Bu İşler, Karışık İşler
CHP artı MHP’nin Çankaya adayı Ekmel Bey, kendisini aday yapanlara teşekkür konuşmasında Kemal Kılıçdaroğlu yerine Kemal Alemdaroğlu demiş.
AKP adayını destekleyen medyada bayram var.
“Ekmeleddin Kemal’leri karıştırdı!”
Durup düşünmek yok. Acaba niye karıştırdı
Gerçi onların düşünmelerini önlemek için tedbirini hemen almış Ekmel Bey. Diğer ihtimalleri akıllarına getirmesinler diye, yorgunluktandır demiş.
Halbuki Ekmel bey bir karıştırma uzmanıdır ve karıştırarak gelmiştir her nereye gelmişse..
Yani, Bahçeli ile Kılıçdaroğlu’nu birbirine karıştırırsa,
MHP’lileri, CHP’lilere karıştırırsa aman ne güzel karıştırmış oluyor da bir Kemal Alemdaroğlu’nu mu ayrı tutacaktı bu karışımdan
Hem kim iddia edebilir, Ekmel Bey’in de geçmediğini Alemdaroğlu’nun ikna odalarından
Böyle ihtimallerin akıllara gelmesini engellemek için başka neler yapıyor Ekmel Bey
Akif’in şiirlerini karıştırıyor!
AKP adayını destekleyen medyada yine bayram var. İstiklal Marşı ile Çanakkale marşını da karıştırdı.
Ordadoğu’da nereleri karıştırdığı veya muhalefeti nasıl karıştırdığı araştırılıp konuşulacağına, Ekmeleddin Bey’i edebiyat dersinden ikmale bırakalım, kolaylığındadır iktidar tarafları.
“Yazıklar olsun” diyor diğer aday.
“Babasının arkadaşlarına saygısı yok!” derken meydanlarda, tv kanallarında,
“Dinime dahleden bari müselman olsa” misaline girmiyor rakibi aday Ekmel Bey.
Deyiverse, “Ama senin de Hocana saygın yoktu.”
Doktor El-Ezher’den Hasta Nerde
28 Şubat’ta bu ülkede El-Ezher diplomalıları YÖK’cü Kemal Gürüz kanunlarıyla tahsilsiz sayan CHP ve MHP’nin Çankaya için ortak adayları El-Ezher’den doktoralı… Arabca ve Farsca biliyor.
Nereden nereye…
Bizim gazetemizde hemen hergün Osmanlıca öğrenmeliyiz yazıları yazarken M.Şevket Ağabey, Habertürk kanalındaki programında Murat Bardakçı, Osmanlıca bilmeyen tarihci olamaz, ben onlarla tartışmam, diyor.
İşte size bir nereden, nereye daha.
70’li yılların tam ortasındayız.
MTTB’deki faaliyetlerimizin arasında “Osmanlıca Kursu” da var. Hazırladığımız ve binamızın camlarına, ilan tahtasına astığımız ilanımızda özellikle bir fakülteyi vurguluyoruz.
“Edebiyat Fakültesi talebelerine…”
Niye sadece Edebiyat Fakültesi
Diğerleri yasak da ondan.
Hergün ikişer kişi geliyor denetciler. Denetciler yani sivil polisler..
Genç genç insanlar.. Kurs dersanesine girip çıkanları tedirgin etmeleri yetmezmiş gibi, MTTB’nin diğer odalarına da sokuyorlar başlarını.
“Bu derslere Edebiyatcılardan başkası girmiyor, değil mi ”
“Anarşi”nin eğitimi engellediği Fakültelerde, sokaklarda, caddelerde yoktular ama, bir “osmanlıca kursu”nu engellemek yarışında çoktular. İşte o engellerdi bizi o derslere girip birkaç kelime daha öğrenmekten alıkoyan.
Dedik ya nereden, nereye…
Ekmeleddin Bey’in adaylığını destekleyen Kemal Kılıçdaroğlu’na, Kemal Alemdaroğlu’na, Kemal Gürüz de katılmalıdır.
