Saadet Partisi Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, Bahçeşehir Üniversitesi Siyaset Okulu öğrencilerine bir konferans verdi. Türkiye‘de son dönemde yaşanan kavga ve gerginliklerin asıl sebebinin gerekli siyasi ve hukuki reformların yapılmamasından kaynaklandığını belirtti.
2002‘den bu yana devam eden gerilim siyasetinin hem muhalefetin hem de iktidarın işine yaradığını vurgulayan Kurtulmuş şöyle konuştu: "Ama bu arkadaşların ekonomi konuştuğu görülmüyor. Çünkü Pandora‘nın kutusu ekonomidir. Türkiye‘deki sorunların çözümünün tek kaynağı, herkesin kendini birinci sınıf vatandaş hissedebileceği bir Anayasa‘dır. Devlet kararlı ferasetli bir şeklide çözüm üretmelidir. Meclis mazeret yeri değildir!"
Türkiye‘de son dönemde yaşanan kavga ve gerginliklerin asıl sebebinin gerekli siyasi ve hukuki reformların yapılmamasından kaynaklandığını belirten Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr.Numan Kurtulmuş, "Siyasetin yapısı değişmeden bürokratik oligarşinin hakimiyetine son vermeden bu kavgalar bitmez. Bugün Türkiye‘de Millet tarafından seçilmeyen ve denetlenmeyen bürokratik adacıklar vardır ve gücü elinde bulunduran adacıklar, bu güç vasıtasıyla başka bir kurumu etki altına almaya çalışıyorlar. İşte tam burada kriz noktaları oluşuyor. Bu sorunların çözümü için de, başta Anayasa olmak üzere siyasi ve hukuki reform sürecini yapmak zorundayız. Anayasa‘yı ise kurucu meclis yapmalıdır. Bu kurucu meclis, toplumun bütün kesimlerini kapsamalı ve bu meclis yeni bir Anayasa taslağı hazırlayarak, bunu millete sunmalıdır. Yapılan referandum sonrasında da, Anayasa uygulamaya geçmelidir" dedi.
Yeni bir Anayasa
Kurtulmuş, "Eğer siyasal sistemden kaynaklanan bu sorunları çözecek isek, çağdaş, katılımcı, özgürlükçü ve millete uygun bir anayasa yapılmalıdır. Ancak yapılacak olan Anayasa‘nın felsefesi ruhu yani çok önemlidir. Anayasa‘yı hangi yöntemlerle yapacağınız önemlidir. Herkes ‘benim Anayasam‘ diyor. Partilerin anayasası olmaz, anayasa teklifleri olur. Türkiye‘de tam da problem buradadır. Vesayetçi zihniyet, ‘Anayasayı ben yapacağım‘ diyor. Anayasa yapım süreçleri şeffaf ve katılımcı olmalı. Bu zamana kadar bizim Anayasalarımız, ya askerin namlusu altında ya da AB emretti diye yapılmış. Bu anlayış artık yok olmalı" diye konuştu.
‘Askeri ihtilal, milleti etkisiz hale getiriyor ve darbelere bunu için karşıyız" diyen Kurtulmuş, "Türkiye‘de öyle bir yapı ortaya konuluyor ki, baraj sistemi nedeniyle halkın oyları çöpe atılmıştır. Millet iradesini savunması gereken sayın Başbakanımız da "yüzde 10 barajını koymazsak, siyasi istikrar sağlanmaz" demişti. Yıllar önce aynı cümleyi Kenan Evren de söylemişti. Herkesin samimi olması gerekir. Tavır milletten yana konulmalıdır. Türkiye‘de siyasi ve hukuki reform süreci yapılmalı halk da paydaş ve katılımcı olmalıdır. " dedi.
‘1920‘de kurulan 1. Meclis‘in millet egemenliğini tam anlamıyla yansıttığını‘ söyleyen Kurtulmuş, "Ancak 1960 ihtilali ile birlikte bu ifade, "hâkimiyet kayıtlı, şartlı milletindir" şekline dönüşmeye başlamıştır. 1971, 1980 ve 28 Şubat 1997 darbeleri ile egemenlik milletin elinden alınmıştır. Yetki bağımsız üst kurullara devredilmiştir. Ekonomi, yargı ve adalet sistemi, eğitim sitemi, TSK‘nın karar verme mekanizmaları millet denetiminin dışındadır" şeklinde konuştu.
Kurumların aldığı kararların milletçe denetlenmesinin mümkün olmadığının altını çizen Kurtulmuş konuşmasını şöyle sürdürdü: "Millet sadece, oy mekanizması olarak görülmektedir. Türkiye‘nin gerginlikten, kamplaşmalardan ve kavgalardan medet ummayan, mutedil ve çözüm odaklı siyaset yapacak siyasi partilere ihtiyacı vardır. Şu anda parlamentoda olan siyasi partiler, halkın gündeminde olmayan konular üzerinden kavga üreterek, halkın sorunlarıyla ilgilenmiyorlar."
Millet, egemenliği üzerindeki bir başka vesayetin de seçim sisteminde olduğunu ifade eden Kurtulmuş, "Sayın Başbakan bir konuşmasında yüzde 10 seçim barajını kaldırmayız bu siyasi istikrarsızlığa yol açar demişti. Ben bu sözü Kenan Evren‘den de duymuştum. Kenan Evren de partileri kapatırken seçim barajı getirirken siyasi istikrarı öne sürmüş, ‘siyasi istikrar için partilerin kapatıldığını‘ söylerdi. Kenan Evren‘in millet iradesi üzerine getirdiği bu vesayeti Sayın Başbakan dillendiriyor" dedi.
