Merhum Şevket Kazan hakkında bir anı…

Abone Ol

Adnan Bey, merhum Şevket Kazan’la alakalı biz de bir anımızı yazalım istedik.  Bilmem isâbet kaydeder mi? Merhum Kazan’la anım şudur; Yer; Ankara, Ayrancı… Yıl; 1983… Avrupa Milli Görüş Genel Merkezi’nden ve birkaç bölgeden olmak üzere toplam 10 civarında kişiydik...

O gün IGMG’den Ali Yüksel abi ve Erdoğan Karadeniz de vardı... Merhum Erbakan Hoca siyasi yasaklıydı ama çalışmalarını hiç aksatmıyor, teşkilat altyapısını da güçlendirmek için eğitim çalışmaları yapıyordu... Ayrancı’daki evin salonunda bize, Avrupa’da yapacağımız teşkilat çalışmalarını bir karton şema üzerinden anlatıyordu... Hepimiz oturmuş pür dikkat dinliyor, notlar alıyorduk...

Ayakta, Erbakan Hocamızın sol yanında dikilen biri vardı... En az iki saat ayakta, aynı noktada, üzerinde teşkilat şeması çizilmiş kartonu tuttu, sabır ve metânetle... İşte o isim, rahmet-i Rahman’a kavuşan Şevket Kazan’dı. Allah (cc) rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. (Hamdi Tabanlı, Eskişehir Saadet Partisi İl Eğitim Başkanı)

HAYRA VESİLE OLDUK, NE MUTLU!

Geçtiğimiz hafta sonu gecesini Tahtakale’nin karanlık sokaklarından ‘evsizler’le geçirdim; Saadet Partisi Fatih İlçe Gençlik Kolları Başkanı Muhammed Safa Ocak ve Yavuz Parto ile birlikte. Unutulmaz bir geceydi benim için.

O geceden izlenimlerimi ve notlarımı bu köşede paylaştım.

İyi ki de paylaşmışım! Sonrasında ne oldu, biliyor musunuz?

İstanbul’un ve Türkiye’nin farklı noktalarından telefonlar, mesajlar aldım. Telefon edenler ve mesaj gönderenler dediler ki;

“Adnan Bey, biz de bu evsizlere yardım etmek istiyoruz. Yanlarında olmak istiyoruz…”

Ne kadar hoş, ne kadar güzel…

Bu mesajların uygun olanlarını sevgili Muhammed Safa Ocak’a ilettim. Sonrasında da dudaklarımdan şu 12 kelime döküldü; “İnşallah hayra vesile olduk... Ne iyi ettim de gittim, evsizlere… Yine giderim…”

KORONA’YA MEKTUP!

Biliyorum ki sen semavi âlemlerden gelen bir misafir, bir konuk, memur, elçisin dünyamıza. Bir müddet görevini yapıp geri döneceksin. Bize ayna oluyor, karanlık noktalarımıza ışık tutup yüzleştiriyorsun.

Her ne kadar ansızın gelip düzenimizi bozduysan da her misafir gibi 1 alıp en az 9 bereket bırakıyorsun.

Senden korkmuyoruz, sen de Allah’ın bir yaratığısın, O’ndan izinsiz hareket etmezsin, edemezsin. Sayende dünya olarak toplu, ağır bir sınavdan geçiyoruz. Bütün yaşadıklarımız yepyeni başlangıçların öncüsü olabilir, olsun...

Hazır Allah (cc) bir dinlenme fırsatı vermişken, takdir-i ilahiye güvenerek, her şerden çok hayırlar çıktığına inanarak, yaşam enerjimizi azaltmadan,  ümitlerimizi soldurmadan verdiğin ödevleri çözmeye çalışıyoruz.

Aziz misafir!

Baksana dünyamızda, sayende bir iki haftadır siyasi gerginlik, gerilim, anlamsız, boş kavgalar yok!

Siyasetçiler virüs nedeniyle ilk kez kendi canlarının derdine düşünce yelkenlerini suya indirdiler. Kin, nefret kokan cephe savaşlarına paydos dedin. Geçici de olsa huzurlu bir ortam var.

