Bilindiği gibi Tanzimat’tan itibaren ülkemizde Batı taklitçiliği hızlı bir tempo ile devam etti. Bilhassa dini sahada yozlaşma başladı, gerileme oldu. Batılıların maksadı da zaten Osmanlı evladlarının itikadini bozmaktı, biz itikadı sağlam bir milletiz, Allah’ın hakkını hakikatini yerine getirmek için yaşayan bir milletiz. Çok güzel dini hizmetlerimiz oldu. Anadolu halkı, dinin emirlerini, Peygamberimizin sünnetlerini hayatının her alanında uyguladılar. Tanzimat’ta bunu yıkmak için çok uğraştılar. Birlik dağılsın, Müslümanlar başıboş kalsın istediler. Hasan Basri Çantay Hocam bana, “Tanzimat’ı imanımızı bozmak için yaptılar evladım. Bizim ayakta durmamızın sebebi imanımızdır, İslam’ımızdır” demişti. Kur’an, Sünnet, İcma, Kıyas dört kıstas üzerine hareket edeceğiz. Bizim dini geleneğimize bu yerleşmiştir. Bu geleneği bozmak için de çok uğraştılar. Böyle kötü bir ortamda Ahmet Ziyauddin Gümüşhanevi Hazretleri bugünkü İstanbul Valiliği’nin olduğu yerde bir medrese kurdu, ehl-i sünnet yolunu yeniden diriltecek âlimler yetiştirdi. Bu yetiştirdiği âlimler Türkiye’de birçok şeyi düzelttiler, hatta Mısır gibi ülkelerde bile halkı tebliğ ederek Batılıların sebep olduğu yozlaşmanın önüne geçtiler. Tekirdağlı Mustafa Fevzi Efendi, Ömer Ziyauddin Dağıstani, Abdulaziz Bekkine Hazretleri gibi büyük İslam âlimleri Ahmet Ziyauddin Hazretleri’nin medresesinde yetiştiler.
MEHMED ZAHİD KOTKU HAZRETLERİ’NİN UZUN YILLAR HİZMETİNDE BULUNDUM
Bu dergâhta yetişen kıymetli ilim adamlarından biri de üstadımız Mehmed Zahid Kotku Hazretleridir. Ben kendisiyle ilk defa 1956 yılında karşılaştım. Hocaefendi, Zeyrek Yokuşu’nun başında Zenbilli Ali Efendi (rahmetullahi aleyh)’nin türbesinin karşısında Ümmü Gülsüm Camii, bir diğer adıyla Çivizade Camii’nde imamdı. Ben müezzin olarak imtihana girdim, beni oraya müezzin olarak tayin ettiler. Daha imam hatipte birinci sınıf öğrencisiydim. Hocaefendi, beni orada kabul etti. Nurlu yüzüyle sanki camiyi aydınlatmıştı. Son derece yumuşak ve sıcakkanlı tavrı vardı. “Sağda solda dolaşıp durma evladım, dedelerin seni bana emanet ettiler, seni ben yetiştireceğim” dedi. Hocaefendi’nin iki kızı vardı, oğlu yoktu, benim de babam yok, ben Hocaefendi’nin evinin oğlu oldum, misafirlerini karşıladım, hizmetinde bulundum. Alakamız böyle başladı.
ERBAKAN HOCA, SAATLERCE SOHBETİNİ DİNLERDİ
Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi Hazretleri, benim gibi nice gencin elinden tuttu, yetiştirdi. Onun yumuşaklığı herkesi yumuşatırdı, meclisinde öyle bir manevi feyz vardı ki, kimler gelmiyordu ki; profesörler, hocalar, siyasetçiler... Bir gün Erbakan Hoca geldi, o zaman üniversitede doçentti, ben sohbette çay dağıtıyordum. Erbakan Hoca, kapının girişinde kendine yer buldu, oturabileceği bir halı yoktu. Tahtanın üzerine oturdu rahmetli, Mehmed Zahid Efendi öyle güzel sohbet ederdi ki, o gün 2 saat sürdü sohbet. Erbakan Hoca 2 saat tahtanın üzerinde oturdu, onu dinledi. Bu anımı da hiç unutmam. Gece yarılarına kadar sohbetler olurdu. Devletin üst kademelerindeki kişiler de gelir, dinlerdi. Mehmed Zahid Kotku Hazretleri, çok sakin biri olmasına rağmen Cuma hutbelerinde çok celalli olurdu. Birebirde konuşurken çok latif konuşurdu. Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmazdı. Günlerce çok kez misafir ağırlardı. Sofrası boldu, misafirlerini yedirip içirirdi. İmamlık maaşı yetmiyordu, alışverişini ben yapardım, çok kez borçlandığımızı bilirim. İnsanların derecesine, kapasitesine göre sohbet yapardı. Mühendislere, doktorlara herkesin anlayacağı dilden sohbet ederdi. Herkes onun sohbetlerine hayranlık duyardı. Sohbetlerini vefatına dek İskenderpaşa’da devam ettirdi. Vefat ettiğinde 87 yaşlarındaydı. Hiç istirahatteyim demezdi, hastayken bile tebliğ ederdi. Merasimi, gösterişi hiç sevmezdi. Son derece mütevazıydı. Camide kalan talebelerin yemeklerini de valide hanım yapardı. Sofrayı bizzat Hocaefendi kurardı. Talebelerin yemeklerini kendi taşırdı.