Zaman ve mekân içinde oluşan veya değişen inanışlar,
sosyo-ekonomik, kültürel görünümler günlük yaşamda ifadesini bulur. Söz konusu
süreci zaman seyri içinde izlerken yapı, kurum ve ilişkiler ağının
üretilmesinde “mekân”ın esaslı bir yeri temsil ettiğini görürüz.
Bir vakitler, şehir için mahalle, bir mekân olarak günlük
hayatın yaşandığı bir tür kurucu modeldi. Kentlerin mahallelere bölünmesi bir
yanıyla idari bir organizasyonu ifade ederken bir yanıyla da klasik İslam
şehirlerinde dini bütünlüğün ifadesi olarak tezahür ederdi.Geleneksel Osmanlı
mahallesinde cami ve diğer dini mekânlar, çarşı ve hane (ev), kurucu unsurlar
olarak yer alır. Cami bir ibadet alanı, iman edenlerin toplanma yeri iken,
mahallenin iktisadi faaliyet ve değerler sisteminin de belirleyici bir
merkezini temsil ederdi. Sosyo-ekonomik tüm değerler bu çekirdek etrafında
üretilir ve aktarılır. Bilhassa modernleşme-batılılaşma sürecinin son
devrelerinde camileri gözden düşürme ve hayati fonksiyonlarını kadükleştirme
operasyonları maalesef önemli ölçüde başarıya ulaşmış görünüyor.
Kimliklerimizin kurucu esası, İslam merkezi dışında aranmaya ve takdim edilmeye
başlandığından beri camiler de temsil ettikleri rol ve işlevi ifa etmekte hayli
zaafa uğradı. Müslümanlar, resmi ideolojinin camileri ve genel olarak dini
denetim altına alma ve uygun bir kalıba sokma girişimlerine tepki olarak
camiler dışında bir araya gelmek ve varlıklarını sürdürmek üzere farklı
mekânlara taşındı. Camilerde ibadet için bir araya gelirken vakıf, dernek vb.
mekânlarda toplumsal meseleler dile getirilmeye devam etti.
Artık aynı semtin camisinde saflarda yan yana namaz kılan
Müslümanlar ekseriyetle birbirlerini tanımıyorlar. Zaten orada “dünya kelamı”
da konuşmak uygun görülmez. Dünya kelamının muhtevasına dair mevcut kafa
karışıklığı, resmi ideolojinin yaygınlaştırdığı din kavrayışıyla yakından
ilişkili görünüyor. Müslümanların hayatlarında, hangi siyasi, iktisadi, hukuki,
ahlâki ilkeleri ve sınırları gözetmeleri gerektiği hususunda camilerde sohbet
etmeleri “dünya kelamı” anlamına gelir mi
Bir de çarşılar…
Çarşı ticari hayatın temel mekânı. Tüketim mallarının
vasıflarını ve alışverişin ritüellerini şekillendiren hem maddi hem de manevi
gerekler ve sınırlardır. Çarşı-cami uyumu din ve iktisadi yaşamın
birlikteliğini oluşturur.
Tanzimat sonrası devrede geleneksel mahalle ve bu
birliktelikler sarsıntıya uğramaya başlar… Üretim, tüketim ve alışverişi
belirleyen dini-ahlâki normlar bu süreçte gevşerken modern tüketim kalıplarıyla
uyum çatışmaya dönüşür. Büyük çarşılar (kapalı çarşı) daha kozmopolit yapısıyla
modern koşullara eklemlenirken mahallenin çarşısı geleneksel iktisadi değerlerden
uzaklaşan bir alan olur.
19. yüzyılın özellikle ikinci devresinden itibaren artan
Avrupa ithalatı yerli pazar ve çarşıların geleneksel arz-talep dengesini de alt
üst etmeye başlar. Üretime (arz) dayalı geleneksel iktisadi kültür, tüketime
(talep) ayarlı ve ithalata yönelimli bir iktisadi yörüngeye kayar. Avrupa
mali-sınaî yayılmacılığının da Osmanlı iktisadi dengelerini alt üst ettiği ve
borçlanma, demiryolları yapımı ve yabancılara verilen imtiyazlar üzerinden batı
kapitalizmine bağımlılığı artırdığı söylenebilir. Bu dönem bireyden başlayarak
aileyi, mahalleyi ve nihayet tüm ülkeyi etkisi altına alır. Bu değişimin
merkezi bürokrasi ve Tanzimat devri aydınları eliyle ivme kazandığı, çözülmenin
giderek orta ve alt tabakalara doğru yayıldığı gözlenir.
Osmanlı hanesi (evi) ne idi ne oldu .. Bu konuya haftaya
devam edelim.
Bugün yaşanan sorunlarımızın, gerilim ve tartışmaların
kökleri bu tarihsel seyirde saklı…
Haneler ve camiler ne oldu, mahalle ve çarşılardan
kentsel dönüşüme ve AVM’lere varan serencam ne anlama geliyor, haftaya
konuşalım.