Anayasa, yasa ve yönetmeliklerde herhangi bir kılık-kıyafet kısıtlaması yok. Devlet memurları kanununda, yasaklayıcı ve sınırlayıcı bir hüküm bulunmamasına rağmen kamuda çalışan bayanlar fiili bir uygulama ile en tabi haklarından mahrum ediliyor.
Kılık kıyafeti bahane eden yasakçı zihniyet, yıllardır yüz binlerce bayan çalışanın en temel haklardan çalışma özgürlüğünü de ihlal ediyor. En çok ihlalde kamu sektöründe yaşanıyor. Halbuki Anayasa, yasa ve yönetmeliklerde herhangi bir kılık-kıyafet kısıtlaması yok. Devlet memurları kanununda, yasaklayıcı ve sınırlayıcı bir hüküm bulunmamasına rağmen kamuda çalışan bayanlar fiili bir uygulama ile en tabi haklarından mahrum ediliyor.
Yüz binlerce bayan kamu çalışanı, inancının gereği taktığı başörtüsü nedeniyle ya ‘iş bırakma‘ ya da ‘başını açma‘ tercihine zorlanıyor. İdareci, öğretmen, doktor, mühendis, hemşire, ebe, hizmetli olarak görev yapan birçok kadın mağdur ediliyor.
En son yasakçı uygulama, birkaç hafta önce Bolu‘da hortladı. Ankara Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi‘nden, Bolu Köroğlu Devlet Hastanesi‘ne tayin edilen Dr. Zeliha Asiltürk, yeni görev yerinde 15 gün çalıştıktan sonra hastalarını muayene ettiği sırada apar topar görevden alındı. Başını açması için iki hafta boyunca uyarılan Dr. Asiltürk hakkında, herhangi bir soruşturma açılmazken ‘zorunlu yıllık izne‘ gönderildi.
AKP beyannamelerinde başörtüsü
Başörtüsü yasağı konusunda konjonktür ve reel politiği bahane gösteren AKP, 2002 seçim beyannamesinde "Eğitim hakkının sınırlanmasına neden olan düzenlemeler ve uygulamaları değiştirecektir" ifadesine yer verdi. Aynı beyannamede özellikle başörtüsü yasağına ithaf edilerek, "Üniversiteler, her çeşit düşüncenin demokratik bir ortamda, hoşgörü içinde öğretilip tartışıldığı, yasakların ve sınırlamaların olmadığı özgür bir foruma dönüştürülecektir" ifadesi kullanıldı. Acil Eylem Planı‘nda ise "Eğitimin önündeki her türlü engeller kaldırılacak" sözü verildi.
2007 seçim beyannamesinde, hem eğitim hem de temel hak ve özgürlükler alanında başörtüsü yasağından doğan ihlaller görmezden gelinerek, sadece "Temel hak ve özgürlükler konusunda, toplumun değişik kesimlerinin sorunlarına ve taleplerine karşı duyarlı olacak, bu alanda çifte standartlara ve siyasi istismarlara izin vermeyecektir" gibi bir ifadeye yer verildi.
Ancak ‘namus‘ açıklamaları, ‘velev ki‘ söylemlerine rağmen kangren sorun hala çözülmüş değil. Üniversitelerin çoğunda, hukuksuz yasak uygulanıyor. Kamudaki çalışan birçok bayan, görev yerinde hiçbir Anayasal ve yasal hüküm bulunmamasına karşın başlarını açmak zorunda kalıyor. Son 2023 vizyonlu beyannamede, başörtüsü yasağından ve eğitimin önündeki engellerden tek kelime söz edilmedi.
Son bir hatırlatma
Anayasa değişikliği girişimi, YÖK‘ün son hamlesi ve bazı üniversitelerdeki kısmi çözüm öne sürülerek, ‘Asıl siz haksızlık ediyorsunuz‘ diyenlere son bir hatırlatma yaparak, dosyayı noktalamak istiyoruz.
