Memur-Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, anayasada yapılan değişiklikle toplu görüşmenin bittiğini, kesinlikle toplu sözleşme imzalayacaklarını belirterek, ‘‘Bunun 15 Ağustos, 15 Eylül, 15 Ekim olması önemli değil. Önemli olan 1 ocak 2012 maaşlarına toplu sözleşmenin sonuçlarının yansımasıdır‘‘ dedi.
Konfederasyona bağlı sendikaların genel başkanları, il temsilcileri ve sendika uzmanları, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü Sosyal Tesislerindeki Memur-Sen İl Temsilcileri Toplantısında bir araya geldi.
Söke söke alındı
Toplu sözleşme hakkını ‘‘söke söke‘‘ aldıklarını dile getiren Gündoğdu, bir tek memurun iş güvencesine dokundurtmadan bu hakkı elde ettiklerini belirtti. Gündoğdu, son toplu görüşmeyi adeta toplu sözleşme gibi sonuçlandırmanın da önemli bir zafer olduğunu ifade etti.
Referandumun da ‘‘darbeci devletten‘‘ kurtulmak için bir fırsat olduğunu ve bunun iyi kullanıldığını söyleyen Gündoğdu, bu süreçte tüm teşkilatın kendilerine verilen görevi başarıyla yerine getirdiğini kaydetti.
Millet iradesinin galip gelmesiyle ‘‘darbecilerin tarihin çöp sepetindeki yerini aldığını‘‘ belirten Gündoğdu, referandumla sistemi millete döndürdüklerini, yeni anayasayla da milletin geleceğinin aydınlatılacağını ifade etti.
Sözleşmeli personelin kadroya kavuşmasının son dönemde kazandıkları bir diğer zafer olduğuna dikkati çeken Gündoğdu, yetkili sendika sayısını 7‘ye çıkardıklarını vurguladı. Gündoğdu, 515 bin üye ile Türkiye‘nin en büyük, en diri sivil toplum örgütü olduklarını söyledi.
En acil konu
Ahmet Gündoğdu, önlerindeki en acil konunun ise toplu sözleşme hakkının kullanılmasında ikincil mevzuat çalışmalarının tamamlanması olduğunu belirterek, şöyle konuştu: ‘‘Hükümete sesleniyorum, acaba yasayı çıkarmasak yeniden toplu görüşür müyüz gibi asla bir yol arayışında olmasınlar. Anayasada yapılan değişiklik toplu görüşmeyi bitirmiştir. Kesinlikle toplu sözleşme imzalayacağız. Bunun 15 Ağustos, 15 Eylül, 15 Ekim olması önemli değil. Önemli olan 1 Ocak 2012 maaşlarına toplu sözleşmenin sonuçlarının yansımasıdır. Keşke siyasi partiler mızıkçılık etmeseydi, Meclis‘i oyalamasaydı da 2.5 milyon memur, 9 milyon emeklinin sorunlarını Meclis‘te görüşseydi. İkincil mevzuat çalışması ekimde ilk gündem maddesi yapılabilir. Ekim 15 olmadan ikincil mevzuat çıkarılıp ekim ayında toplu sözleşme bitirilebilir.‘‘
Uzlaşma sağlandı
Uyuşmazlık durumlarında kararları bağlayıcı olacak Hakem Kurulunun yapısını önemsediklerini dile getiren Gündoğdu, ikincil mevzuat üzerinde yüzde 80‘lik bir uzlaşma sağlandığını vurguladı. Kamu görevlilerinin sendikaya üye olmasının önündeki engellerin kaldırılmasına yönelik düzenlemelerin takipçisi olacaklarını ifade eden Gündoğdu, bazı kumu kurumlarında 13 bin civarında sözleşmeli personel kaldığını bunların kadroya alınmasına çalışacaklarını, 4/C‘lilere bu toplu sözleşme döneminde özel önem vereceklerini bildirdi. İşsizlik sorununa da değinen Gündoğdu, kamuda 150 bin öğretmene, bunun yanında çok sayıda hizmetli, hemşire, teknisyen gibi kadroya ihtiyaç olduğuna dikkati çekti. Kamudaki ihtiyaçların karşılanması için acil olarak 300 bin kişiye iş verilebileceğini belirten Gündoğdu, bunun işsizliği önlemeye önemli bir katkı sağlayacağını, ayrıca özel sektöre örnek olunacağını söyledi.
‘Anayasa‘ herkesin anayasası olmalı
Önlerindeki en önemli görevlerden birinin yeni anayasa oluşmasında üstlenecekleri sorumluluk, akıtacakları ter olduğunu dile getiren Gündoğdu, yeni anayasa ilişkin beklentilerinden bazılarını şöyle sıraladı:
‘‘Sadece siyasi partilerin değil söyleyecek sözü, dile getirecek talebi, ifade edecek eleştirisi olan herkesin katılımı ve katkısı mutlaka sağlanmalıdır.Holding patronuna kadar herkesin ama herkesin yeni anayasayı kendisine mesele yapmasının önü açılmalıdır.
Yeni anayasa, hiçbir ideolojiye ev sahipliği yapmamalıdır. Devlet aygıtını, ideolojik dayatmalarıyla şekillendirmemeli ve ötekileştirmenin zemini olmamalıdır.
Bireyi öncelemeli, temel hak ve özgürlükleri güvence altına almalıdır.
Yasama, yürütme ve yargı erkleri arasında iş bölümünü, yetki gasplarına fırsat vermeyecek şekilde tasarlamalıdır.
Yeni anayasa, Cumhurbaşkanın tek başına yaptığı işlemler ile HSYK ve YAŞ kararlarının istisnasız bir şekilde yargı denetimine tabi olmasını sağlamalıdır.
Yürütme yetkisinin ağırlık merkezinin Bakanlar Kurulu olmasını sağlamalı ve Genelkurmay Başkanlığını Milli Savunma Bakanlığına bağlamalıdır.
Askeri bürokrasinin Yüce Divan‘da yargılanması ayrıcalığına ve Milli Güvenlik Kurulunu anayasal kurum kimliğine son vermelidir.
Parti kapatma rejimi, parti kapatma yaptırımı sıkı kayıtlar ve sınırlı nedenler içerecek biçimde dizayn edilmelidir.
Kamu görevlilerinin sendikal ve demokratik haklar noktasındaki sınırlılıklarını giderecek şekilde, kamu görevlileri grev ve siyaset hakkına sahip kılınmalıdır.
Din ve vicdan özgürlüğü, din eğitimi ve öğretimi konularında bireyi, taleplerini ve beklentilerini önceleyen bir çerçeve oluşturmalıdır.
Din eğitimi ve öğretimini devletin tekelinden ve devlet diliyle verilmesi dayatmasından kurtarmalıdır.‘‘



