Sayın Başbakan, 25 Ocak tarihli gazetelere intikal eden beyanatında "Biz batının ilmini değil ahlâksızlıklarını aldık" şeklinde bir tesbitte bulunmuştu. İstiklâl Marşı Şairimiz, Merhum Mehmed Akif Ersoy, Osmanlı devletinin yıkılışını önlemek için, nasıl bir devrim yapılması gerektiğini araştırırken, JAPON DEVRİMİ ve Kalkınmasını ele alıyor ve milletimizin kurtuluşunun, Japon reçetesinde olduğunu ilân ediyor.
Cumhuriyetin kuruluşundan çok önce, Merhum Akif, yapılması gereken devrim için adımlar atılırken, hatâya düşmemizi önlemek için tarihi önemi olan ciddi uyarılar yapıyor ve ciddi tavsiyelerde bulunuyor.
Bu konuda, Sayın Erdoğan tarafından gündeme getirildiği için, M. Akif Ersoy un bu tavsiye ve temennilerini SAFAHAT adlı kitabından özetler alarak, kamuoyumuza arzetmekte yarar görüyorum. Akif in, bu konudaki mısraları aynen şöyle:
"Alınız ilmini garbın, alınız san atını;
Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız.
Çünki milliyeti yoktur ilmin san atın; yalnız,
İyi hatırda tutun ettiğim ihtarı...
Bütün edvârı terakkîyi yani terâkki teşkil eden devirleri yarıp geçmek için:
"Kendi mahiyyeti Rûhiyeniz olsun kılavuz."
Çünki her noktada taklid ile sökmez hareket.
Üstad bu önemli uyarıyı yaptıktan sonra, Japon Toplumunu övüyor ve özetle şunları söylüyor:
Sorunuz, şimdi Japonlar nasıl millettir
Şu kadar söyleyeyim DİN İ MÜBİNİN orada,
Rûhî Feyyazı yayılmış, yalnız şekli BUDA.
Müslüman denmek için, eksiği ancak TEVHİD...
Akif rahmetli, Japon toplumunu uzun uzadıya övdükten sonra, Japonların, devrimlerini yaparken ne kadar titiz davrandıklarına da dikkatimizi çekmektedir. Zira Japonlar "mademki batıdan geliyor, öyleyse, gözü kapalı her gelen şeyi alalım" dememişler, millî şahsiyet ve kimliklerinin dejenere olmasını önlemek için inceden inceye süzgeçten geçirmişler. Bakınız nasıl:
Medeniyet girebilmiş yalnız fenniyle,
O da sahiplerinin lâhik olan (yâni verilen) İZNİYLE.
Dikilmiş sâhile binlerce BASİRET İM AN...
Ne kadar maskaralık varsa kovulmuş KAPIDAN...
Garbın eşyası, eğer kıymeti haizse yürür:
Moda şeklinde gelen SEYYİE (Kötülük) GÜMRÜKTE ÇÜRÜR.
Büyük mütefekkir ve büyük şâir, Âkif in, ömür boyu, elmastan yontarak tesbit ettiği, tecrübelerinin ürünü olan mücevherat değerindeki, görüşlerini elbetteki bütün ayrıntılarıyla bu satırlara taşımak mümkün değildir. Tek çâre, Âkifin eserlerini dikkatle baştanbaşa okumaktır.
Görülüyor ki Sayın Başbakan ın da itiraf ettiği gibi, "Batının sadece ilmini değil, bütün AHLÂKSIZLARINI" ve bize ters düşen kanunlarını aynen, terceme ederek, almak son derece yanlış ve son derece tehlikeli ve isabetsiz olmuştur.
Yakın zamanda Hakk ın rahmetine kavuşan, büyük tarihçimiz, PROF. OSMAN TURAN dahi, devrimlerimiz yapılırken, gereken, titizlik ve ihtimamın gösterilmediğini, gerek TÜRK YURDU isimli dergideki makalelerinde ve gerekse yayınladığı eserlerde yana yakıla dile getirmiştir.
Osman Turan hoca, bu konuda özetle, Türklerin, eski medeniyetlerini terkederek, İslâm medeniyetine girişinde de, aşırı derecede teslimiyetçi ve hızlı davrandıklarını beyan ediyor. Aynı aşırı ve teslimiyetçiliğin BATI MEDENİYETİ ne girerken dahi gösterildiğine işâret ediyor. Ama ekliyor, İslâm medeniyetine girişteki aşırı hız ve davranış "ne derece hayırlı ve isabetli olmuşsa, Batı medeniyetine girerken, bu medeniyetin müsbet ve menfi unsur ve esaslarını almakta acelecilik göstermiş olmamız da o derece tehlikeli ve zararlı olmuştur diyor.
Konumuzla ilgili olduğu için, devletimizin kurucusu Atatürk ün bu husustaki görüşlerini de hatırlatmakta yarar görüyorum. ATATÜRK bir konuşmasında aynen şunları söylemiştir:
"Tarzı telebbüsümüzü ifrata vardıranlar, kıyafetlerinde aynen Avrupa kadınlarını taklit edenler, düşünmelidir ki, her milletin, kendine mahsus an anesi, kendine mahsus âdâtı, kendine göre millî hususiyetleri vardır. Hiçbir millet, diğer bir milletin aynen mukallidi olmamalıdır. Çünkü: BÖYLE BİR MİLLET NE TAKLİT ETTİĞİ MİLLETİN AYNI OLABİLİR, ne kendi MİLLİYETİ DAHİLİNDE KALABİLİR. Bunun neticesi ŞÜPHESİZ Kİ HÜSRANDIR."
Evet ne yazık ki bizler şu sıralarda, bu HÜSRANI yaşıyoruz. İçerisinde bulunduğumuz kavram kargaşasının temelinde, atılmış olan yanlış adımların payı vardır. Başka bir misal vermeye hâcet yoktur. 18 senedir mesnedi olmayan bir başörtüsü yasağını kaldırmak için çaba sarfediyoruz ve havanda su döğüyoruz. Hatta hatta mevcud olmayan bir yasağı kaldırmak için Anayasayı bile değiştirmek gerekiyor. Güleriz ağlanacak halimize. Çocuklar Mimar Sinan a, "usta şu minare eğri" demişler, ünlü mimar da "evet evladım eğri" demiş, halat attırarak eğriliği doğrultturmaya kendini mecbur hissetmiş.
Eğer bütün problemlerimizi çözmek için böylesine kan ter içinde yıllarımızı heder edersek ki, öyle oluyor, bu gidişle bu süratle aslında bir arpa boyu bile ilerleyemeyiz.
Kurtuluş, kendi gücüyle kalkınmadadır, Kurtuluş millî ve mânevi değerlerimizi ihya edecek, hayata geçirecek, ahlâki ve manevi reformdadır. Kurtuluş paha biçilmeyecek derecede stratejik değere sahip olan üç kıt a ve üç denizin odağındaki vatanımızı koruyacak ve elde tutacak derecede millet ve devlet kaynaşmasını sağlamaktadır...