Medine Âşıkları

Abone Ol

Medine bir yeryüzü Cennetidir. Cennetlerin âşık olduğu

Peygamber orda yatar. On bin sahabe orda yatar. Meleklerin her an salât ettiği

Efendimizi misafir eden Yeşil Kubbe nin etrafında âşıklar dönüp dururlar.

Medine bir yeryüzü Cennetidir. Cennetlerin âşık olduğu

Peygamber orda yatar. On bin sahabe orda yatar. Meleklerin her an salât ettiği

Efendimizi misafir eden Yeşil Kubbe nin etrafında âşıklar dönüp dururlar. Her

yıl beş milyon insan, o güzeller güzelini ziyarete gider. Kim Afrika dan, kimi

Avustralya dan, kimi Amerika dan... Dünyanın öbür ucundan, O Efendimizi

ziyarete gelirler. Ne insanlar tanırım, on yıl para biriktirmiş, ekmeğinden

aşından artırmış, sonra Hacca gelmiş, Hz. Peygamberi ziyarete gelmiş Yeşil

Kubbe nin etrafında ne aşıklar gördüm. Bir siyah derili, kalbi nur dolu kardeş

gördüm. Esselâtu vesselamu aleyke Yâ Rasûlallah! derken, cereyana kapılmış

gibi titriyordu. İnci gibi gözyaşları, siyah yüzünün yanaklarının üzerine

damlıyordu. Belki bir saat boyunca salât-ü selam getiriyor ve hıçkıra hıçkıra

ağlıyordu... Bir Afganlı tanıdım Medine de. Her şeyini kaybetmişti. Çocukları,

ailesi hepsi şehit olmuştu Afgan dağlarında. O da bir bacağını vermiş Allah

için. Koltuk değnekleri ile gelirdi Ravza ya. Her gece saat 3 te bir de

bakardım ki, herkesten önce gelmiş selâm kapısında bekliyor Her şeyini

kaybetmiş, fakat Resulullah ın cemalini görmüştü bu kardeşim. Şöyle yalvarırdı

Resulullah a: Ya Resulallah! Her şeyimi feda ettim i la-yı kelimetullah için.

On tane yiğidimi şehit verdim Allah yoluna, gazilik rütbesi ile şereflendim,

çok şükür Ya Resulallah. Şefaat et bu garibe Şehitlik nasip olmadı. Bari şu

Cennetü l Bâkî nin topraklarına gark olayım. Efendim! Senin mübarek ayaklarının

değdiği Cennetü l Bâkî toprağını saçsınlar üzerime. Üzerimi örtsünler o mübarek

topraklarla. Ya Allah! Habibin hatırına beni Cennet ül Bâkî ye kabul et.

Aradan 3 yıl geçti, o mübarek Afganlıyı bu yıl Ravza da göremedim. Büyük

ihtimalle Cennet ül Bakiye kavuşmuştur. Başta dedim ya, Medînetü n Nebi yi

anlatmak ne mümkün

YETiŞ YÂ RESÛLALLAH!

Fıkıh âlimi ve veli Ebû Abdullah Merrakûşî Hazretleri

(v.1284), Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimizi vesîle ederek

Allah-u Teâlâ dan bir şey istemek, Resûlullah Efendimizin yardım ve

şefâatlerine kavuşmak husûsunda Misbâhu z Zulâm adlı eserini yazdığı sıralar,

başından geçen bir hâdiseyi şöyle nakleder: 1239 senesinde Sader kalesinden

seçkin bir cemâatle berâber çıktık. Yanımızda bize kılavuzluk eden biri vardı.

Bir müddet gittikten sonra suyumuz tükendi. Durup su aramaya çıktık. Ben de bu

arada ihtiyâcımı görmek için gittim. Bu sırada müthiş bir şekilde uykum geldi.

Nasıl olsa giderken beni uyandırırlar deyip, başımı yere koydum. Uyandığımda

kendimi çölün ortasında yapayalnız buldum. Arkadaşlarım beni unutup gitmişlerdi.

Yalnızlıktan büyük bir korkuya kapıldım. Çölde sağa sola yürümeye başladım.

Nerede bulunduğumu, nereye gideceğimi bilemiyordum. Her taraf dümdüz kumdu.

Az sonra hava karardı. Yolculuk yaptığımız kafileden hiçbir iz yoktu. Ben,

gece karanlığında yapayalnızdım. Korkum daha da şiddetlendi. Telâşla daha

süratli yürümeye başladım. Bir müddet gittikten sonra, çok susamış ve yorulmuş

bir hâlde yere düştüm. Artık hayatımdan ümidimi kesmiş, ölümümün yaklaştığını

hissetmeye başlamıştım. Susuzluk ve yorgunluktan, ıstırap ve elemim son haddine

varmıştı. Birden aklıma geldi. Gece karanlığında: Yâ Resûlallah! Yetiş! Senden

Allah-u Teâlâ nın izniyle yardım etmeni istiyorum! diye inledim. Sözümü

bitirir bitirmez, birinin bana seslendiğini duydum. Sesin geldiği tarafa

baktığımda; gece karanlığında, etrafına ışıklar saçan, bembeyaz elbiseler

giyinmiş, o zamana kadar hiç görmediğim bir kimsenin beni çağırdığını gördüm.

Bana yaklaşıp, elimi tuttu. O ânda bütün yorgunluğum ve susuzluğum kayboldu.

Yeniden doğmuş gibi oldum. Ona canım birden ısınıverdi. Elele bir müddet

yürüdük. Hayatımın en tatlı anlarından birini yaşadığımı hissettim. Bir kum

tepeciğini aşınca, beraber yolculuk yaptığım kafilenin ışıklarını görüp,

arkadaşlarımın seslerini duydum. Onların yanlarına doğru yaklaştık.

Yardım isteyeni boş çevirmezdi

Benim bindiğim hayvan en arkada onları takip ediyordu.

Birden gelip önümde durdu. Bineğimi önümde görünce, sevinç çığlıkları attım.

Ben bağırınca, benimle gelen zât elini elimden çekti. Daha sonra elimden tutup

bineğime bindirdi. Sonra da; Bizden bir şey isteyeni ve yardım talebinde

bulunanı boş çevirmeyiz. diyerek geri dönüp gitti. O zaman onun Resûlullah

(sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz olduğunu anladım. O, geri dönüp

giderken, çevresine yaydığı nurların gece karanlığında göğe doğru yükseldiği

görülüyordu. O, gözümden kaybolunca, birden aklım başıma geldi; Nasıl olup da

ben, Resûlullah Efendimizin elini ayağını öpmedim diye çırpındım. Ama iş işten

geçmiş, fırsat elden kaçmıştı.