Memleketi Atatürk heykelleri ile süsleyelim!!!

Abone Ol

Bu memlekette Atatürk ün ne dediğinin ve nasıl biri

olduğunun halk kitlesi tarafından tam olarak anlaşılması ve yine halk

tarafından gönülden sevilmesinin önündeki en büyük engel ise, yine kendisini

Atatürkçü olarak topluma lanse eden ve her platformda Atatürk ün resmini bir

bayrak taşırcasına taşıyan, şovenist, öz yerine kabuğa hayran, halka çıkmayı

reddedip, halka çıkılmaz inilir diyen reklâmcı taifedir.

Türkiye de istismar edilmeye en açık unsurlar, dinî duygu

ve mevzuların yansıra herhalde Atatürk ün bîzatihi kendisidir. Yani, vefatının

üzerinden 76 sene geçmesine rağmen bugün bile herhangi bir konuda Atatürk

kelimesinin bırakın kendisini kullanmayı ima ile ondan bahsetsen bile uçan

kuşlar durur, konuşan diller lâl olur. Aksi halde klasik resmi inkılâp tarihi

öğretisinin dışında bir laf edilse, eden kişi her şeyi göze almak zorundadır.

Bugün bile, 2014 Türkiye sinde bile

Bu memlekette Atatürk ün ne dediğinin ve nasıl biri

olduğunun halk kitlesi tarafından tam olarak anlaşılması ve yine halk

tarafından gönülden sevilmesinin önündeki en büyük engel ise, yine kendisini

Atatürkçü olarak topluma lanse eden ve her platformda Atatürk ün resmini bir

bayrak taşırcasına taşıyan, şovenist, öz yerine kabuğa hayran, halka çıkmayı

reddedip, halka çıkılmaz inilir diyen reklâmcı taifedir. Bu reklâmcı ve tarih

bilgisinden bîhaber yaşayan ve her yerde kendilerini Atatürk ün çocuklarıyız

şeklinde tanıtan taife esasında bilmiyorlar ki, Atatürk ile halk arasındaki en

büyük engel kendileridir.

Bu, kendilerini Atatürk ün çocuklarıyız diye etrafa

lanse eden güruh, Atatürk ü çok sevdiklerini herkese göstermek için türbelere

bez bağlar gibi her iş yerine Atatürk resmi asmak, her boş meydana bir büst

dikmek için birbirleri ile yarış içindeler her daim. Bu durum neyin ifadesi

olabilir Fransız Kız Lisesi nin kapısına Ne mutlu Türk üm diyene yazmakla

orada okuyan talebelere ve oradan geçen herkese ne anlatılmak isteniyor

olabilir Tren istasyonlarından resmi devlet dairelerine kadar duvar gazetesi

ciddiyetine bile ulaşamayan Atatürk köşeleriyle ne çağdaşlaşmak, ne de içinde

bulunduğumuz bunalımlardan kurtulmak mümkün değildir. Bu ülkede doksan küsur

yıldır Atatürk adına, Atatürkçülük iddiasıyla yapılanlar, ortaya konan

icraatlar ve bir ritüel haline getirilerek ibadet edercesine güya aşkla ve

şevkle yapılan törenler neyle kıyaslanabilir ..

Bir kısmını gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak ın sarf

ettiği bu sözler, aslında Türk halkının pragmatist tarafını ortaya koyuyordu.

Menderes in resmini asınca başları beladan kurtulamayan insan kitlesi, bu resim

yerine Atatürk ün resmini asınca hem kendileri hem de astıkları resim sayesinde

yaşadıkları ve dokundukları mekânlar bir nevi dokunulmazlık kazanıyordu. Bugün

de bu durum böyle değil mi

Hatta bundan 20 30 sene evvel Atatürk resimleri çeşitli

suçlamalarda da sağlam bir kaynak teşkil ediyordu.

Flaş flaş flaş CHP mitinginde Ecevit in resmi Atatürk ün

resminden daha büyüktü. Refah Partisi toplantısında Atatürk ün küçük dahi

olsa bir fotoğrafı yoktu Rezalet, dün akşam yapılan konserde büyük bir

skandal yaşandı. Zira, konser salonunda Atatürk ün resmi hiçbir duvara

asılmamıştı. Çağdaş Atatürk Türkiye sinde faaliyet gösteren falanca siyasi

partinin lideri seçim konuşması yapmak için falanca şehirde düzenlediği

mitingte Atatürk ten hiç bahsetmedi şeklinde yapılan kraldan çok kralcı

haberler ciddi basının Atatürkçülük konusundaki hassasiyetinin ya da ne derece

samimi olduğunun bir göstergesi idi!!!

