Meğer neler olmuş, neler!..

Abone Ol

İstiklal Caddesinde düşürülen savaş uçağı hakkında kafamda birçok soru işareti olduğu halde yürürken, Ankaradan tanıdığım ve eğitim camiasını çok yakından takip ettiğini bildiğim yakın bir dost karşıma çıkmaz mı

Hemen o ara sokaklardaki cafelerden birine soktu beni...

- Biliyor musun dedi.

- Neyi biliyor muyum

- İki Bakan arasında geçen öyküyü... Haberin yok mu; iki hemşeri Bakan bir mektup sebebi ile birbirine girdi. Karamanda yayınlanan ve şimdiki Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçeri öven ama hemşerisi Nimet (Çubukçu) Başı ve Hüseyin Çeliki yerden yere vuran şu mektup hani...

- Mektupta neler yazıyormuş ki

- Meğer neler olmuş neler Güya Ömer Dinçer çok başarılıymış, buna karşılık hemşerisi Nimet hanım tersine başarısız. Hatta öyle ki Nimet hanım bir atamayı bile becerememiş, attığı bir imzada da geri adım atmış. Nimet hanım en çok da "Tükürdüğünü yalayan Bakan" yakıştırmasına çok kızmış.. Bunu yazanlardan ve kamuoyuna yansıtanlardan hesap sormak için harekete geçmiş...

- Buraya kadar anlattıkların tamam da, bu mektup kamuoyuna nasıl yansıdı

- İşte işin en çetrefilli yanlarından birisi tam da burası. Daha doğrusu zurnanın zırt dediği yer! Çünkü o mektup esasen uzun bir mektup. Şimdiki Bakanlık katı mektubun sadece kendilerinden övgüyle sözedilen kısımlarının kamuoyuna yansımasını talep ediyor. Bakan Dinçerin belki haberi bile yok. Ama mektubun tümü Nimet hanımın da içinde olduğu tüm AK Parti milletvekillerine yollanınca olanlar oluyor, kıyamet kopuyor.

- Peki ama koskoca bürokrasisi olan Milli Eğitim Bakanlığı Basın Bürosu böyle bir hataya nasıl imza atıyor

- Bak, işin o noktası da çok ilginç... Normalde CNN Türkten transfer edilen Ömer Dinçerin şu andaki Basın Müşaviri, yaklaşık 10 gündür izinde. Mektup onun elinden geçerek kamuoyuna yansısa belki de sorun çıkmayacaktı. Ama basın müşavirinin izinde olduğu dönemde Bakan Dinçeri de zor durumda bırakan böyle bir uygulamanın altına imza atılıyor... Aslında bunu yapan birilerini biliyorum ben...

- Şimdi ben de çok merak etmeye başladım...

- Aslında biraz daha eskilere gitmek lazım.. Hüseyin Çelikin MEBde kilit bir noktaya getirdiği bürokrat Nimet hanım zamanında da koltuğunu korudu. Fakat Ömer bey göreve gelir gelmez birçok isimle birlikte o bürokrata da el çektirdi. Şimdi kendisi Bakanlıkta faal değil ama beraber çalıştığı bazı alt kademe memurlarla arası iyi.. Yönlendirmeleri yapıyor, Ömer beyi çaktırmadan yıpratma adına. Bu işin içinde olan bir de Genel Müdür var...

- Aaa, kimmiş o Genel Müdür

- O Genel Müdürün de Ömer beye gıcığı var. Zira bildiğim kadarıyla asaleten ataması yapılmadı. Siyasetten gelme ve de çok farklı bir siyasi yapılanmanın içinde yer aldı. Yıllarca büyük bir şehirde MEB İl Müdürlüğü yaptı. O bürokrat da çaktırmadan, el altından her fırsatı değerlendiriyor. Bakan Dinçerin yanında görünüp yanlış yaptırma peşinde...

- Allah Allah neler neler oluyormuş Bakanlıkta böyle. Başka neler var

- Çok daha önemli bir kulis daha var. O da gazetecilerle ilgili... Ama şimdi uçağa yetişmem lazım...

Merak ettim, acaba heybesinde daha neler vardı....

NE PARAYMIŞ, NE PARA!

MİLLETE ait olan Cumhurbaşkanlığı Köşk arazisinin CHP tarafından 1950 seçimlerinden hemen önce devlete satılması ve bunun karşılığında CHPnin kasasına 1.772.260.50 liranın girmesinin hikayesini bu sütunlarda belgesiyle beraber okumuştunuz...

Belgeli yazının hemen ardından da "Bu paranın bugünkü tutarını da siz hesaplayın, rakamlar yeterse..." diye küçük de bir not düşmüştüm...

Sağolsun ekonomi alanında güvendiğim bir gazeteci arkadaşım bu rakamın o yıllarda ne anlama geldiğini yazmış göndermiş;

Özeti şu:

1950de 1 $=2,8 TL. Yaklaşık 1,8 milyon TL, 642.857 $ yapıyor. Bu da 35 $dan 18.367 ons altın alır. Bugün bu 29,5 milyon $, yani 53 milyon TL eder.  Yani eski parayla 53 trilyon törkiş lira.

Bana sorarsanız daha fazla ama bu para da fena değil, hani!

DOMATES!

Köyden indim şehirenin en çarpıcı örneklerinden birisiydi..

Yanılmıyorsam Şener Şen köyde neyi var neyi yok satarak şehre yerleşiyor, şehirde edindiği bir seyyar arabayla sebze meyve satmaya çalışıyordu.

Çıkardığı ses bir çocuğu çağırır zerafetteydi;

-Domates, domates!..

Kimseyi ürkütmeme pahasına ortaya konan bu replik yıllarca çok konuşuldu, doğrusu sanatçı Şener Şen de rolünün hakkını verdi... Domates şimdi farklı bir yönüyle gündemde...

Mısırda bir gurubun Facebook sayfasında yayımlanan bir fotoğrafta domatesin Hıristiyan olduğu, bunun en büyük kanıtının da yatay kesilen domatesin içinde görülen haç benzeri şekil olduğu, yenmemesi gerektiği ifade edildi.

Haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şey; açlıkla karşı karşıya olan bazı Afrika ülkelerindeki balık yasağı oldu..

Haberi okuduğumda ilk aklıma gelen şey; dünyayı ele geçirme gayreti içinde olan birilerinin tohum üzerinde hakimiyet kurma planları oldu...

Geldi de geldi...

En sonunda kendi kendime şöyle mırıldandım; Hey Allahım sen kullarına akıl ver! Sadece akıl da yetmez, basiret de ver! (Amin)

NOT: Bugün 2 Nisan 2012. Demirbank iyi günler diler. 2012 yılında yeni anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012den 3 ay 2 gün daha eksildi. Oysa yeni sivil anayasa adına atılan -çalıştaylar dışında- en küçük bir somut adım henüz yok. Şaka gibi... Takipçisiyiz.