AKP üçüncü iktidar dönemi için halktan oy istiyor. Ve 2002‘ye göre, şartlar çok değişmiş. Bürokratik oligarşinin, siyaset üzerindeki vesayeti kalkmış. Surda açılmadık gedik kalmamış. Toplumsal ve siyasal zemin, tarihinde görülmemiş bir şekilde müsait hale gelmiş. Referandum sonrası yüksek yargının, yasağa karşı bütün direnci kırılmış. Anamuhalefet partisi, kinaye bile olsa ‘Türbanı ben özgürleştireceğim‘ diyen bir noktada artık.
Başta iktidar partisi içindeki bayanlardan olmak üzere her kesimden, ‘Meclis‘e başörtülü kadınların temsilcisi olmalı‘ sesleri yükseliyor. Ama listelerin açıklandığı gün bir kez daha, hayal kırıklığı yaşanıyor. Ve Başbakan, son kez aday olduğu listede topu taca atıyor.
24 milyon başörtülü kadını TBMM‘de temsil edecek, başörtülü bir adaya bile listede yer verilmiyor. Bu süreçte oldukça etkili olan ‘Başörtülü aday yoksa oy da yok‘ kampanyasını takdirle izledik. Ancak Başbakan bunu, ‘zayıf bir mantık ve yakışıksız bir kampanya‘ olarak değerlendirdi. Sebebi ise ‘bugün dünden daha iyiymiş‘.
Ancak aynı Başbakan‘ın kızı Sümeyye Erdoğan gittiği bir tiyatro gösterisinde kendisine sahnede müstehcenlik içeren nahoş hareketler yapıldığı gerekçesiyle, salonu terk etmek zorunda kaldı. Yine kendi gelini ABD konsolosluğunda ‘Fotoğrafı düzgün değil‘ diye mağdur edilerek, vize verilmek istenmedi.
9 yıldır tek başına iktidarda olan bir partinin genel başkanının hem de oy oranını girdiği her seçimde artıran bir Başbakanın; öz kızı ve gelininin hala mağduriyetinin konuşulduğu bir Türkiye‘de, bugün, dünden daha iyi denebilir mi?
Son YGS‘de ‘aç‘ tehdidi
Öğrencilerin kılık-kıyafet yasağıyla karşılaştıkları yerlerden birisi de, üniversiteye giriş sınavı. Geçtiğimiz yıl ÖSS sınavında bu yılda YGS sınavında, kılık kıyafet kısıtlaması olmayacağı duyuruldu.
Sınav kılavuzundaki, uyarılar bile kaldırıldı. Ancak uygulama, hiç de kitapçıklarda yazdığı gibi olmadı. Çünkü YGS sınavında, Türkiye‘nin birçok yerinden zulüm haberleri geldi. Ankara Batıkent Lisesi‘nde sınava giren öğrencilerden "ya başınızı açın ya da YGS sınavınız geçersiz sayılır" şeklinde tehdit gibi uyarı yapıldı. Bu da yetmedi başını açmayan öğrenciler için tutanak tutuldu. Bunun üzerine çok sayıdaki öğrenci başını açarak sınava girmek zorunda kaldı. Moral bozukluğu içerisinde sınava giren birçok öğrenci, çıkışta yaşadıkları şok karşısında gözyaşlarına boğuldu.
Manisa Salihli‘deki uygulama ise yasağın hala pervasızca nasıl uygulandığını bir kez daha ortaya koydu. YGS sınavına giren Hasret Öksüz isimli öğrencinin zorla başı açtırıldıktan sonra üzerindeki pardösüsü de çıkartıldı. Mağdur öğrenci, haksız uygulama için sorumlulardan şikâyetçi oldu.
Ülkenin her köşesinden yasak haberleri gelmeye devam ediyor. Geçtiğimiz ay Adana‘da polis haftası nedeniyle düzenlenen şiir yarışmasında birinci olan lise ikinci sınıf öğrencisi Şaziyenur Erdoğan, başörtülü olduğu için törende sahneye çağrılmadı. Atatürk Parkı‘nda gerçekleştirilen törenin ardından seyirciler dağıldıktan sonra öğrenciye ödülü verildi. Yaşanan olaya büyük tepki gösterildi.
