Meğer İşgal Edilmişiz

Abone Ol

Bir devletin düzenli bir orduyla bir başka devletin ülkesine girerek halkın yönetimini de sultası altına almasını fiili ve somut işgâl şeklinde basitçe tanımlayabiliriz. Burada herşeyden önce maddi güç sözkonusudur. İkinci olarak işgâle uğrayanın rızasının olup olmaması belirleyici şart değildir. Evet, rıza gösterilerek de işgâlin gerçekleşmesi sağlanabilir ve bunun gizli ya da açık bir anlaşmaya bağlanıp bağlanmamasının fazla bir önemi yoktur. 15-16 Mart 1920 de itilâf devletlerinin İstanbul u fiilen işgâl etmeleri ve Meclis-i Mebusan ı kapatmasında olduğu gibi.

Bir devletin işgâline dayanak olarak ileri sürebileceği gerekçeler ile asıl niyetinden kaynaklanan nedenler çoğunlukla farklılık gösterir. Bu bir izdüşüm özelliğidir ama asla bir mantık yanılsaması değildir. Yani izdüşüm özelliği gerekçedir, mantık niyettir. Hemen Irak ın işgâli sürecini, gerekçelerini ve hâlâ telaffuz edilmemiş olsa da parça parça tezahür eden niyeti hatırlayarak üzerinde düşünebiliriz. Irak ta ortaya çıkan izdüşümlere bakarak, yani sürdürülen vahşete dayanarak Amerika nın niyetini tanımlamaya çalışmak bizi ihtimaller dehlizinde savrulmaya götürür, götürmektedir. Oysa bu izdüşümlerin tezahürü böyle devam ettirilmek suretiyle niyetin mantığının hedefine yönelik gerçekleştirmeleri sağlamaktadır.

Eğer Irak ın (aynı zamanda Afganistan ın) işgâlini kendi başına ele alarak izdüşümleriyle sınırlı bir yargıya varılırsa, asıl niyetin hiçbir zaman ayan-beyan anlaşılması mümkün olmayacaktır. Nitekim Irak taki direniş sonucu Amerika nın batağa saplandığı şeklindeki algı, görünüşü itibariyle doğru kabul edilse de, sadece bu görünüşe dayanarak meseleyi tam olarak açıklamış olur muyuz Sanmıyorum. Çünkü işgâlin bu haliyle sürdürülmesi zaten açığa vurulmamış niyetin mantığı gereği olamaz mı

Bu bağlamda Irak ın fiilen işgâli, gizli niyetin hedefinde olan asıl işgâlin perdelenmesinde gerçek neden olmasın!

Son yirmibeş yılda etkileri belirleyici olan bazı olayları bir hatırlayalım. 24 Ocak Kararları (1980), şiddeti giderek artan anarşi ve ölümler, sonuç alınamayan Cumhurbaşkanlığı seçimi turları, Irak-İran savaşı, 12 Eylül Hareketi ve toplumun çok yönlü büyük gözaltına alınması, 82 Anayasası ve en fazla iki buçuk partiyi hedefleyen siyaset mühendisliği çalışması, Özal ın Anavatan ının "dört eğilimi birleştirme" dizaynı ve halkın "ekonomik terör" ile biçimlendirilme girişimi. Kuveyt in işgali, Çekiç Güç, AB nin uzun-ince yolu vb. Bankerlik faciasıyla hayali ihracat gibi soygunların tezgahlanmaya başlandığı Liberal ekonomi uygulamalarının özelleştirme kılıfında ülkenin sanayileşme politikasının küresel sermayenin istemlerine uyarlanması.

Ancak akıntıya karşı bir dip dalganın yoğunlaşmakta olduğu farkedildiğinde, tüm kurgulamaların silinip süpürüleceği ancak anlaşılabildi. Dip dalga, Erbakan ve Millî Görüş ün siyaset sahnesinde Mahalli İdareler de ortaya çıkmasıyla ilk sadmesini vurdu. Ayrıca küçük ve ortaboy esnaf ve sanatkârları ülke sanayiinde etkili olacak tarzda güdülemeye başladı. Özal ın Amerikan rüyası eşliğinde AB kapitalizmi vizyonunu hükümsüz kılıcı öneriyi Erbakan daha somut söylemlerle ete kemiğe büründürmeye yöneldi. Refah Partisi ve önü kesilemeyen iktidarı, Türkiye yi tarihi kimliğinin aynasında kendisiyle yüzleşme anlamına gelen medeniyet iddiasına isteklendirmesi oldu: D-8 ler.

Aslında bu iddia, farklı zaman ve şartlarda dile getirilmiş olsa da, anlamı Malazgirt e uzanıyor, İstanbul un Fethi nden besleniyor, Çanakkale ve İstiklâl Savaşlarında soluklanıyordu.

Sinsi ve kalleş bir çelme gibi 28 Şubat çapulculuğu bu azimete tasallutta bulunmuş gözükse de, gerçek engel bir iç ricatta ortaya çıkacaktı. Bir bakıma kale kapısının açılmasıydı bu. Hem de nöbette olması umulanın çok önceden nöbeti habersiz bıraktığı anda.