Bu demokrasi çağında, sözde aydınlar birbirine ve devlet

adamlarına Atatürkçüsün! Atatürkçü değilsin! Atatürk düşmanısın! gibi ilkel

kavimlerde bile görülmeyecek ithamlar, suçlamalar yapmaktadırlar. Atatürkçü

olduğunu ispat edemeyenler veya haklarında Atatürksüz ithamı bulunanlar çok

defa bu memlekette devlette iş dahi bulamamışlardı. Geçen senelerde bile Fatih

Altaylı nın programında  Atatürkçü

değilim diyen bir kız kardeşimiz savcılık tarafından gözaltına alınabilmişti

Hangi sistemde hangi   kanun gereği

insanlar birilerini sevmeye zorlanabilir Sevgi kanunla mı olur, gönülle mi ..

Bu konuda fazla tafsilata gitmeden dolaşan fikir ve

isyanların, dışarıda ve içerideki hattâ istihzaların özeti olarak bir vesile

ile kapatılan Nokta  dergisinin 8 Mayıs

1988 tarihli 18. sayısında kapak konusu yapılan Putlaşan Türk Atatürk bölümünü

veriyorum. Kapağına Çek bir Nutuk, Atatürksüz olsun! gibi ironik bir başlık

çıkaran Nokta, uzun ve güzel bir inceleme sonunda hazırlanan kısa röportaj,

mülakat ve alıntılarla dolu bu yazıya, şu giriş cümlesiyle başlamaktadır:

ÖLÜMÜNDEN 50 YIL SONRA, ATATÜRK ÜN FİKİRLERİNDEN VE

EYLEMLERİNDEN KOPARILARAK BESMELE GİBİ KULLANILMASI, ADIM BAŞI HEYKELLERİNİN

DİKİLİP GÜN AŞIRI BU HEYKELLERİN BAŞINDA TÖRENLER TERTİPLENMESİ, ARTIK

ATATÜRKÇÜLER DÂHİL BİRÇOK KESİMİ RAHATSIZ EDİYOR Bu tespit çok mühimdir. Biz,

insan olan, seven, eğlenen, oynayan, coşan Atatürk yerine tanrılaştırılan

Atatürk ile muhatap olduk. Peki, bu tanrılaşan Atatürk ün kerametleri(!),

mucizeleri(!) yok mu Elbette var: İnsan Mehdi, evliya ve Tanrıtürk olur da

kerametleri olmaz mı Buyurun Atatürk hakkında pek çok kitabı bulunan Avni

Altıner isimli şahsın kaleminden Atatürk ün kerametleri(!): 

Hz. Muhammed den sonra Tanrı, kendine ibadet eden, her

şeyi Allah tan bekleyen Türk ün yurdunu paylaşmak isteyenleri vatandan kovmak

için Atatürk e şans verdi. Atatürk öldükten sonra Tanrı şeytana uymayarak

millete hizmet edecek olan insanların başa gelmediğini görünce  Atatürk ün ruhuna emretti;  güvendiğin insanların ruhuna gir! Bunun

üzerine 27 Mayıs ta Atatürk ün ruhu ordunun ileri gelenlerinin içine girdi.

Devrim oldu ve iyi insanlar kurtuldu. Orduda güvendiği insanların ruhuna

girerek 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren Atatürk ün ruhu elbette sağlığında

bir gün bu milletin başına Kenan Evren in geçeceğini de müjdelemişti.

Ne dersiniz, 12 Eylül ve 28 Şubat darbelerini de Kenan

Evren in, Çevik Bir in içine girdiği Atatürk ün ruhu mu yaptı dersiniz Kaç

nesil daha bilimden, bilimsellikten uzak bir şekilde büyüyecek bilen varsa beri

gelsin

Türkiye deki bu Atatürk anlayışı, demokratik ülkelerde garip

karşılanmakla kalmıyor; ortaya koyduğu yeni skolâstik dogmatik ritüeller,

demokrasi için hatta laikliğin anlamı bakımından tehlike de arz ediyor.

