Mecliste Saadet Partisi olsa siyaset başka olurdu

Abone Ol

Ülkemizde gündemi tek başına iktidar partisi belirliyor.

Bunun sebebi de Meclis’te grubu bulanan muhalefet partilerinin sergilediği

tavır. Sanki siyaseti tek başına AK Parti’ye terk etmiş, iktidar olmak gibi bir

dertleri yok, laf yetiştirme görevini üstlenmişler. Bu arada, karşılıklı

atışmalarda üslubu ne kadar sertleştirirlerse milletten o kadar destek

göreceklerini düşünüyor olacaklar ki çoğu zaman atışmaları izlerken seviyenin

böylesine düşmüş olmasından insan üzüntü duyuyor.

Meydan iktidar partisine kalınca onlar da sahip oldukları

medya desteğine güvenerek ortamı güllük gülistanlık gösteriyorlar. Hangi alana

el atarsanız sanki yüzyılların ihmali sonucu ortaya çıkmış sorunlar kökünden

çözülmüş gibi bir hava estiriliyor. Söz gelimi ekonomi ile ilgili başta

Başbakan olmak üzere iktidar partisi yetkililerinin yaptıkları açıklamalara

bakıldığında ülkemiz dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yerini almış,

ihracatta patlama olurken, enflasyon uzun yıllardan sonra tek haneliye düşmüş,

milli gelir rakamlarında önemli artışlar olmuş, emeklerin intibaklarındaki

yanlışlıklar düzeltilmiş, kısacası gelinen noktada ekonomide çağ atlanmış.

Halbuki ihracat rakamlarının tek başına yükseliyor olması

fazla bir anlam ifade etmez. Eğer ihracattaki patlama ithalat dikkate alınmadan

tek başına fazla bir anlam ifade etmez. İhracatta artış olurken ithalatta en

azından artış olmuyorsa ekonominin sağlıklı olduğu söylenebilir. Halbuki

ithalattaki patlama ihracattan fazla olduğu için cari açık devam ediyor. Buna

karşılık bütçe açığı almış başını gidiyor. Bütçe açığı ihracat ve turizm

gelirleri karşılanamadığı için iç ve dış borçlanma ile kapatılmaya çalışıyor.

Böyle olunca da iç ve dış borç stokumuz sürekli artıyor. İşin bu boyutu görmezden

gelinirken IMF’ye olan borcun azaldığı sıkça dile getiriliyor. Bir doğru ile

pek çok yanlış örtülmeye, gizlenmeye çalışılıyor. Buna karşılık son zamanlarda

her fırsatta Merkez Bankası’ndaki döviz rezervlerinin 125 milyar dolara

ulaştığı, bir takım ekonomik sarsıntıların ülkemize tesir etmeyeceği dile

getiriliyor. Ne var ki, bu açıklamalar karşısında Meclis’te temsilcisi bulunan

partilerin sözcüleri açıklanan bütçe ve cari açığa rağmen Merkez Bankası’ndaki

döviz rezervinin artması ülkemize neye mal oluyor diye sorulmuyor. Yani

Amerika’nın karşılıksız olarak basıp piyasaya sürdüğü parayı niçin Merkez

Bankası’nda toplamaya mecbur olduğumuz hiç sorgulanmıyor. Çünkü, Meclis’teki

muhalefet partilerinin bir planı, programı, bir teklifi yok. Küresel güçlerin dayattığı

birtakım uygulamalara ve vahşi kapitalizme teslim olmuş gidiyorlar. Onların

yapabildiği tek şey iktidar sözcüleri ile polemik yarışı... Polemik yarışının

millete bir faydası olmadığı bilinmesine rağmen kim sesini daha fazla

yükseltir, kim kurduğu cümleleri daha sertleştirirse sanki o daha iyi siyaset

yapıyormuş gibi bir hava estiriliyor. Kısacası Meclis’te Milli Görüş’ün

temsilcisinin bulunmayışı iktidarın işini kolaylaştırıyor. İktidar, karşısında

fikir üretecek, alternatif teklifler ortaya koyacak bir muhalefetin

bulunmayışının rahatlığı içinde hareket ediyor. Zaten zaman zaman Başbakan

Erdoğan da, CHP muhalefetinden duyduğu memnuniyeti dile getiriyor.

Sözün özü, Milli Görüşçülere her zamankinden daha çok iş

düşüyor. Ülkemizin küresel güçlerin empoze ettikleri, sadece küresel sermayenin

çıkarlarını kollayan görüş ve uygulamalarla bir yere varamayacağını topuma

göstermek gerekiyor. Bunun yolu ise Milli Görüş’ün Meclis’e girmesinden ve

iktidar olmasından geçiyor. Milli Görüşsüz Meclis ile ülkemizin sorunlarına

kalıcı çözüm üretmenin mümkün olmadığı açıkça görülüyor.