Bahçeli Bey’in ilgilenmesi ve davet etmesi için bir hatırlatma yapalım dedik.
Son Görüntü: “Gülen” CHP
AKP’nin muhalefete malzeme vermekle görevli ünlülerinden yardımcısı Bülent Bey’in kadınların gülmelerini konu alan konuşmasına yankılar sürüyor.
CHP-MHP adayı Ekmel Bey de istifadeye kalkmış o beyanattan.
Kahkaha atan hanımlara “Ceza yazacağım”, demiş, karşı espri olarak.
Neden ceza
Neden bir ödül değil
Neden korkutma, teşvik değil, mademki çok çok taraftarlar.
Ekmel bey de çözmüş, CHP’li olmanın gereğini.. Çünkü CHP demek, önce ceza demektir.
Ve..
CHP’li kadınların kahkaha krizine girmelerinde, partilerinin yüzlerini güldürememesinin etkisi ne kadar
Ya da AKP’nin onlara hizmetinin elle tutulur, gözle görülür tescilidir bu.
Yardımcısı Bülent bey’in kadınların gülme yorumlarına, sloganlarla karşılık vermeyi sürdürüyor CHP’li kadınlar.
“Gülmek, devrimci bir eylemdir!”
Şimdi burada bir soru geliyor aklımıza.
Mutlaka cevap vermeil CHP’li kadınlar.
Üniversite kapılarında, ikna odalarında bizim kızlarımızı ağlatmanız, onları devrimci ya da değil bölücülüğünüzden mi kaynaklanıyordu
Çankaya adayları rahmetli Mehmet Akif’I gündemlerine almışlarken, onun adı üstüne kurulmuş bir fıkrayı aktaralım burada.
Rahmetli şairimizin cevabını öyle soruya böyle cevap olur ancak, esprisinin sınırlarında düşünürsek, maksadımızın yardımcısı Bülent bey’e destek olmadığını ve en doğru cevaptır bu, iddiasında da olmadığımızı anlatmış oluruz biz de…
Kadınlarımıza Dair
Merhum şair Mehmet Akif, Avrupada iken bir frenk kadını sormuş:
- Siz kadınlarınızı evden dışarı bırakmazmışsınız, yazık değil mi
Mehmet Akif:
- Ah madam.. demiş, biz de sizin gibi, yazıktır! deyip bir kere dışarı bıraktık, şimdi de içeri sokamıyoruz!
Yolu Koçlar Açtı
Bir dergi “Belgrad ormanı imara açılıyor” başlığıyla yaptığı haberi çimento kamyonlu karikatürlerle desteklemiş. Maksatları gerçekten Belgrad ormanlarını korumak mıdır Yoksa… Ormanların içine kendilerinin bizzat büyük patron dedikleri üniversiteler kurarken neredeydiler Kampüs binası etiketinin gölgesindeki villakentlerde yaşamak isteyen koçlar binlerce ağacı katlederken orada yoksa-lar.. Bugün Güniz sokakta oturanın, isteselerdi Çankaya’nın bahçesini de verirdim dediği o koç yavrularına koylar, körfezler peşkeş çekilirken, neyin karşılığında ve ne hakla veriyorsun sorusuna dahi cesareti yoksa-lar..
Bugün Belgrad ormanı sevdalısı mı oluverdiler Durup dururken olamayacaklarına gore, neyin karşılığında.. Karşı çıkanları iyi tanıdığımızdan, diyoruz ki bir tek sebebi vardır bu itirazlarının. Ormanlarının içindeki koç yuvalarının değerinin düşeceği tasasıdır hareket noktaları.. Herkes ormanlara koçluk yaparsa, gecekondu semtlerine dönmez mi oralar Korkuları bu. Bu ülkenin ormanlarını korumak önce bu ülkenin ormanlarına koçluk yapanlardan korumakla başlar, koçluk yapanları oralardan söküp atmaya niyetlenmekde bir erdemdir şimdi..
