Meclise Saadet gerekli

Abone Ol

BAŞLIĞA bakıp parti reklâmı yaptığım düşünülmesin. Kanaatim Saadet’in reklâma hiç ihtiyacı olmadığıdır. Savunduklarının ve tekliflerinin bu memleketin sorunlarına gerçek çözümler olduğuna inancım hiç değişmedi. Ne var ki, partilerin sesi; söylediklerinin doğruluğu oranında değil sahip oldukları para ve medya desteği ile orantılı olarak gür çıkıyor. Bu arada Milli Görüş’ü topluma anlatmak diğer partilerin gürültüsü arasında fazlaca duyurulamıyor. Buna bir de iktidar sahiplerinin Milli Görüş’ün görüntüsünü sınırlandırma hususundaki gayreti eklenince seçim kampanyasının eşit olmayan şartlarda yürütüldüğünü söylemeye bile gerek yok. Böyle olunca da toplum birbirinden farkı olmayan partilerden birine oy vermeye mecbur hissetmeye zorlanıyor. Doğru sözler yalan kampanyası arasında kaynayıp gidiyor.

Hâlbuki Meclis’te temsilcisi bulunan partilerin sözcüleri dikkatlice takip edilse ülkenin hiçbir sorununa köklü bir çözüm sunmadıklardı, yaptıkları işin laf dalaşından öte geçmediği görülür. Başbakan Davutoğlu, her gün katıldığı bir toplantıda yeni bir paket açıyor. Hiç kimse de, “Mademki bu paketleri açılmasına ihtiyaç vardı 12 yıldır iktidarda olduğunuz halde şimdiye kadar niçin yapmadınız da seçim kampanyasını beklediniz ” diye sormuyor. Yardım paketleri birbirini takip ediyor, daha önceden kararlaştırılmış destekler yeni bir karar alınmış gibi dile getiriliyor. Bu arada bazı paketlerin uygulaması seçimden sonraya bırakılıyor. Seçimden sonra tek başlarına iktidar olma garantileri varmış gibi. ‘Anket sonuçları böyle gösteriyor, öyle ise değişen bir şey olmayacak’ yaklaşımının sağlıklı olmadığını, böyle bir yaklaşımın seçmene saygısızlık olacağını söylemeye bile gerek yok. Çünkü seçim sonuçları anket sonuçlarına göre değil, sandıktan çıkan sonuca göre belirlenir. Kısacası, iktidar sözcülerinin geleceğe dönük vaatleri de birbirini takip ediyor. Bu arada CHP, MHP ve HDP’nin vaatlerinin hiç mi hiç sınırı yok. Bu vaatlerin mevcut sisteme hiçbir itiraz dile getirmeden, ekonomik yapı aynen kalmak üzere dile getirilmesi de ayrı bir garabet örneği.

Bu arada, dört parti arasında söz düellosu giderek sertleşiyor ve karşılıklı hakaret yarışına dönüşüyor. Hâlbuki ülkemizin karşılıklı laf dalaşına değil, sorunlarına sunulacak çözümlerin tartışılmasına ihtiyaç var. Bu noktada sadece dünkü gazetelere yansıyan birkaç başlık aktarmak istiyorum:

Kılıçdarolu: Onlara devlet yönetme kursu açacağım.

Bahçeli Çorum’da: Hırsızlar hâkim ve savcıları ihraç ediyor. Amasya konuşmasında ise Davutoğlu’na, “Vay zavallı” diye hitap ediyor.

Akdoğan: Senin kardeşinin mesleği terörist.

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural ise Davutoğlu’nun, “Menderes asılırken MHP neredeydi ” sorusuna, “O zaman MHP yoktu bre cahil” cevabını yetiştiriyor. Doğru Menderes asılırken MHP yoktu ama darbeyi yapanların birisi de darbenin kudretli albayı Türkeş’ti.

Peki, tüm bu aktardıklarımız içinde insanımızın sorunlarına bir tek çözüm söyleyen var mı Maalesef yok. Ne var ki milletimiz sadece bu laf salatasına kaşık sallamaya mecbur bırakılıyor.

Bu bakımdan Milli Görüş’e gönül verenlere çok büyük görev düşüyor. Sesimizi duyurmadığımız ve teklifimizi iletmediğimiz kimsenin kalmaması gerekiyor. Bunun kolay olmadığını biliyorum ama bugünün şartları da bunu gerektiriyor.