Yıl, 2007… 2007 Ağustos’unda Not Defteri’me şu satırları düşmüşüm; İki isim... Biri yıllardır bürokraside bulunduktan sonra atıldığı siyasette müthiş derecede hırsıyla, cevvalliği ile bir yerlere gelmiş, âdeta politik tecrübe abidesi...
Diğeri başkent esnafının yakından tanıdığı önemli bir sima…
Melih Gökçek ve Sinan Aygün’den söz ediyoruz...
Nasıl bir ilişkisi olabilir ki bu ikilinin?
Sinan Aygün’ün dozunu artırarak sürdürdüğü muhalif tavırları ve ulusalcı söylemleri dile getirmesi mi ikiliyi yakınlaştıran?
Yoksa Ankara esnafının yıllardır dilinde olan Gökçek-Aygün ticari işbirliği mi?
Hayır, hayır daha derin bir yerlerde olmalı bu ilişki… Ama ne?
Hafızalar yoklandığında; 2001 Haziran’ında Fazilet Partisi’nin (FP) Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının ardından Melih Gökçek’in ‘üstü hiç de örtülü olmayan’ siyasi faaliyetleri hatırlanacaktır; o dönem Melih Bey Türkiye’yi karış karış gezerek yeni bir siyasi parti kurma yolunda olduğunu açık-kapalı kapılar arkasında gösteriyordu.
Ne çabuk unuttuk; Gökçek o boşlukta il il, ilçe ilçe temaslarda bulunuyordu...
Bu temaslar esnasında Melih Bey bölgenin ileri gelenleri, kanaat önderleri ile bir araya geliyordu...
Ancak tam da bu aşamada Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kurulması tüm bu faaliyetlerinin önüne geçmişti...
Flash TV’de tam da o günlerde bir tartışma programında bu satırların yazarının Melih Gökçek’e sorduğu soru da hatırlarda mı acaba;
- AK Parti ile bir koalisyon kurmayı düşünür müsünüz?
Gökçek bu soruyu yuvarlayarak geçiştirmişti... Bir süre sonra da resmen AK Parti’ye geçtiğini duyurmuştu...
Bir TV programının duyurusunu Türkiye genelinde bilbordlara vererek yapmasının dışında Gökçek’in şu ana (2007’ye) kadar ‘farklı kulvarda siyaset yapma’ çabaları en azından gözükmüyor...
Ancak bu ‘yapmayacak’ anlamına da gelmiyor…
Nasıl mı?
Sinan Aygün bugünlerde Demokrat Parti’nin başına heves sardı…
Tabandan gelen sesler kendisini Demokrat Parti’nin en tepesine çağırıyormuş...
Kendisi de bu seslere ‘bikayıt’ kalamazmış...
Peki, diyelim ki Mehmet Ağar gerçekten genel başkanlıktan istifa etti, Demokrat Parti Olağanüstü Kurultayı toplandı ve Sinan Aygün’ü Genel Başkan seçti…
Bundan sonra ne olacak?
Bir müddet sonra çoğu kez maçları birlikte izledikleri tribünden şu sesler yükselecek;
-Sinan abi, partiyi Başkan’a devret!..
Sinan abi, çok sevdiği Başkan’a yönelik yapılan bu tezahüratlara karşı ne yapacak?
Sinan Aygün, Melih Gökçek’i bence kırmaz... Ya sizce?”
***
Elbette, aradan yıllar geçti. 2007 nere, 2017 nere… Köprülerin altından sular, seller aktı… Herkes bir yerlere savruldu…
Yaklaşık iki haftadır, “Melih Gökçek ha bugün istifa edecek, ha yarın…” söylemlerinin boşa çıktığı günlerden geçiyoruz.
Ankara’nın nabzını çok iyi tuttuğunu bildiğim gazeteci arkadaşlarımın dahi “komplo teorisi”nden öteye geç(e)meyen bu yöndeki “tahmin”leri, “Gökçek” faktörünün “Kadir abi”den çok farklı olduğunu ortaya koymakta…
Şu da Not Defteri’me dün düştüğüm son iki not;
-Sahi, Melih Gökçek nereye koşuyor?