1987 senesinde, Şanlıurfa meydanındaki seçim mitingi kürsüsünden haykırıyordu RP’nin milletvekili adayı Mustafa Yazgan.
– Son Şanlıurfalı ölmeden teslim etmeyeceğiz bu toprakları size. Beni duyanlar kayda aldırsınlar ve duymayanlara da duyursunlar bu dediklerimi.
Güneydoğu’muzda tapuların hızla el değiştirdiğini bilen, gören RP adayı Mustafa Yazgan’ın o ikazını, ülkemizin diğer yörelerinde de artarak sürerken tapu hareketlilikleri herkesin bildiğini bilerek gündemimize taşıdık. 1 Mayıs 1941 tarihli bir dergide rastladığımız bu resim de belge olsun dediklerimize...
Filistin’de hergün yüzlerce çocuğu katledenler, acaba, “atalarımızın nasıl yaşadıklarını öğrenirlerse yüzlerine bakamayız,” utancından dolayı mı sürdürüyorlar cinayetlerini
Geçmiş zaman penceresinden
Hasisler
Meşhur hasislerden Kıtmir zade Resul Efendi bir soğuklama neticesinde hastalanmıştı. Kendisini muayene eden doktorlar endişe gösteriyorlar, bol bir surette terleyip vücudündeki zehirleri dışarı atarsa belki kurtulabileceğini söylüyorlardı. Fakat Kıtmir zadeyi terletmek için en kuvvetli ilâçlar tecrübe edildiği hald*. adamcağızın vü^ıdünde bir zerre nem hissedilmiyordu.
Mahallede evliyalığından şüphe edilen mübarek bir şeyh vardı. Bu şeyh hastanın baş ucuna gelerek dedi ki:
— Kıtmir zade sen mahalledeki fıka- ranın gözüne geldin ve betduasma uğradın. Bu hastalık Allahın bir cezasıdır. Eğer yirmi lira kadar bir parayı gözden çıkarıp fıkaralara bir mükemmel ziyafet çekersen Allah seni terletir ve bu hastalıktan kurtulursun.
Kıtmir zade: — Pekâlâ... Ben bir kere terliyeyim... Vadim olsun ki fukaraya yirmi liralık bir ziyafet veririm.
Şeyh buna razı olmadı.
— Hayır, dedi, evvelâ ziyafeti çekip fıkaraya amin çağırtmalısın ki Allah ta sana şifanı ihsan etsin.
Kıtmir zade yatağının altından altın dolu bir çekmece çıkardı ve liraları bir bir saymağa başladı; altınların sayısı onu bulunca Kıtmir zade durdu:
— Zannederim ki bu on lira yeter...
— Hayır... Biraz daha gayret et...
Altınlar on beşi bulunca hastanın boğazı tıkanmağa, elleri titremeğe başladı.
— On beşe de diyeceğ-niz yok ya...
Şeyh pazarlığa yanaşmıyor, kaşlarını çatıyordu:
— Hayır... Yirmi olacak...
Kıtmir zade ağlar gibi bir sesle liraları saymağa devam etti:
— Şü on altı, şu on yedi, şu on sekiz, şu on dokuz... Şu...
Fakat Kıtmir zade yirmiyi sayacağı zaman birdenbire yatağından fırlıyarak sevinçle bağırdı:
— Müjde terledim... Vücudüm su içinde kaldı... Fukaranın duasına hacet kalmadı.
Hasta hemen yerdeki paraları topladı, çekmeceye attı.
Dervişin Betduası
Bir ramazan akşamı bir evin kapısına bir ihtiyar derviş geldi, Allah rızası için kendisine yiyecek verilmesini rica etti.
