Siyasette havanın ve şartların kollanması çok önemlidir. Bu hava ve şartları ise tek başına medyanın tavrına bakarak belirlemek çoğu zaman yanıltıcı olur. Medya sadece siyaset meydanındakilerin içinden bazılarını seçer ve onları şişirir. Bir anda Türkiyenin gündemine oturabilir. O siyasi ise kendisini gündem belirleyen kişi olarak görmeye başlar. Bu nefse de hoş gelir. Medyanın esas maksadını göremez, görmek istemez. Ne varki medya tarafından şişirip ortaya salınan siyasetçi bir süre sonra bakarki çevresinden hiç eksik olmayan, hemen her gün sayfalarında kendisine yer verenlerden eser kalmamış. Siyaset meydanında tek başına şarkı söylediğinin farkına vardığında artık iş işten geçmiştir.
Sadece son 20 yılı hatırladığımızda pek çok şöhretli siyasetçinin gümbür gümbür yeni parti kurduklarını ama çok geçmeden siyaset meydanında unutulmaya terkedildiklerine şahitizdir. Maksadım isimler üzerinde durmak olmadığı için tek tek tek sıralamaya gerek görmüyorum. Bugün o eski şöhretlerin hepsini bir araya toplasalar toplum nazarında ses getirecek bir hareket oluşturamıyorlar. Ayrıca bir araya toplanmaları da mümkün olmuyor. Geçmişleri buna engel oluyor. Bu bakımdan talep milletten gelmediği sürece ne kadar bilgi ve beceriniz, ne kadar da medya desteğiniz olsa da siyaset sahnesinde başarılı ve kalıcı olamıyorsunuz.
Siyaset sahnesinde kendinize kulvar bulabilmeniz için öncelikli olarak şartları çok iyi tespit etmeniz, arkasından milletin taleplerine çözüm sunmanız, bu hususta inandırıcı olmanız gerekiyor. Çıktığınız televizyon kanalının izleyicilerine göre konuşma yapmak, hatta çok güzel konuşmak toplumu peşinize takmanız için yeterli olmuyor. Başlangıçta konuşmalarınızı dinlerken heyecanlananlar bir süre sonra farklı kanallarda farklı görüşler ileri sürmeniz karşısında heyacanlarını kaybediyorlar. Çünkü, bu farklılık inandırıcılığınızı yitirmenize sebep oluyor.
Demek istediğim o ki, popüler olmak siyasette başarı için yeterli değil. Bu gerçeği geçmişte dikkate almayanlar, toplumun gündemine oturduklarını düşünenlerin siyasi parti maceraları hep fiyasko ile sonuçlandı. Kiminin partisi dernek gibi kaldı, kimileri partilerini dernek gibi bile sürdüremediler.
Bu arada kendi düşünceleri etrafında bir siyasi hareket oluşturmak yerine başkalarının güdümünde ortaya çıkıp siyaset sahnesine yeni bir parti ile çıkanlar ise hiçbir varlık gösteremediler. Yani bir takım çevrelerin iktidarı yıpratmak için bazı şöhretleri bir araya toplayarak oluşturdukları hareketlerden söz ediyorum. Bir zamanlar Tansu Çillerin DYPnden şöhretli pek çok eski siyasetçi kopartıldı. Böylece DYP iktidar mücadelesinde devre dışı bırakıldı. Ne oldu şimdi o kopanlara Nerede ne iş yapıyorlar hatırlayan var mı Burada bir yanlış anlamaya meydan vermek istemem. Hiçbir yeni oluşumun başarılı olmadığını söylüyor değilim. Yeni oluşumun başarılı olabilmesinin şartları üzerinde duruyorum. Bu şartları belirleyen ise millettir, yani seçmen. İstediğiniz kadar medya sizi şişirsin, bir ümit olarak takdim etsin, etkisi bir yere kadardır. Bir bakıma girdiğiniz yolda yürürken medya sizi bir yere kadar götürür oradan sonra tek başınıza bırakır. Bunun örnekleri çok fazladır. Tüm bunları medyanın etkisi yoktur olarak değerlendirmek yanlış olur. Medya desteğine ihtiyaç vardır ama sonucu almak için medya desteği yetmez. Bir de eğer size destek veren medyanın bir gizli hedefi varsa, desteği bu hedefe ulaşana kadar sürer, ondan sonra bir de bakarsınız ki yok sayılıyorsunuz. İşte o zaman eşekten düşmüşten beter olursunuz.
Bu arada ideolojik ve siyasi farklılıklar sebebiyle siyaset dışı güçlerin maşası olmak gibi tehlikeli bir durum da söz konusudur. Buna siyasiler bazen iktidar hırsı ile bilerek destek verirler, bazen de çevreden gelen alkışlara kanarak o yola girerler. Bu tiplerin de siyaset sahnesinde kalıcı olmaları mümkün değildir. Çünkü, o siyaset dışı güçler daha sağlam ve güçlü siyasetçileri bulduklarında sizi terkediverirler.
Abdullatif Şenerin çıkışını da tüm bu değerlendirmeler ışığında takip etmek gerekiyor.