MELEĞİN GÖLGESİNE DEVAM

Abone Ol

Daha önce kitabın adı vesilesiyle temas ettiğimiz “Melek Babam” hikâyesi yeni hâliyle oğlunu ve karısını şaşırtan bir babanın anlatımına odaklanmıştır. Bu sıradan bir hidayete erme hadisesi değildir. Anlatıcı böyle bir dikteyi yüklenmemiştir. Fakat her nasılsa “melek”leşen bu baba, mahiyetindekilere cenneti ikram etmiştir. Sadece mahiyetindekilere değil, onlarla iletişim halinde olan geniş çevreye de olumlu etki etmiştir. Örneğin oğul İbrahim ile birlikte arkadaşı İsa’nın hayatındaki değişikler bu etkiyledir.

Burada “Melek Babam” hikâyesinin de zorlamasıyla, tematik okuma faaliyetine kısa bir ara verip Mustafa Başpınar’ın hikâyelerindeki anlatıcı formlarına dair birkaç tespitte bulunmak istiyorum: Genellikle kahraman anlatıcının veya hâkim bakış açısının kullanıldığı hikâyeler kaleme almıştır Başpınar. Fakat “Melek Babam” bu kalıpları zorlamış, farklı anlatıcıların bakışıyla okurun önüne çıkmıştır. Beş bölümlük bu hikâyede önce kahraman anlatıcımız çocuk aktarır olan biteni bize. İkinci bölümde hâkim (ilahî) bakış alır sözü, onun gözüyle yapılır anlatım. Bu dönüşüm sırasıyla diğer üç bölümde de vuku bulur. Böylece tekdüzeliği bertaraf ettiği gibi, olaylara farklı pencerelerden bakmanın renkliliğini de sunar yazar.

Çocuklara kıymayalım…

Meleğin Gölgesi’ndeki hikâyelerin bir kısmında çocuk diğer aile üyelerine göre daha bir ön plana çıkar. Çileli çocuklar, mesut çocuklar… Her halükârda haline şükredenler, şükürle birlikte talihini zorlayanlar… Sokak işçisi olanlar, kimsesizler yurduna düşenler, bebek yaşta öksüz ve yetim kalanlar, hatta rol ve racon kesenler…

Gerçi şimdiye kadar bahsettiğimiz hikâyelerin pek çoğunda da oldukça önemli karakterler arasındadır çocuklar, ama bunların ötesinde, birinci derece kahraman olanlar şu hikâyelerde gözükür: “İstasyonda”, “Yağmur Tanesi”, “Hiç”, “Günaydın Gülşen”, “Selvinaz’ın Oyuncakları”…

“İstasyon” Seyit adlı feleğin çarkından geçmiş (yetim, rızkını ele güne yaptığı gündelik işlerle kazanan) bir çocukla, emeği gasp edilen bir ayakkabı boyacısı çocuğun dayanışmasına odaklanmıştır.

“Yağmur Tanesi” yaşlı bir akrabası tarafından kimsesizler yurduna yerleştirilen Ali ile önce babası, ardından annesi terk-i dünya eyleyen kahraman anlatıcının hikâyesidir. Bu arada içteki ikinci bir hikâye ile anlatıcımızın çile ortaklığına abla Elif’in de dâhil olduğu görülecektir. Bu ikisi, yani anlatıcı ile ablası Elif, anne babalarının ölümünden sonra teyze ve enişte eline düşmüşlerdir.

