‘6O’lı yılların sonlarına doğru, Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu Adalet Partisi iktidarında, Ankara’da önemli bir olay meydana geldi. Olay, aslında bir meslek örgütü olan TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) ile ilgiliydi. Söz konusu kuruluşta bir seçim yapılmış ve Genel Sekreterliği’ne Necmettin Erbakan getirilmişti. Farklı fakültelerde öğrenim gören sınırlı sayıdaki bir grup öğrenci çevresi de bu olaya ilgi duymuştu. Başbakan Demirel, yapılan seçim ile TOBB’un Genel Sekreterliği görevini devir alacak olan Necmettin Erbakan’ı engellemek üzere güvenlik güçlerini görevlendirmişti. Söz konusu kuruluşun bulunduğu yer, Atatürk Bulvarı üzerinde, Kızılay/Bakanlıklar’daydı. Kararlaştırıldığı üzere, yaklaşık kırk-elli kişilik bir öğrenci grubu olarak orada toplanıldı. Fakat güvenlik güçleri binanın önünde önlem aldığı için neler olup bittiğini gözlemleme imkânı yoktu ve bir süre sonra da dağılındı. Elbet konu çevremizde ve kendi aramızda tartışıldı.
Bu olayla birlikte Necmettin Erbakan ismi, sadece duyulmuş olmadı, arkasından Konya’da milletvekilliği ve en sonunda Milli Nizam Partisi’nin kuruluşu gibi gelişmeler yaşandı. O sıralarda Ankara’daki fakültelerde sol örgütlenmeler hâkim konumda bulundukları için, önce boykotlar, arkasından işgaller yaygınlaştı ve giderek fiili çatışmalar başladı. Ancak, yakın çevremizdeki öğrenci arkadaşların bu olaylara katılmamaları konusunda, özellikle Edebiyat dergisinin çıkışında ve yayınını sürdürmede sabırlı ve kararlı bir tutum alan rahmetli Nuri Pakdil’in önemli bir etkisi oldu. Hukuk Fakültesi Yurdu, Site Yurdu gibi yurtlarda barınma ortamı bulamayan öğrenci arkadaşlar ev tutmaya yöneldiler ve bunlardan bazıları Edebiyat dergisi çevresinde ve etkisinde adeta birer okuma mekânlarına dönüştüler. Öte yandan, Necmettin Erbakan ve Milli Nizam Partisi, kapatılmasından sonra kurulan Milli Selamet Partisi ve 1973’te CHP ile yapılan koalisyon hükümeti, siyasete karşı farklı bakış ve tutumların ortaya çıkışını belirgin hale getirdi.
‘77’nin Aralık ayında, pek düşünmediğim akademik hayata, Sakarya Mühendislik ve Mimarlık Akademisi’ndeki hukuk asistanlığına başladım. Akademi Başkanı Prof. Dr. Nevzat Kor, rahmetli Prof. Mehmet Bilge, özellikle rahmetli Prof. Dr. Osman Çataklı, rahmetli Doç. Dr. Kahraman Emmioğlu, daha sonra akademik kadroya katılan Prof. Dr. Cevat Akşit gibi değerli insanları tanıdıkça “Hoca Efendi”nin, yani Mehmet Zahit Kotku’nun (Kotku’nun anlamı “cömert” demekmiş) etkisini ve feyiz halkasını yakından gözlemledim. İstanbul Hukuk Fakültesi’nde sürdürdüğüm doktora çalışmaları sürecinde, fırsat buldukça İskender Paşa Camii’ne ziyaretlerde bulundum, yapılan Perşembe Sohbetleri’nin bazılarını dinleme imkânı elde ettim.
Hoca Efendi, Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi (1813-1893) kolundan Kastamonulu Hasan Hilmi, Safranbolulu İsmail Necati, Dağıstanlı Ömer Ziyaüddin, Tekirdağlı Mustafa Fevzi, Serezli Hasip, Kazanlı Aziz (Abdülaziz Bekkine) Efendilerden sonra irşat hizmetini üstlenmiştir. Özellikle Abdülaziz Bekkine Efendi’nin çevresinde yetişen Osman Çataklı, Necmettin Erbakan, Recai Kutan, Muammer Dolmacı gibi İTÜ kökenli mühendisler, üniversite ve bürokraside üstlendikleri görevlerini, ülkenin kalkınması, sanayileşmesi yönünde kullanmaya çaba göstermişlerdir. Siyasete katılmaları, aslında sorumlulukla üstlendikleri bu görevlerin zorunlu bir şartı olarak ortaya çıkmış ve bu konuda direnmişlerdir. Üstlendikleri görev ve sorumlulukları bihakkın yerine getirmede, ihtiyaç duyulan manevi gücü hoca efendiler hasbi bir şekilde, tarihten süzülüp gelen “tekke terbiyesi” temelinde içselleştirmişlerdir.
İrtihallerinin yıl dönümünde Hoca Efendi’ye ve bir süre önce dünyamızdan ayrılan Recai Kutan Bey’e ve diğerlerine rahmet dilerim.