Merhamet liderliğini kaptırmayışımız…

Abone Ol

Bu sütunun okuyucuları yanlışlıklarımızı, ne kadar sıklıkla irdelediğimden yoruldu belki de. Yok mu hiç iyi hasletlerimiz diye, belki de moral olarak çöktü.

Olmaz olur mu, en yanlış işlere bizim topraklarda rastlansa da en merhametli zirveler de hamdolsun yine ülkemize ait. Batı’nın asla tanımadığı, milyonlarca sığınmacıyı her seferinde misafir etme maharetimizi kaç kez yazdım.

Ancak Batı’da sosyal güvencesi olmayan bir kişinin ölme sınırında bile, hastane eşiğini geçmesine imkân yokken, okuduğum bir haber merhamette nasıl dağ olduğumuzu açıklamakta idi.

“Sahipsiz kalan Alman kadın 2 yıldır hastanede kalıyor.”

“Almanya’da âşık olduğu evli sevgilisiyle birlikte yaşamak için 32 yıl önce Adana’ya gelen ve eşi öldükten sonra beyin kanaması geçiren Bernhardine Krall (79), kimse sahip çıkmayınca 2 yıldır hastanede kalıyor. Adana’dan Köln’e giden İ. Tanrıkulu, çalıştığı iplik fabrikasında geçirdiği iş kazasında parmakları kesilince tedavi için kaldırıldığı hastanede, bakıcı B. Krall ile tanışıp ona âşık oldu. Evli ve 7 çocuk babası Tanrıkulu, taburcu edilmesinin ardından 1983’te Krall ile Türkiye’ye geldi. Krall, bir kız çocuğunu ise Almanya’da bıraktı. Tanrıkulu’nun 2002 yılında akciğer kanserinden vefat etmesine rağmen ülkesine dönmeyen Krall, Türk sevgilisinin çocuklarıyla yaşamını sürdürdü.

Tanrıkulu’nun kızının yanında kalan Krall, yaklaşık 2 yıl önce geçirdiği beyin kanamasının ardından Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi altına alındı. Almanya’da herhangi bir sosyal güvencesi olmayan ve herhangi bir yakınına ulaşılamayan kadının, tedavi masraflarını hastane üstlendi. Ancak, tedavisi tamamlanıp taburcu edilmesi gereken Alman kadın, bugüne kadar bakımını üstlenen sevgilisinin kızı kabul etmeyince ortada kaldı. Bunun üzerine hastane yetkilileri, Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği ile irtibata geçip yardım istedi.

Hastanenin başvurusu üzerine Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği, Alman kadının hayatta bir kızının olduğunu ona da ulaştıklarını, ancak kızın Türkiye’ye gelerek annesini almayı reddettiğini bildirdi.

Hem üvey kızı, hem de öz kızı tarafından kabul edilmeyen Alman kadın, 2 yıldır hastanede kalıyor.

Hastanın hastaneye geldiğinde beyin kanaması geçirdiğinin tespit edildiğini ve yapılan müdahalenin ardından hayatta kalmasının sağlandığını belirten yetkili, ‘Artık hastanemizin yapabileceği bir şey yok, bu kadın evde de kalabilir. Ancak biz yaptığımız bütün müracaatlarda kadını alabilecek kimseyi bulamadık, bunun üzerine devlet yetkililerine başvurduk şimdi onlardan gelecek cevabı bekliyoruz. Bu hasta hastanemizde kaldıkça başka hastaların tedavi edilmesini de engelliyor. Kendisi geçirdiği beyin kanaması nedeniyle felç kaldı. Yatağa mahkûm yaşıyor. Hastane dışında da bakımı mümkün’ dedi.”

Elbet hikâye hüzün tonunda.

Kimsenin bakmak istemediği bir kişi ortada kalıyor.

Fakat Batı’ya öğrenci olarak gönderdiğimiz gençler ne kadar çok anlattılar: “Ölecek derecede hasta idik, ateşler içerisinde yanıyorduk, patlayan apandisitle acilen ameliyat gerekli idi, sosyal güvencemiz olmadığı için hastanenin kapısından bile sokmadılar.”

Hastaneye alınmayan Suriyeli mülteci kadın asfaltın üzerinde doğum yapmıştı da, yine kılları kıpırdamamıştı katı kalpli Batılıların.