Kibir abidelerine, tüm dünyaya, şımaran, azgınlaşan bizlere diz çöktürttün dostum!

‘Mağrurlanma, senden büyük Allah var’ diye haykırdın sağır kulaklarımıza! Yüreğimizi hoplattın!

Neler demiyorsun ki bizlere; “Misafirsin, kulsun, haddini aşma, yarım nefeslik canın var, ölümlüsün! Sana hayat vereni, şah damarını kudret elinde tutanı,  dünyanı, evreni yaratan yegane güç ve kudret sahibini tanı, bil! Onun hidayetine, rahmetine, marifetine ve mağfiretine koş! Yarın çok geç olabilir.”

“Ey ölümlü gafiller! Kendinize gelin; bireysel, toplumsal, küresel, idari günahlarınızı görün, itiraf edin, istiğfar edin! Bunu yapmazsanız bugün görmezden geldikleriniz yarın göz açtırmayacak, duymazdan geldikleriniz yarın kulaklarınızı sağır edecek!

Misafirken ev sahibi havalanmalarını bırakın.”

Sevgili Korona,

Allah seninle bizi kampa aldı. Şapkamızı önümüze koyup hayatın amacını sorgulamaya, davet ediyor.

Resmen Ramazan ayında gibiyiz. Nefis muhasebesine soktun bizi.

“Durun bakalım! O kadar telaşlı yaşıyorsunuz ki biraz ara verin, dinlenin, soluklanın… Savaşlar, kavgalar, kin, nefret ve düşmanlıklar, zulümler dursun. Hakça paylaşın size verilenleri. Çünkü bu kargaşa, kavga, hırslarınız size hiçbir şey kazandırmadı. Tam tersi insanlığınızı kaybettiniz. Eğer savaşacaksanız, açlıkla, yoksullukla ve nefsinizle, kininizle düşmanlık duygularıyla savaşın!” diye haykırıyorsun.

Sevgili minik Korona!

İnancıma göre insanların taşkınlıkları ve azgınlıkları günah havuzunu taşırınca belalar da taşar. Benim bu günah havuzunun taşmasında bir damla bile olsa vebalim, payım varsa diye korkmalıyım, öyle değil mi?

Kimseyi suçlamadan, herkes kendine düşen hisseyi düşünsün, sözlü ve fiili tevbe, istiğfar etsin. Çünkü, “Kimse kendini temize çıkarmasın, ancak Allah temize çıkarır.” der Kur’an-ı Kerim...

İğneyi önce kendine batırabilirsen, çuvaldızları başkalarına batırmaya sıra gelmez.

‘Senin günahların sana yeter! Başkalarının günahını sayıp durma, görüp durma’ dersin ey kardeş!

“Yaklaşıyor yaklaşmakta olan... Gülüyorsunuz ağlanacak halinize” buyurur Allah (cc).

“Bedenimizdeki kalbin yeri neyse kainatta Kâbe’nin yeri odur. Kalp durursa kişisel kıyamet koptuğu gibi kainatın kalbi Kâbe ve içindeki tavaf ve senin kalbindeki tevbe, dualar, gözyaşları durursa kıyametimiz kopacaktır. Titreyelim, silkelenelim kendimize gelelim” dersin.

Ey dost! Ne olur, fazla acı verme de selametle uğurlayalım seni geldiğin yere! (Mustafa Köse)

ÇANAKKALE DESTANI

Hiç beklemiyorlardı

Bir binanın tuğlaları gibi

Kenetlenmiş,

Karşılarında duracağımızı.

***

Hiç bilmiyorlardı

Elimizde silah az olsa da

Maneviyatımızdan,

Güç alacağımızı.

***

Hiç düşünemiyorlardı

Esir düşmüş yaralıyı sırtlanıp

Elimizdeki ekmeği,

Onunla paylaşacağımızı.

***

Hiç ihtimal vermiyorlardı

“Hasta Adam” halimizle

Çanakkale’yi,

Geçilmez yapacağımızı.

***

Ve hiç anlamıyorlardı

Kınalı kuzular olarak

Asla,

Kula kulluk yapmayacağımızı.

(Abdullah Kara)