28 Şubat Postmodern darbesinden öncesinde 31 Ocak 1997 günü Sincan‘da düzenlenen Kudüs Gecesi Türkiye‘de büyük ses getirdi. O dönemde bu olay medya tarafından abartılarak irtica paranoyaları ile ülkenin gündemi değiştirildi. Kudüs Gecesi‘nde düzenlenen tiyatroda rol olan ve daha sonra 4 ay cezaevinde yatan gecenin mağdurlarından Selçuk Öz ile yine aynı salonda konuştuk.
Ahmet Açıkay
1997 yılında Sincan‘da düzenlenen Kudüs Gecesi programında sizin göreviniz neydi?
Ben gençlik yıllarımda amatör olarak tiyatro ile ilgileniyordum. Amatör çaplı bir grubumuz dahi vardı. 1996 yılında Grup İstasyon diye küçük bir amatör tiyatro grubumuz oldu. Kudüs Gecesi‘nde bizim grubumuzun bir kısmı rol aldı.
Peki, o gecede nasıl oldu rol aldınız?
Aslında o geceki programda tiyatro oyunu yoktu. O gece yapılan tamamen doğaçlama bir oyundu. Aylardan Ramazan ayı olması hasebiyle iftar ile programın başlaması arasında bayağı bir zaman vardı ve salon tıklım tıklım dolmuştu. Bizde insanlar sıkılmasın diye araya bir şey koymak istedik. On dakika içinde düşündüğümüz hemen doğaçlama bir senaryoydu. Filistin sokaklarında İsrail askerlerine karşı direnen ve yaralanan, şehit olan gençlerin dramını anlattık. Baba ile oğlu arasında geçen bir diyaloğun nasıl gerçekleştiğini sahneledik.
Bütün sözler doğaçlama mı hazırlandı?
Evet bütün sözler doğaçlamaydı. Kısa sürede bir senaryo kafamızda oluşturduk ve bunu sahneledik. Bende oğul rolünde oynuyordum. Taş atarken şehit olan bir Filistinli genci resmediyordum. Taş atarken vurularak, tekbir sesleriyle şehit olan birini canlandırdım.
O gece olağanüstü bir durumun farkında mıydınız?
Kameraların fazlaydı. En çok UBA‘nın kamerası dikkatimi çekmişti. Diğerlerini görmedim açıkçası. UBA‘yı daha öncede görmemiştim. Sanki bu program için özel olarak gelmiş havaları vardı adamların. Tiyatro‘dan sonra salondan çıktım. Çünkü çocuğum rahatsızdı ve evime gittim.
Daha sonra süreç nasıl işledi?
Ertesi gün ve sonrasındaki günlerde medyanın yoğun olarak Sincan‘daki olayın üstüne gitmeye başladığına şahit olduk. Üçüncü gün tanklar Sincan‘dan geçirildi. Daha önce Sincan‘da tanklara şahit olmadım. Böyle bir şey yoktu. Hissettiğimiz şey şuydu. Kudüs Gecesi öncesi hükümet ile asker ve diğer medya arasında bir çekişmeyi biz de hissediyorduk. Refah-Yol iktidara gelmeden önce sokaktan duyduğumuz şey, ‘Erbakan Hoca‘yı iktidarda tutmazlar‘ Biz bunlara hep şahit olurduk. O önyargıların boş olmadığını Refah-Yol dönemin iktidara başlayınca hemen görmeye başladık. Medya tarafından sürekli haberler başladı. Olayların abartılması gibi.
Tankların geçtiğini gördünüz mü?
Yok ben tankların geçtiğini görmedim, sabah erken saatlerde geçmişti.
Tankların gazeteciler için ikinci bir kez daha geçirildi söyleniyor. Buna şahit oldunuz mu?
Benim işittiğim şuydu. Tankların ikinci kez geçmesinin sebebi Hürriyet Gazetesi‘nin foto muhabirinin makinesinin soğuktan dolayı tutukluluk yapması. Sabah gazetesinin fotoğrafları başka bir kuruluşa vermemesi üzerine hatıra binaen ikinci kez tankların geçirildiğini duydum. Ordu‘dan ricada bulunmuşlar, askerde ricaen milletin tanklarını, mazotunu, askerini bir kez daha Sincan‘dan geçirmiş.
BİZİ TERÖRLE MÜCADELEYE GÖTÜRDÜLER
Ne zaman gözaltına alındınız?
Tankların yürütüldüğünden sonraki gün gözaltına alındım. Evimi bir polis memuru aradı ‘Beni almaları gerektiğini söyledi. Bende ‘Siz zahmet etmeyin ben kendim gelirim‘ dedim. Emniyet Müdürlüğü‘ne geldim. İlk sorgumdan sonra Ankara Terörle Mücadele‘deki arkadaşlar beni aldılar. Orada 11 gün gözaltında tutuldum.