Bu skandal daha konuşulurken bir şok haber de Meclis‘ten geldi. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ile Meclis‘in açılışının 91. yıldönümü dolayısıyla özel gündemle toplanan Genel Kurul‘daki locada oturan başörtülü bir bayan eşiyle locadan çıkarıldı. Sayıştay Üyesi olduğu sonradan anlaşılan Necla Eroğlu‘nun, millet egemenliğinin tecelligahı olan TBMM‘de daha birkaç hafta önce karşılaştığı bu haksız durum, örtüye ve örtülüye çarpık bakışın hala devam ettiğini bir kez daha gösterdi.
Kampuste iki farklı uygulama
Şu anda bazı rektörler, dekanlar hatta üniversite hocaları, Anayasa ihlal edildiği gerekçesiyle hala örtülü öğrencileri derse almamakta direniyor. YÖK, başta yükseköğretime giriş sınavı olmak üzere ALES sınavındaki başörtüsü yasağını kaldırdı. Ancak yasakçı zihniyet, son üniversite sınavında birçok şehirde kendisini yine gösterdi.
Fiili çözüm, zulmü ortadan kaldırmaya yetmedi. Sanki yalancı bir bahar yaşanıyor. 104 devlet ve 61 özel üniversitenin neredeyse yarısında, hala kız öğrenciler örtülüleriyle derslere giremiyor.
İnanç ve eğitim-öğretim hürriyetine yönelik ihlaller, bugün üniversitelere göre farklılık gösteriyor. Bazılarında kampusa, bazılarında derslere giriş hala yasak. Üniversiteden üniversiteye, fakülteden fakülteye, hatta hocadan hocaya değişen farklı uygulamalar var. Bazı öğretim görevlileri, derslere giren başörtülü öğrenciler hakkında tutanak tutuyor. Yani, tam bir kargaşa durumu sözkonusu.
Birkaç örnek vermek gerekirse, Ankara ve Hacettepe Üniversiteleri, başörtülü kız öğrencileri derslere almamakta ısrar ediyor. Gazi Üniversitesi‘nin bazı bölümlerine giriş yasak. Başkent Üniversitesi‘nde, başörtüsüyle derslere girilmesine izin verilmiyor.
Daha birkaç hafta önce Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Trabzon Meslek Yüksekokulu Tekstil Teknolojisi Programı öğrencileri, okulun düzenlediği meslekî geziye bile başörtülü olarak alınmadı.
TÜPRAŞ‘a düzenlenen mesleki geziye katılan mühendislik öğrencisi de başı örtülü diye fabrikaya sokulmadı.
Kadınların yüzde 64‘ü başörtülü
Başörtüsü konusunda ciddi araştırmalardan birisini Tarhan Erdem yaptı. Çıkan sonuç bilimsel bir veri niteliğinde. Erdem‘in araştırması, belki de çözüm sürecine katkı yapabilecek ilk kapsamlı araştırmalardan birisi olacak. İşte en çarpıcı sonuç. Ülkemizde, kadınların yüzde 64‘ü, sokağa çıkarken, evinin dışında başını kapamaktadır. Yani 75 milyon nüfusun yarısı, yani 37,5 milyonu kadın kabul edelim. Demek ki, bu topraklarda yaşayan 24 milyon kadın başını örtüyor. Üstelik her 100 evin 77‘sinde, başını örten bir kadın var. Başını kapatanlardan çok azı (yüzde 5) örtüsünü ‘türban‘ olarak adlandırıyor.
Araştırmadan çarpıcı birkaç bilgi:
Başını kapatan kadınların hane halkı ortalama aylık geliri 363 milyon lira
Başını kapatmayan kadınların hane halkı aylık gelir ortalaması 964 milyon lira
Başörtülülerin yüzde 23.5‘i kendini muhafazakâr diye tanımlıyor
Eğitim yükseldikçe türban diyenlerin oranı yükseliyor
Metropollerde ‘türban‘, kırda ‘yöresel örtü‘ cevapları genel ortalamanın üzerinde
En az başörtülü Marmara‘da, en fazla ise Güneydoğu‘da