Mekke’nin Fethi’nden payımıza düşen iki ders

Abone Ol

31 Aralık gecesi AGD-MGV, Türkiye’nin dört bir yanında yüzlerce kişiyle beraber Mekke’nin Fethi’ni kutladı. Ekranlarımız, sokaklarımız kötülükle işgal edilirken, AGD-MGV fetih ruhuyla insanlarımızı, kalplerimizi her sene olduğu gibi fethetti. Salonları doldurmak yetmez dedi canlı yayınlar yaparak salon programlarına teşrif edemeyecekleri de fethe davet etti. Biz de son anda gelişen nedenlerden dolayı salon programlarına katılamadığımız için TV5’te yayınlanan Adana AGD’mizin fetih programına misafir olduk.

Biliyorsunuz Mekke’nin Fethi aslında miladi 10 Ocak’a denk geliyor. 31 Aralık Mekke’nin Fethi için Medine’den hareket edinilen tarih. AGD-MGV’miz 31 Aralık gecesi yaşanan kötülüklere dur diyebilmek, o gece yaşanabilecek gafletlerin önüne geçebilmek, işgale karşı fetih ruhunu yaşatabilmek için her sene 31 Aralık gecesi Mekke’nin Fethi programlarını icra ediyor.

Mekke’nin Fethi ile ilgili az çok bilgiye sahibizdir hepimiz. Bu programlar sayesinde fethe dair bilgilerimizi de tazeledik elhamdülillah. Bu vesile ile tekrar ve biraz da detaylı olarak Mekke’nin Fethi okumaları yapmak istedim. Elbette Mekke’nin Fethi’nden çıkaracağımız pek çok ders bulunmakta. Fakat bu seferki okumalarımda dikkatimi çeken ve beni etkileyen iki hadise oldu. Bunları sizinle de paylaşmak istiyorum.

Birinci hadise fetih hazırlıkları esnasında gerçekleşiyor. Biliyorsunuz Mekke’nin Fethi hazırlıkları gizli bir şekilde meydana gelmiş, bir strateji hamlesi olarak ordu Mekke’ye gittiğini yolda öğrenmişti. Hatib bin Ebi Belta Mekke’nin Fethi için hareket edileceğini bilen birkaç sahabeden biri. Mekke’de kalan ailesini himaye edecek kimsesi olmadığı için Ebu Leheb’in o sırada Medine’de bulunan cariyesi ile Kureyşlilere ulaştırmak üzere bir mektup yazıyor. Durum Cibril-i Emin vasıtasıyla Peygamber Efendimize (S.A.V.) bildiriliyor ve cariye mektubu ulaştırmadan yakalanıp mektup elinden alınıyor. Mektup ele geçirilince yazan kişinin Hatib bin Ebi Belta olduğu anlaşılıyor. Yaptığı ihanet. İhanetin cezası ise her millette ölümdür. Peki, Peygamber Efendimiz (S.A.V.) ne yapmıştır? Suçu sabittir diye oracıkta infaz mı etmiştir Hatib’i? Tabi ki adil bir yargıcın yapacağı gibi önce Hatib bin Ebi Belta’ya bunu neden yaptığını sormuş, amacının ihanet değil ailesini korumak olduğu anlaşılınca Bedir ashabından olduğu için affedilmiştir. Ve bir daha bu yaptığı hata ona hatırlatılarak yüzüne vurulmamıştır.

Günümüze ders: Suçu sabit de olsa kimseyi yargılamadan sakın kesin hükümlü olma, adalet hakkaniyetli bir yargılamadan geçer. Hatasından pişman olan birinin suçunu ısıtıp ısıtıp yüzüne vurma yoksa kişiyi tekrar hataya yönlendirebilirsin.

Etkilendiğim ikinci hadise ise Mekke’nin Fethi’nin hemen öncesinde gerçekleşiyor. Ordu, Mekke’ye yakın bir bölge olan Maruzzehran’da konaklayınca Efendimiz (S.A.V.), her askere bir ateş yakmasını emrediyor. Bir anda 10.000 ateş yakılıyor. Bu askeri bir stratejidir. Efendimiz (S.A.V.) böyle emrederek, Mekkelileri psikolojik olarak yenilgiye uğratmak istiyor ki fetih kan dökülmeden gerçekleşsin. Ebu Süfyan, Müslümanların Mekke’ye doğru geldiklerini duyunca olanları müşahede etmek için Müslümanların konakladığı bölgeye doğru geliyor. Ebu Süfyan ateşlerin çokluğundan şaşkına dönmüşken Müslümanlar tarafından fark edilerek tutuklanıyor ve Efendimizin (S.A.V.) çadırı önüne getiriliyor. O sırada çadırın önünde Âiz ibn Amr isimli sahabe de içeriye girmek için izin bekliyor. Çadırın önündeki nöbetçi Efendimizin (S.A.V.) huzuruna giriyor ve “Ya Resûlullah! Ebu Süfyan ile Âiz ibn Amr içeriye girmek için izin bekliyorlar” diyor. Düşünün ki komutansınız ve fethetmek için gittiğiniz şehrin başkanı kapınızın önünde bekliyor. Tepkiniz ne olurdu? O an ne yapardınız? Çoğumuz istediğimiz fırsat ayağımıza geldi diyerek hemen karşı tarafın liderini içeri alırdı değil mi? Efendimiz (S.A.V.) ise böyle yapmıyor. Aksine bekçinin bu sözlerine itiraz ediyor ve diyor ki: “Ebu Süfyan ile Âiz ibn Amr değil, Âiz ibn Amr ile Ebu Süfyan izin istiyorlar, diyeceksiniz. Çünkü Müslüman, başkalarından daha izzetlidir. İslam yücedir, hiçbir şey onun önüne geçirilemez.”

Günümüze ders: Makam mevki, para pul, şöhret güç sahiplerinde diye izzet sahibi insanları öteleme. Müslümanları bırakıp başkaları ile anlaşmalar yapma. Müslümanları sevmek, onları öncelemek yerine diğerlerine ayrıcalık tanıma.

Başta da dediğimiz gibi Mekke’nin Fethi’nden çıkarılacak çok ders var. Bu hadiseler tarihte yaşanmış birer olay örgüsü değildir. İslam’ın çağları aşıp günümüze hatta geleceğe mesajları vardır. Bugün işgal sadece sokaklarımızda değil zihinlerimize de yapılmaktadır ve zihinlere yapılan işgaller en tehlikeli olan işgallerdir. Fetih ruhunu yaşatabilmek için fethin ruhunu anlamak, nasıl gerçekleştiğini, neler yaşandığını dersler alarak tekrar tekrar okumak ve hayatımıza geçirmemiz gerekmektedir.

Peygamber Efendimiz (S.A.V.) Mekke’nin fethini öylesine arzuluyordu ki fethin rüyasını görüyordu. Bugün bizler de işgal edilmiş zihinleri tekrar fethetmenin arzusuyla fetih rüyaları görmemiz lazım. Zira rüyalarımıza girecek kadar arzulamadığımız şeyleri gerçekleştiremeyiz.

Selam fethin rüyasını görenlere olsun.