Gözaltında psikolojik veya fiziksel bir baskı gördünüz mü?
Hayır, hayır Emniyet‘te iken hiçbir psikolojik veya fiziksel baskıya maruz kalmadım.
Mahkemeye ne zaman çıktınız?
11 günlük gözaltı süresinden sonra diğer arkadaşlarla birlikte nöbetçi mahkemeye çıkarıldık. Nöbetçi mahkemede hiç sorgu sual yapılmadan, hakim suratımıza dahi bakmadan, ‘Götürün bunları‘ dedi. Oradaki polis, askerler, mübaşirler herkes şaşkınlık içerisinde gördü bu durumu. Bizi arabalara bindirdiler ve Ulucanlar cezaevine götürdüler.
Cezaevinde ne kadar kaldınız?
Tam olarak süreyi hatırlamıyorum ama 4 ay gibi bir zaman orda kaldık. Ankara 2‘nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi‘nde yargılandık. Burada şunu da söylemek istiyorum. Abdullah Öcalan‘ı yargılayan mahkeme heyeti bizi yargılayandı. Önce biz yargılandık, sonra aynı Mahkeme Heyeti Başkanı‘nı iki yıl sonra Öcalan‘ı yargılarken televizyondan gördüm. Demek ki biz Abdullah Öcalan kadar tehlikeli görüldük ki, o kadar üst seviyedeki bir hakimin karşısına çıkarıldık. Aynı mahkeme heyeti. Biz neymişiz dedim.
Ulucanlar da kalırken ne hissettiniz?
Şimdi belediyedeki görevim icabı bazen cezaevlerine gidiyorum. O zaman Ulucanlar Cezaevi ile diğer cezaevlerini kıyaslarsak, diğerleri 5 yıldızlı otel gibiydi. Biz 3 kişilik koğuşta 11 kişi kaldık. Ranzalarda üst üste kaldık. Nem ve rutubet içinde.
Kaç kere mahkemeye çıktınız?
Ben iki kere mahkemeye geldim. İlkinden tutuklandık ama ikincisinde tahliye verildi. Tiyatroyu oynayanlar olarak tahliye olduk.
PİŞMANLIK DUYMUYORUM
15 yıl öncesine baktığınızda yaptığınız tiyatronun doğru olduğuna inanıyor musunuz?
O zamanki algılar ve şimdiki farklı. Algı noktasında benim bir farklılığım yok. Bizleri orda terörist gibi göstermeye çalıştılar. Halbuki bizim orda yaptığımız Filistin‘de kolları bacakları kırılan çocukları, gençlerin dramlarını ortaya koymaktı. Bütün yaptığımız buydu. Hiçbir şekilde Türkiye Cumhuriyeti‘ni, vatanımızı, kendi devletimizi hedef alacak, hedef gösterecek bir söz o tiyatronun içerisinde geçmedi. Ben salon içerisinde benden sonraki akış içerisinde de böyle bir cümlenin kurulduğunu da ne duydum, ne de sonrasında söylendi.
Bu günden dönüp geriye bakınca bir pişmanlık hissediyor musunuz?
Hayır. Hiçbir şekilde pişmanlık duymuyorum. Yaptıklarımız son derece doğal bir tiyatro ve piyesti. Bu gün insanlar nasıl Filistin‘de yaşananları eleştiriyorsa biz de o zaman aynı şeyi yaptık.
Yaşanan olağan üstü dönemi nasıl değerlendirirsiniz?
Refah-Yol hükümeti o dönemde bir takım başarılara imza atmaya başlamıştı. Bunu çekemeyen perde arkasında güçler vardı. Bunun adını siz koyun artık. Asker olabilir, Siyonistler olabilir artık neyse. Benim oynadığım tiyatro sonucu belli bir süre cezaevinde yattık, çıktık. Benim kaybettiğim bir 4 aydı ama ülkenin kaybetmiş olduğu onlarca seneler var. Ülke ekonomik olarak belki 250-300 milyar dolar bir kayba uğratıldı. Memleketimiz şimdi daha farklı noktalarda olabilirdi. Meğer bizim oynadığımız küçük tiyatronun bir büyüğü perde arkasında oynanıyormuş. Bizim oynadığımız oyun bir bahane, hükümeti alaşağı etmek için bir bahanedir. Bunu herkes biliyor. Bu tiyatro olayı Sincan‘da olamayabilirdi. Belki Yenimahalle‘de, Etimesgut‘ta belki başka bir şehirde olabilirdi. Bir yer muhtemelen seçilecekti. Sincan bahane edilerek bir hükümetin düşürüleceği hayatta aklıma gelmezdi. İçimde varsa bir pişmanlık bu anlamda var. Bilseydim o tiyatroda asla ve asla oynamazdım. Ama bu tiyatro bir şekilde bir yerlerde oynanacaktı ve bahane edilecekti.