-Peki, ama Kadir abiye yazık olmadı mı?
LÜTFİ BAŞKAN’IM
“Efsane Başkan” kolay olmadın
Sade yol değil, gönüller yaptın
Tevazuuna kibir katmadın
Şahidiz buna Lütfi Başkan’ım.
***
Cansuyu için kıtalar dolaştın
Her fırsatta gariplere yaklaştın
Gözyaşlarını içine akıttın
Yufka yürekli, yiğit başkanım.
***
Şimdi Hoca’nın yanındasın
Sözünde durdun, bahtiyarsın
Bu sırra erenler çoğalsın
Hicretin, kutlu olsun başkanım.
(Abdullah Kara)
ALLAH’A ANDOLSUN Kİ KÖLE OLMAYACAĞIZ!
* “Kabile ve ulusun dar sınırlarından kurtulmak için kendinizi Müslüman olarak düşünmeye başlayın.”
* “Nefrete nefretle cevap vermeyin”
* “Her şeye kadir olan Allah’a andolsun ki köle olmayacağız.”
* “Din hurafeleri yok etmezse, hurafeler dini yok eder.”
* “Kur’an edebiyat değil, hayattır; dolayısıyla ona bir düşünce tarzı değil, bir yaşama tarzı olarak bakılmalıdır.”
* “Geleceğimizi geçmişimizde aramayacağız. Kin ve intikam peşinde koşmayacağız.”
* “Ey teslimiyet, senin adın İslam’dır!”
* “Ben dindarlığımı annemin dindarlığına borçluyum.”
* “Balığın suda yaşaması gibi dünyanın içinde yaşadığı çevre Kur’an ve İslâm’dır.”
Bu cümleler, Bilge Kral Aliyaİzzetbegoviç’e ait…
Bu fotoğraf mı?
Bilge Kral, 1949’da İslamcılık suçlamasıyla hapse girerek beş yıl hapis cezası çekti. İşte bu fotoğraf o yıllara ait bir fotoğraf…
Allah (C.C.) rahmetiyle muamele eylesin…
KENNEDY’Yİ KİM ÖLDÜRDÜ?
İlkokula gidiyordum. Rahmetli babam anlatmıştı, Kennedy Suikastı’nı bana;
“Amerika Başkanı Kennedy’yi vurmuşlar. Suikastçıyı yakalamışlar. Suikastçı yargıya hesap veremeden bir başkası tarafından öldürülmüş. Bu kez bu adamı yakalayıp, ‘Neden suikastçıyı öldürdün?’ dediklerinde, ‘Ben Kennedy’yi çok seviyordum!’ demiş…”
Ne senaryo ama!
Yıllar geçti ama bugüne kadar Kennedy Suikastı üzerindeki perde kaldırılamadı.
Suikastla ilgili çok sayıda kitap yazıldı, filmler, belgeseller yapıldı. Ama suikast hâlâ bir sır. Hatta devlet sırrı.
Ama galiba bu kez durum biraz farklı…
Zira ABD Başkanı Donald Trump , John F. Kennedy›ye yapılan suikasta ilişkin 10 binlerce «gizli belgenin» kamuyla paylaşılması için izin vereceğini açıkladı.
***
1992 yılında çıkartılan Kennedy Suikastı Kayıtları Yasası gereği, çoğunluğu FBI ve CIA›ya ait milyonlarca belgenin 25 sene içerisinde kamuyla paylaşılması gerekiyor. Bu süre birkaç gün sonra, 26 Ekim›de doluyor.
Bugüne kadar Ulusal Arşivler, Kennedy dosyasına ait çok sayıda belgeyi paylaşmıştı fakat dosya içerisindeki bazı bilgiler ancak Başkan›ın onayıyla açıklanabiliyor.
İşte Trump buna ‘evet’ dedi.
***
Sahi, Kennedy’yi kim öldürdü? Daha da önemlisi neden öldürdü?