Evet, seneler boyu farklı kalıplarda üretilen ve

birbirine hiç benzemeyen ve amatör eller tarafından tamamen ticari maksatlarla

yapıldıkları her hallerinden belli olan uzun ya da kısa burunlu, kel ya da çok

saçlı, küçük ya da büyük gözlü, kırışık ya da düz ciltli, uzun ya da kısa

boyunlu ve birbiri ile hiç alâkası olmayan ve sayısı on binleri bulan Atatürk

heykelleri de bir zamanlar bu memlekette mühim bir geçim kaynağı idi. Ama

ortada büyük bir sıkıntı bulunmakta idi. Zira memleket sathında bulunan

milyonlarca heykel, ne birbirlerine ne de Atatürk e hiç benzemiyordu. Her biri

bambaşka adamlardı. Peki, ama bu heykellerden acaba kimler, hangi tüccar

zihniyetli Atatürk heykeli satan duygu sömürücüsü esnaf ne kadar kazanıyordu

Bu soru halk içinde hiç kimse tarafından kelimelerle ifade edilmese de

edilemese de her zaman sessiz çoğunluğun kafasındaki soruydu.

Demokrasiye, sivil iradeye, halkın kararına ve ülkenin

geleceğine, oluştuğu günden bugüne kadar seçimler neticesinde hiçbir zaman

iktidara gelememiş iktidar özürlüsü zihniyet tarafından zorbaca yapılan 27

Mayıs 1960 darbesinden sonra, Milliyet gazetesince durumdan vazife çıkartmak

işgüzarlığı ile başlatılan Heykelsiz illere heykel kampanyasının bir benzeri

de vahşetin, gayriinsanîliğin, zalimce zulmetmenin diğer adı olan 12 Eylül 1980

darbesinden sonra dönemin Milli Eğitim Bakanı tarafından başlatıldı. Ama bu kez

pazar daha büyüktü; her ilçeye ve her meydana bir Atatürk büstü değil, memleket

çapında bulunan Her okula, her binanın bahçesine bir büst İstanbul un

Anadolu yakasından içerilere doğru uzanan E 5 Karayolu nun Tuzla kesiminde bir

zamanlar Atatürk büstü, heykel, mask üreten fabrikanın sahibi Necati İnce,

1980 den 1990 a kadar yani 10 sene içerisinde 2000 den fazla büst, 5000 den

fazla mask, 200 ün üzerinde de heykel ve büyük anıt yapmıştı. Kendi ifadesine

göre askeri darbeler dışında işlerin yolunda olduğu dönemler milli bayramlardı

(Kim demiş ki darbe kimseyi memnun etmiyor diye!)

Bu arada şu bilgiyi de siz değerli okuyucularımızla

paylaşmak isterim. Her darbe ve olağanüstü hadiselerin ardından ortaya çıkan

piyasadaki heykel talebinin büyük bir kısmını karşılayan Necati İnce, Güzel

Sanatlar Akademisi nin Heykel Bölümü nün giriş sınavlarından sıfır almıştı.

Yani bu itirafı kendisi yapıyor. Ama aslında bu itirafı yapmasına gerek yok

zira bunu anlamak için yaptığı heykellere bakmak yeterli olacaktır sanırım.

Cadde cadde, bulvar bulvar Atatürk

ABD nin Türkiye deki elçiliklerinin Ankara da Atatürk

Bulvarı nda, İzmir ve Adana da ise Atatürk Caddesi nde yer alıyor olması hiç de

garip değil. Çünkü her il ve ilçe merkezinin merkez caddesi mutlaka Atatürk caddesidir

ve bu caddenin ortasında da bir adet Atatürk İlköğretim Okulu veya Atatürk

Lisesi vardır. Ayrıca bu memlekette yine her yeni şeye Atatürk ün adını vermek

gibi bir adet de söz konusudur. Atatürk Kupası, Atatürk Köprüsü, Atatürk

Havaalanı, Atatürk Barış Ödülü, Atatürk Spor Salonu, Atatürk Barajı, Atatürk

Kültür Merkezi vs. Atatürk ün 100. doğum yılı münasebetiyle yurdun dört bir

yanına açılan Yüzüncü Yıl okullarının, bütün okullara asılan Atatürk 100

yaşında tabelaları ise ayrıca bir inceleme konusu. Çünkü bu tabelaların net

rakamını ve ortaya çıkarttığı mali külfeti hiç kimse bilmiyor. Bu memlekette

Atatürk ün tam olarak ne dediğinin ve nasıl biri olduğunun halk kitlesi

tarafından tam olarak anlaşılması ve yine halk tarafından gönülden sevilmesinin

önündeki en büyük engel nedir Tabi ki Atatürkçüler Daha başka bir şey

söylemeye gerek yok sanırım.

KAYNAKLAR:

1)  Ahmet Kabaklı,

Temellerin Duruşması.

2) İbrahim Ergüven, Atatürk ün Sofrasında.

3) Avni Altıner, Her Yönüyle Atatürk.

xx