Mehlika’nın kedisi

Abone Ol

Hayal edemeyeceğiniz kadar düzenlidir Mehlika’nın kedisi. Kedi Şirin’in kalkış, yatış ve yemek saatleri bellidir, onun dünyasında işler ne bir dakika ileri olur ne de geri. Şirin sabahın ilk ışıkları ile başlar güne. Önce her şey yerinde duruyor mu diye şöyle bir bakınır. Biraz kaprislidir Şirin, yemek seçer, menüde istediği yoksa iter ve yemez… Mehlika itina ile hazırladığı yiyecekleri önüne koyar ve onunla uzun uzun sohbet eder. Kahvesini onun yanında yudumlar, kahvaltısını onun yanında yapar. Kedi dediğin yemeğini yer sonra çekip gider değil mi? Ama Şirin öyle değildir. Yemekten sonra kendisine bir bebek inceliği ile bakan sahibine sarılır, onu koklar, başını onun omzuna koyar ve sevilme ihtiyacını karşılar. İlgi görmediğinde kapris yapıp kıyıya çekilen insanlar gibi değildir Şirin, ihtiyacı olanı kendi çabasıyla elde eder.

Mehlika kedisi ile kendisinin kaderinin benzerliğinden bahseder. İfadelerine göre ikisi de anneyi vakitsiz kaybetmişler, ikisi de yalnızdır, ikisi de sessizliği severler. İki evliliğinden de hüsrana uğrayan Mehlika için evinde beslediği bu kedinin büyük bir değeri var. Ona göre Şirin sadece bir kedi değil, arkadaş, dost, sevgi yumağı… İlginçtir Şirin bunun farkına varmışçasına kasılır, akranlarına Kaf Dağı’ndan bakar, beğenmez onları.

Öğle vakti oldu mu Şirin mutfağın camında belirir ve mahallenin dedikoducu teyzeleri gibi kim nereye gidiyor, kim kiminle konuşuyor, kim kime ne yapıyor büyük bir dikkatle izler, yemeğini burada yer ve uzaklaşır. Bizler bu sevimli hayvancığı mahallenin sakilerinden biri gibi görür ve karşılaştığımızda sohbet ederiz. Şirin de apartmanı ve apartman sakinlerini o kadar sahiplenmiştir ki, bahçeye yabancı biri girdi mi kıyameti koparır.

Geçtiğimiz Pazar, Şirin yine mutfağın camına kurulmuş etrafı seyrediyordu. Tam da o esnada büyük bir gürültü ile bahçeye beş kedi birden girdi. Kediler kendi aralarında boğuşmaya itişip kakışmaya başladılar. Şirin kendini onlardan görmüyordu daha doğrusu sahibinin kendisine biçtiği role o kadar adapta olmuştu ki, kendisini bir kedi olarak değil ailenin bir ferdi olarak görüyordu. O yüzden cinsdaşları arasında devam eden itiş kakışları bilmiş bir edayla seyretti.  Kediler bahçeye fırlatılan kemik parçasını çekiştirip, birbirlerini itip kakmaya devam ederken Şirin sanki onların dünyasına yabancı gibiydi. Alayvari bir tavırla cinsdaşlarına bakıyor ve aralarında geçen çekişmeyi anlamaya çalışıyordu. Şirin bir hayvandı. Fakat sahibi ona öyle bir anlam yüklemişti ki, Şirin bakımını üstlenen kişinin arkadaşı, dostu ve onun yakınlık kurabileceği kişilerin rolünü oynuyordu. Peki, bu doğru mudur? Elbette değil. Fakat gelin bunu bir de şehrin tenha köşelerinde yalnızlıktan kıvranan insanlara anlatın. Bu insanlara kendilerini yalnızlıktan kurtaracak reçeteler sunsanız hemen reddedeceklerdir, zira onlar yaşamsal alanlarında oluşan boşluğu doldurabilmek için buldukları yöntemlere saplanıp kalmışlardır.

Allah her şeyi bir denge üzerine yaratmıştır. Buna göre evrende varlık gösteren insan,  hayvan, bitki ve canlı-cansız bütün varlıklar ait oldukları kulvarda yer almalı ve burada kalmalıdırlar. Ağaç ağaçlığını bilmeli, kedi kediliğini bilmeli, çiçek çiçekliğini bilmelidir. İnsan ise fıtratı ile barışık yaşamalı ve evrendeki üst konumunu korumalıdır.