Ev sahibi çok zengin bir adamdı. Fakat o nisbette de hasisti. Dervişi görünce:
— Bu ne rezalet, dedi, önüne gelen benim kapımı çalıyor. Burası imaret mi Benim kimseye bir şey vermediğimi daha öğrenemediniz mi
Derviş sakin bir tavırla: —Kızmayın, dedi, kendi keyfimden mi geldim sanıyorsunuz .. Elbet beni bir gönderen var ki geldim... Dilerim Allahtan beni gönderen yakın zamanda kendi de bu kapıya gelsin...
Zengin hasis bağırdı: — Kim miş o seni buraya gönderen bakalım
— Açlık ve hastalık...
Delikanlı Ve Ailesi-2
Delikanlı bu, tutulur bazen basireti,
Uzatılan tasmayı boynuna takıverir;
Tedbirli aile, bilir böyle esareti,
Hürriyet gibi çok değerli bir takı verir.
.
Delikanlı bu, her gördüğünü adam sanır,
Bir sahtekar bir gün belki onu kapıverir;
Tedbirli aile, kapıları iyi tanır,
Evlada cennete açılan bir kapı verir.
.
Delikanlı bu, baskınken duman kesafeti,
Puslu havalarda yol şaşırıp, duruverir;
Tedbirli aile, olsun diye feraseti,
Lokmayı arı verir, sütünü duru verir.
.
Delikanlı bu, seçemez sahteyi gerçekten,
Maske takmış sahtekara belki gülüverir;
Tedbirli aile, onu ayırmaz çiçekten,
Arar bulur, evlada yakışan gülü verir.
Ekrem Şama
İhmal mi kabahat mi
Başbakan Erdoğan, Çankaya yolundaki rakibi diğer aday İhsanoğlu’nu taraftarlarına tanıtmayı sürdürüyor.
“Suud Kralı bunun için bize iyi konuşmamıştı. Bunu alın demişti.”
Biz dediği, tanıkları ya da arkadaşları. Sayın Gül ve Sayın Davutoğlu.
Neden o gün halkla paylaşılmadı bu bilgi Yoksa Ekmel bey’i önemsememiş mi idiler
Lakin Ekmel bey hesap sorar pozisyonunu almış o “biz”lere.
“Beni savunmuyorsunuz!” demiş. Yani bir mecburiyetleri var gibi, mecburmuşlar gibi..
Buraları da açıklamalı Erdoğan.
Gazetelere yansıyan “Erdoğan ne dedi” haberlerinden çıkardığımız değerlendirmelere “ne olmuş olabilir” sorusuyla cevap arayalım.
Ekmel bey bir önceki görevinde iken, “Biz”lerle, yani Gül, Erdoğan, Davutoğlu ile arasında geçenlerden ne Kılıçdaroğlu’nun ne de Bahçeli’nin haberi olamayacağına göre..
Kimin/kimlerin haberi olmuş da Ekmeleddin İhsanoğlu’nu “bilenmiş aday” olarak çıkarmışlar karşılarına.
Ekmel bey’in orda yaptıklarını savunanlar mı onun aday olmasını istediler
Ekmel bey orda ne yaptığını, hükumet tarafı da niçin savunmadığını açıklamalıdır.
Milli Gazete doğrusunu yazıyor!
AKP’nin adayı meydanlarda halkına diyorki: - Bu monşer, İstiklal Marşımızı bilmiyor. (Halkına söyleyeceği başka birşey yok mu acaba İşsizliğe çare gibi..)
CHP artı MHP’nin adayı cevap veriyor, salondaki kadınların kahkalarını fon müziği yaparak: - Ben anamın sütünü emerken öğrenmiştim o şiiri. (Ağlamasını susturmuk için mi okuyorlardı Susmayınca altına mı bakıyorlardı )
- Buyünlerda neden boyle neşelısın be Salamon Fılıstın’daki bombaların isabet oranı mı seni böyle yulduruyor
- Burada yülünecek bişey bulamadığından mı senin aklına oralar geliyor Moiz
- Buralar derken..
- Ağnatayım da diğna. İstiklal Marşını tartışmayı bildikleri kadar, istiklallerine göz koyanları bilamamaları aklıma geliyor da..