SİNCAN HALKI CEZALANDIRILMAK İSTENİYORDU
Sincanlıların üzerinde de hâlâ o dönemin bir ağırlığı var sanırım. Buna ne diyeceksiniz?
Örnek vermem gerekirse, ‘Nerden geliyorsunuz‘ dendiğinde ‘Sincan‘dan‘ cevabına insanlar başka bir şekilde bakıyor. O süreçte şehirlerarası trenlerin bile Sincan istasyonunda durmadığını biliyorum. İnsanlar Sincan‘dan trene binmek isterlerse, buradan Ankara Gar‘ına gidiyor, oradan tekrar binip, buradan geçerek gidiyorlardı. Sincan halkı cezalandırılmak isteniyordu.
Cezaevinden çıkınca görevinize dönebildiniz mi?
Göreve iade edilme sürecinde bir tedirginlik vardı. Belki tekrar işime geri dönemeyecektim. Mesleğim olan fotoğrafçılığa dönüş yaptım. Sincan‘da küçük bir fotoğraf stüdyosu açtım. Serbest yargılandığım ilk mahkemede de beraat ettim. Beraat ettikten sonra da tekrar belediyedeki görevime geri döndüm.
BİZİ TERÖRİST GİBİ GÖSTERDİLER
Aile fertleriniz başta olmak üzere toplum size nasıl bakıyordu?
Aile fertlerimiz bizi büyük bir sevinçle karşıladı. Fakat komşularımız size geçmiş olsun diyor ama o ilk gördüğünüz bakışları hissetmiyorsunuz. Sizi bir yabancı görüyorlar, size daha soğuk bakıyorlar. Samimiler daha samimi. Ama tanımayanlar ise giderek uzaklaşıyordu. Yalnızlaşıyordunuz. Fatih Mahallesi‘nde otururken Sincan‘a gelirdim. İlk durakta otobüste binmek için gittiğimde gördüğüm bakışlar yüzünden, evimin bulunduğu yerden Sincan‘a defalarca yürüyerek gittiğimi bilirim. Sincan‘dan Kızılay‘a giderken, defalarca otobüsten inip başka otobüslere biniyordum. Çünkü sabahtan akşama kadar televizyonlar ve gazeteler sizin tiyatrodaki sahnenizi gösteriyordu. Basın bunu bu şekilde insanlara yansıttı. Bizleri birer teröristmişiz gibi gösterdiler.
İTİRAFLARI SAMİMİ BULMUYORUM
Günümüzde birçok şahıs 28 Şubat itiraflarına başladı. Siz bir mağdur olarak bunlara ne diyeceksiniz?
Şimdi malum güçler artık teker teker, hesap vermeye başladı. Belki herkes işin bir ucunun kendilerine dokunacağını düşündükleri için kimi insanlar itiraflarda bulunuyorlar. Bu insanlar vicdana mı geldi yoksa bir pişmanlık mı. Ön plana çıkmak için bende birkaç söz söyleyeyim ve gündeme geleyim diye mi. Bunları pek anlamıyorum açıkçası. Bu itirafları pek samimi de bulmuyorum. Eğer bir insan pişmansa bunun tanzimine gider.
GAYRİ İHTİYARI OLARAK HEP AYNI YERE BAKARIM
28 Şubat ile ilgili de bir soruşturma başlatıldı. Sizde suç duyurusunda bulunacak mısınız?
Eğer o dönemde savunduğum düşünceler için hukuken bir şeyler manevi olarak elde edebileceksek dava açarım. Ve o gün bu memleketimiz için bu derece kötü işler yapan insanların cezalandırılmasına katkım olacaksa tabiî ki mahkemeye de müdahil olacağım.
O dönemde görevde bulunan generallere bir şey söylemek ister misiniz?
Bizi yargılayan mahkeme heyetinin Öcalan‘ı da yargıladığını gördüğümde hissettiğim üzüntünün karşılığını bulamıyorum. Belki hepsi tamamen suçlu, beklide bir kısmı. Memleketimiz için kötülük düşünüp de, beni cezaevinde bir süre yatırıp, memleketi onlarca yıl geriye götürenlerin tabi ki cezasız kalmasını istemem. Gerçek faillerin bulunmasını ortaya çıkarılmasını istiyorum.
Aradan 15 yıl geçti ve yine aynı salondayız. Buraya geldiğiniz de ne hissediyorsunuz?
O zamanki salonun fiziki şartları bu kadar modern değildi. Salon‘a her seferinde geldiğimde gayri ihtiyarı olarak ilk yaptığım şey ‘Allah‘u Ekber‘ diyerek düştüğüm alana bakarım. Hep oraya bakarım. O günü ben her salona geldiğimde yaşıyorum. Bu salon benim için gerçekten başka bir salon.