Avrupalılara öz güven çağrısını
bu kadar güçlü bir şekilde yapması hem memnun edici, hem de düşündürücü
derken; Münster de yayımlanan Westfälische Nachrichten gazetesi ise aynen şu
ifadelere yer veriyor: Obama nın Avrupalılara yükümlülüklerini hatırlatması
doğru, ama aynı zamanda da neredeyse utanç verici bir durum.
Avrupa bu ayıbı ne kadar taşıyabilir, bundan çok emin
değilim ama bu uyarı sonrası AB nin, pardon Almanya nın kendisine gelmesi epey
bir süre alacağa benziyor. En azından artık başka ülkeleri eleştirirken
kendilerine tencere dibin kara, seninki benden kara denilebilir.
Peki, Obama ne dedi Aslında Obama sadece var olan bir
durumla ilgili durum tespiti yaptı. Avrupa da yükselen sağcı-popülist,
otoriter, ırkçı siyasi hareketlerin-partilerin ve İslamofobi nin (AfD ve PEGİDA
örneklerinde görüldüğü üzere) endişe verici bir boyuta ulaştığının altını
çizerek, AB nin üzerinde kurulduğu demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve
çoğulculuk gibi değerlerin bunları reddetmesi gerektiğini söyledi.
Bu noktada, Ben bugün buraya, Avrupa nın kalbinde şunu
söylemek istiyorum: ABD ve tüm dünyanın ihtiyacı olan, güçlü, refah içinde
olan, birliğini sağlamış ve demokratik bir Avrupa dır. ifadelerini kullanan
Obama; ABD ve Avrupa nın demokrasi, çoğulculuk, hukuk devleti ve basın
özgürlüğü gibi değerleri güçlü şekilde savunmaya devam etmesi gerektiğine vurgu
yaptı. Siyasetçilerin ekonomideki sorunlara, eşitsizliğe ve sığınmacı krizine
çözüm getirememesi durumunda, bunun ırkçılık ve ayrımcılığı arttırabileceği
uyarısında bulundu.
Obama nın bu çıkışı, bir günah çıkartma olarak kabul
edilebileceği gibi, diğer taraftan tarihi bir itiraf olarak da kaydedilebilir.
Obama, ciddi manada AB nin dağılma sürecine girdiğinden ve otoriterleşmeye
başladığından, daha yerinde bir tabirle genetik kodlarına dönüyor olmasından
endişe duyuyor.
Dolayısıyla, Obama nın ABD nin de hatalarını ortaya
koyarak yaptığı bu özeleştiriyi şu şekilde de okuyabiliriz: 1) Obama, Batıyı
Batı yapan değerlerin yok olduğunu; 2) Bu değerlerin kaybolmasıyla birlikte tüm
dünyaya evrensel olarak takdim edecekleri, dayatacakları herhangi bir başka
şeyin kalmayacağını; 3) Bu değerlerin aynı zamanda Batıyı kendi içinde bir ve
güçlü tutan bir tutkal vazifesi gördüğünü, 4) Bunların kaybolmasıyla birlikte
Avrupa da milliyetçiliğin tekrar yükselişe geçeceğini; 5) Bunun sonucunda önce
AB içinde keskin bir bölünmenin yaşanacağını ve bunun kaçınılmaz olarak Batı
içinde yeni bir bölünme-çatışmaya yol açacağını; 6) Bu gelişmenin ise ABD
hegemonyasının sona ermesi ile eşdeğer olacağının altını çiziyor.
Yoksa Obama nın derdi ne demokrasi ne de insan hakları.
Esas olan ABD çıkarları ve bu bağlamda ABD gücünün temel üç sacayağından biri
olan Avrupa nın kontrolü. Bunun yolu da, BAB olarak başlattıkları sürecin,
zayıflatılmış bir Almanya ile birlikte AB olarak devam etmesinden geçiyor. Eğer
Almanya sorun olmaya devam eder ise, bunun gereğinin yapılacağının da çok net
bir şekilde altını çiziyor.
Ukrayna-Kırım krizi ile birlikte Rusya noktasında oynanan
oyun ortada. ABD, Almanya nın bu oyununu bozmuş durumda. Merkel in son dönem
paniğinin ve Türkiye sevdasının ardında da bu husus yatıyor. Çünkü ellerinde
bir tek Türkiye kaldı. O yüzden kendi ülkesindeki ve AB içindeki tüm itirazlara,
tepkilere rağmen Türkiye ile ilişkileri güçlü tutmaya çalışıyor. Fakat
hatırlatmak gerekir ki, Türkiye bu oyunu daha önce yaşadı ve bunun ne anlama
geldiğini gayet iyi biliyor.
Eğer Merkel gerçekten Türkiye ile ilişkilerinde samimi
ise, o zaman işe önce içlerindeki PKK lıları temizlemekle başlar ve Türkiye ye
karşı yürütülen vekâleten savaşta pozisyonunu tekrar gözden geçirerek, ona göre
adım atar. Aksi takdirde, Şansölye Merkel avucunu yalar!