İnsanlığın merhametle arasına mesafelerin girmesi günümüze has bir durumdur. Her çağda ve devirde merhametsiz insanlar olmuştur. Ama günümüzde yaşanan durum daha farklıdır ve daha vahimdir. Çünkü günümüzde merhametsizlik kitleselleşmiş, toplumların tümüne sirayet etmiş durumdadır. Bunun asıl nedeni de batılıların kültürel olarak tüm dünyayı dönüştürmeleridir.
Batılılar yıllarca kilise ve feodal beylerin tahakkümü altında hep yokluğa sahip oldular. Var olan onlar için sadece efendilerine ve ruhbanlarına hizmetti. Ama ne zaman ki, efendileri ve ruhbanlarının egemenliği sarsılmaya başladı; işte o zaman sahip olma duygusu benliklerini sardı. Adeta içlerindeki o insancıl duygular, tahrif edilmiş de olsa, Hz İsa’nın ahlaki öğretileri kaybolup gitti. Yerini menfaat girdabında debelenen, kalplerini hırs ve rekabet kuşatmış insanlara bıraktı.
Yukarıda ifade ettiğimiz gerçek, bizim dışımızda cereyan eden bir durum. Fakat batının düşünce ve yaşayış atlasının dışında kalanların, merhametle olan irtibatının zayıflamasını nasıl açıklayacağız? Bizim açımızdan üzerinde durulması gereken asıl husus burasıdır. Özellikle İslam’a teslim olmuş kalplerden merhamet yerine kin, nefret ve intikam çıkması kabul edilebilir bir durum değildir. Çünkü merhamet Allah tarafından insana nakşedilmiş ilahi bir nefestir. Bu nefesin daralması ve onun yerine kin, haset, şiddet ve intikam gibi şeytani iğvaların geçmesi Müslüman tahayyülünün sınırlarını zorlamaktadır. Kalplerimiz katılaşmış, gözyaşlarımız kurumuştur.
Bizlerin merhametle olan irtibatının kopmasının temel sebebi, yukarıda belirttiğimiz gibi batılı düşünce ve yaşam tarzının Müslümanları dönüştürmesi ve bu yaşam tarzının Müslümanlar nezdinde normalleşmesidir. Modern hayatı bu derece içselleştirebilmemiz yoğun bir çalışmanın ürünüdür.
Batının gönüllü ajanlığını yapan aydınlar tarafından toplumun sinir uçlarının törpülenmesi, medeniyetimizin hassas noktalarına yapılan oryantalist saldırılar ve pak, duru ve sabi zihinlerin batının kavramsal lağımlarıyla kirletilmesi bizi bu hale getirmiştir. Batının üzerimize abanan kurumsal ve kavramsal kodları bizi aslımızdan uzaklaştırıp yeni bir insan tipi ortaya çıkardı adeta. Değer kavramının içini “fiyat” ve “bedel” ile doldurmaya çalışan güruhlar yetişti bu medeniyetin topraklarında.
Toprağın değersizleşip göçün bir kurtuluş yolu olmasıyla Anadolu’nun irfan sahibi sakinleri çarpık kentlerin çarpık zihin atlasında kendilerine bir yer edinemediler. Ortaya arada kalmış toplumsal gerçeklik çıktı. Modern dünyanın cezbeden yönü ile kendi kültür kodlarının irfanı arasında bocalayan fertler ürettik. Tükenen merhametin pazarlamasını yapan vicdan simsarları görmeye başladı bu toplum. Yakıcı ve yıkıcı bir gerçek var ki, o da kalbi köprülerimizin yıkılmaya terk edildiğidir.
Merhamet mazlumun en korunaklı sığınağı, güçlünün ise kurtuluşa açılan kapısıdır. Bu yüzden kalpleri donmuş insanlık için merhamet aşısı yapmalıyız. Kalplerimizi üzerindeki yosunlardan temizleyebildiğimiz vakit; merhamet, insanlığımızı yeniden gündeme taşıyacaktır.