Meleğin Gölgesi’nde yer alan yürek yakıcı hikâyelerin en alevlisi “Hiç”tir. İnce, kırılgan, kekre tatlar ocağı olan bu hikâyede bakıma muhtaç (bebek) kardeşine (Buse’ye) bakmak için kendine dair her şeyden vazgeçen fedakâr ve genç bir abla (Ayfer) çıkar karşımıza. Ayfer’in iç konuşmalarından oluşan bu hikâyenin okurlarını sürükleyip götüreceği çeşitli sürprizler var…

Öğrencilerin dilinden…

Öğrenci çocukların ağzından anlatılan iki hikâye yer alır Meleğin Gölgesi’nde. Bunlardan “Günaydın Gülşen”de okulunda arkadaşları ve öğretmenleri tarafından negatif ayrımcılığa, hatta tecride maruz kalan Süleyman’ın hikâyesini okuruz. Onun böyle bir ayrımcılıkla dışlanması, ortamın egemen anlayışına mensup olanların tahammülsüzlüğünden kaynaklanmaktadır. Başpınar, bu hikâye ile Türkiye’nin sosyolojik vasatına dair tespit ve tenkitlerde bulunur. Fakat bunu yaparken edebiyatın kapsayıcı dilinden taviz vermez.

“Selvinaz’ın Oyuncakları”na gelince, bu hikâyede grup baskısından ötürü kendisini olduğundan farklı göstermek zorunda kalan, bu arada sürekli yalanlar üreten Selvinaz’ı anlamaya çalışırız. Kendini olduğundan farklı gösterme çabasını vefat etmiş annesi üzerinden, onu sağmış gibi lanse ederek yürütür Selvinaz. Bu arada onun içine düştüğü manzarayı aynı anneye yaptığı tek taraflı itiraflardan öğreniriz. Günümüz gençliğine manidar mesajlar veren bu hikâye, örgün ve yaygın eğitim kanalları yoluyla gençliğe özellikle sunulsa hakkıdır.

Ve diğerleri…

Öğretmen Ayten Hanım ile eşi Hüseyin’in hikâyesi olan “Dolgun Ücretli” Mustafa Başpınar’ın kurgu itibariyle farklı bir tercihini ihtiva eder. Anlatımına Hüseyin’in günlüklerini de dâhil eden anlatıcı, yeni evli olan bu ikilinin çeşitli sosyal olumsuzluklardan, ama daha çok Hüseyin’in işsizliğinden kaynaklanan olumsuz manzarayı anlatır. Yaşadığı buhranlardan ötürü Ayten’e haksızlık yaptığını düşünen Hüseyin, alıp başını gitmiştir. Ayten’se, onun tekrar kendisine geleceğinden emindir. Mustafa Başpınar “Dolgun Ücretli” ile Türkiye’deki iktisadî süreçlere yönelik eleştirel bir tutuma girişmiş, fakat tıpkı “Günaydın Gülşen”de olduğu gibi, edebiyat dilinin imkânlarından taviz vermemiştir.

“Şeftali Ağacı” hikâyesi Meleğin Gölgesi’ndeki en başarısız metindir. Bir dergâh ortamının pek de bilindik atmosferi yansıtılır hikâyede. Dergâhın iç hizmetlerini kayıtsız şartsız yürüten Ahmet Efendi, her bir şeyin ölçü ve dengesini belirleyen Şeyh Efendi ve bir türlü gönlünü mutmain edemeyen anlatıcımız. Bu kadar…

Meleğin Gölgesi bir rüya anlatısıyla bitiyor. “Su Gözesi Gibi” adlı hikâyede yurtta kalan (yatılı olarak Kur’an Kursu’nda ) bir çocuğun bir gündüz rüyasında yaşadıkları anlatılır. Çocuk oruçludur. Annesiyse ona rüyasında tepsiyle sıcak pişiler ikram etmektedir.

Böylece, aile hikâyeleri olarak adlandırdığımız Mustafa Başpınar’ın bu eseri ailenin temel direği anneye dair bir sevgi sunumu ile tamamlanmış olur…

Meleğin Gölgesi’ne yaptığımız bu tematik okumayı sonuçlandırırken şunu özellikle belirtelim. Bu kitap farklı okuma yöntemlerine gebe bir eser. Umulur ki layıkıyla okunur ve paylaşılır…