Millet olarak, ümmet olarak çocuk dendiği zaman akan
sular durur bizim için. Gülen bir çocuk, mutlu bir bebek gördüğümüz zaman biz
de güler ve mutlu oluruz. Hangi coğrafyada olursa olsun ağlayan bir çocuk, zor
durumda olan bir bebek gördüğümüz zaman ise kalbimiz acır, hüzünleniriz.
Bizim için çocuk her şeyden daha kıymetlidir. Onlara, bu
dünyada bize yepyeni, taptaze bir nesil, asıl hayatta da cennet anahtarı olacak
sebepler olarak bakarız. Böyle baktığımız için de herhangi bir sebepten dolayı
acı çeken çocukları gördüğümüz zaman yüreğimiz dayanmaz. Ebeveynleri tarafından
kızılan, darp edilen veya zalimlerin ellerinde türlü zulümler gören çocukların
masum ve mazlum gözleri bizi derinden yaralar.
Geçtiğimiz günlerde böylesi yeni bir yara daha aldık.
Üvey annesi tarafından işkence gören çocukların haberlerini duyduk ve o
görüntüleri yüreğimiz kanayarak izledik. İzlerken İnsanlık nerede dedik.
Yaratılış olarak da daha şefkatli olan kadının nasıl olup da bu kadar vicdansız
olabileceğini düşündük. Ne kadar ceza
verilirse verilsin yetersiz olacağını düşündük. Vicdandan yoksun olmanın
aslında bir insan için en büyük ceza olduğunu da...
Öyle ya Allah Rasülü, çocuğunu hiç sevip öpmediğini
söyleyen bir adama Allah senin kalbine merhamet koymamışsa ben ne yapabilirim
diyordu ve bırakın işkence çektirip eziyet etmeyi, sevmemeyi, öpüp okşamamayı
bile vicdansızlık olarak görüyordu.
Biz, böylesi merhametli bir dinin mensuplarıyız. Bir
çiçeği dahi dalından kopardığımız zaman onun ağlayacağına inandırılarak
büyütüldük ve kıyamadık. Çocuklarımızın, Rabbimizin bize verdiği en büyük
emanetler olduğuna inandık ve el üstünde tutmaya çalıştık. Bu yüzden bu ve buna
benzer haberler duyunca daha derinden sarsıldık. Kınadık, eleştirdik, kızdık,
ateş püsküren paylaşımlarda bulunduk. Ama belki bizim de çocuklarımıza işkence
yapıyor olduğumuzu ve farklı farklı cezaları hak ettiğimizi düşünemedik,
anlayamadık.
Evet, medyaya yansıyan, yansımayan nice işkence haberi
var hepimizin kızdığı, kızmakta da haklı olduğu. Peki ya ey anneler babalar,
biz çocuklarımızı nasıl yetiştiriyoruz acaba Gördüğümüz fiili işkencelere,
zulümlere en azından buğz etmek hepimizin dini bir görevidir elbette. Peki ya
psikolojik işkenceler Ya manevi zulümler Farkında olarak veya olamayarak
bizim yaptığımız eziyetler
Biz çocuğumuza işkence yapmıyoruz diyebilirsiniz. Fakat
kastettiğimiz dövmek, darp etmek, itip kakmak değil. Kastettiğimiz onların
kalplerini boş bırakarak veya olması gereken şeylerle doldurmasına yardımcı
olamayarak manevi anlamda eziyet etmek.
Haydi, soralım kendimize, birçoğumuz küçük kızımızın
ısrarına dayanamayarak aslında giymesinin uygun olmadığı kıyafetleri ona
almıyor muyuz Yine birçoğumuz içinde olup bitenleri umursamadan, marketlerin
renkli raflarını evimize doldurarak çocuklarımızı zehirlemiyor muyuz Ya da
hangimiz biz ev işlerimizi yaparken veya bir arkadaşımızla muhabbet ederken
çocuğumuzun izlediği çizgi filmlerin içeriğinden tam olarak haberdar Normalde
diz kapağı ve göbek arasına bakmanın da göstermenin de haram olduğunu
anlattığımız çocuklarımızın izledikleri en masum film ve çizgi filmlerin bile
mini etekli yahut şortlu karakterlerle dolu olduğunu hangimiz görüyoruz
Tabletlerinde çocuklarımızın vicdandan yoksun büyümelerini sağlayan şiddet
içerikli oyunlarla beyinlerini zehirlendiğine hangimiz şahit oluyoruz
İlla çocuk olmaları da gerekmez. Ben yaşayamadım kızım
yaşasın, ben okuyamadım kızım okusun diyen güya vicdanlı anneler! Ya da Koca
eline mi bakacaksın diye kızlarını büyütenler, ya siz nasıl nesiller
oluşturduğunuzun ve şeytanın, kadının fıtratını bozmaya yönelik çalışmalarına
nasıl destek olduğunuzun farkında mısınız El ne der inancıyla çocuklarını
bir makine misali yetiştiren ve kapitalist düzenin bir kölesi olmaya mecbur
bırakan babalar, ya siz asıl önemli olanın evinizi renklendiren onur kaynağı
diplomaların değil, temiz ve yüreği zengin evlatların olduğunun farkında değil
misiniz
Belki çoğumuz hak ettiği halde çocuğuna bir fiske vurmaya
bile kıyamayız ama maalesef farkında olarak ya da olmayarak onlara çok fazla
işkence ederiz. Asıl yaradılış gayemizi anlatmayarak, dinimizin gereklerini
öğrenme işini yalnızca yazın gönderdiğimiz kurs hocalarına bırakarak, her
beklediklerini yapıp her istediklerini vermek suretiyle şımarık yetişmelerini
sağlayarak, zihinlerini akşama kadar gereksiz şeylerle doldurmalarına izin
verirken kalplerini asıl gıdalarla beslemeyerek, kendi kullandığı eşyayı dahi
alıp yerine götürmeyi düşünemeyen ve beceremeyen, vicdansız, sorumsuz,
namazsız, abdestsiz, günah-sevap kavramından habersiz, umarsız evlatlar
yetiştiririz ki bu da en az fiili işkence kadar önemsenmesi ve önlemler alınması
gereken bir konudur. O halde herkes elini vicdanına koysun ve sorsun kendine
Acaba ben de çocuğuma işkence ediyor muyum diye