Uzun bir zamandır Türkiye‘nin "yüzümüzü batıya mı dönelim, doğuda mı kalalım" diye düşündüğünü ve bundan dolayı kafasının karışık olduğunu söyleyen Kurutulmuş, "Türkiye ne doğuya ne batıya dönsün Türkiye kendine dönsün. Türkiye‘nin ilk yapması gereken şey vizyonunu genişletmesidir. Türkiye geniş vizyon ile kendine dönerse, Bakü‘nün, Erivan‘ın, Saraybosna‘nın, Erbil‘in sorunlarını da çözebilir" şeklinde konuştu. ‘2002‘den bu yana devam eden gerelim siyaseti hem muhalefetin hem de iktidarın işine yarıyor‘ diyen Saadet Lideri Kurtulmuş, "Ama bu arkadaşların ekonomi konuştuğu görülmüyor. Çünkü Pandora‘nın kutusu ekonomidir" ifadelerini kullandı. Türkiye‘deki sorunların çözümünün tek kaynağının herkes kendini birinci sınıf vatandaş hissedebileceği bir Anayasa olduğunu ifade eden Kurtulmuş, "Devlet kararlı ferasetli bir şeklide çözüm üretmelidir. Meclis mazeret yeri değildir" ifadelerini kullandı.
Millet arasında kavga yok
Türkiye‘de meydana gelen tartışmaların halkın gündeminde olmadığını vurgulayan Kurtulmuş, "Yaşanan onca provokasyona rağmen Alevi ile Sünni vatandaşlar birbirine girdi mi? Uluslararası terör siyasetinin onca desteğine, PKK terörü ile derin devletin onca provokasyonuna rağmen Türk ile Kürt vatandaşlar toplumsal tabanda çatıştı mı? Bir komşu diğerine sen laiksin veya sen dindarsın diyerek tokat attı mı" diye sordu. Bu ülkede yaşayan herkesin aynı medeniyetin çocuğu olduğunun altını çizen Kurtulmuş, "Farklı bakış acılarını tartışmak ve konuşmak gerekir. Bağırmak çağırmak çözüm değil" ifadelerini kullandı. 12 Eylül askeri darbesinin 24 Ocak kararlarına yol açmak için yapıldığını dile getiren Kurtulmuş, söz konusu kararlarla Türkiye ekonomisinin küresel kapitalizme entegre edildiğini söyledi. Kurtulmuş şöyle konuştu: "12 Eylül 24 Ocak kararlarının mıntıka kararlarıdır. 28 Şubat darbesiyle de Türkiye ekonomisinin bütün can damarları kesilmiş, 2000 kriziyle de Türkiye tam anlamıyla küresel finans şirketlerinin denetimine girmiştir."
Gündemdeki Tekel eyleminden bahseden Saadet Lideri, "Tütünde neden kota var hiç düşündünüz mü? Büyük sigara şirketleri gelip burada sigara satacak da ondan" dedi. Hükümet çevrelerinin Tekel işçilerinin hakları gündeme gelince ‘yetimin hakkını kimseye yedirmeyiz‘ dediklerini aktaran Kurtulmuş, "56.8 milyar dolarlık milletin parasını faize verirken yetim hakkını neden düşünmüyorsunuz" diye sordu. Şu ana kadar yapılan tüm özelleştirmelerden elde edilen gelirin 50 milyar dolar olduğunu söyleyen Kurtulmuş, bunun bir yılda ödenen iç borç faizine eşit olduğunun altını çizerek, "Özelleştirmeler ülkenin kaynaklarını yok etti. Devlet tabii ki tekstil işi yapmasın ama Telekom,Tüpraş gibi stratejik kuruluşlara neden sahip olmasın" şeklinde konuştu.
Ekonomide aslolanın bakış açısı ve model olduğuna dikkat çeken Kurtulmuş "Yıllardır Türkiye‘de Dubai modeli uygulanmaya çalışılıyor. Akma bu model bizim ülkemize uymaz. Türkiye büyük ve güçlü bir ülkedir" diye konuştu. Erzurum-Erzincan hattında yaşanan yargı hükümet krizini de değerlendiren Kurtulmuş, "Adalet Bakanlığı müsteşarının HSYK toplantısına katılmasını eleştirerek, "Eğer müsteşar kendi başına o toplantıya katıldıysa derhal görevden alınmalıdır. Yok eğer bakanlık tarafından gönderildiyse o zaman da boşuna figan etmenin anlamı yok" dedi.
Model çok önemli
Kurtulmuş şöyle devam etti: "Ekonomide de siyasette de meseleyi hangi paradigma etrafından ele alıyorsunuz. Çerçeve nasıl olacak. Bakış açısı nasıl olacak. Ekonomik pardigmalar ve siyasal paradigmalar nasıl olacak? Bu ülkenin kalkınması için hangi modeli ortaya koyuyorsunuz. Bu önemli. Türkiye‘de Dubai modeli tatbik edilmektedir. Bu model, siyasal ve ekonomik sitemin dönüştürülmesi için ortaya konulmuştu. 24 Ocak 1980 kararlarıyla Türkiye küresel sermayenin etkisi altına girdi. IMF ve Dünya Bankası tarafından üst kurullar yabancı sermaye kullanıldı. 17. IMF protokolü ile tarım küçültüldü. Nüfus yüzde 10‘un altın indirildi. Neden bu noktaya geldik. 600 bin tütün üreticisi çiftçi vardı. 90 bine düşürüldü. Herkes borçlu hale getirildi. 2002‘den 2008 yılına kadar borçlanma oranı yüzde 4850 arttı. Başta İstanbul belediyesi olmak üzere belediyeler iflas noktasındadır. Tezgah dağılmıştır. Millet işini kaybediyor, esnaf çöküyor, model budur ve bu modelin içinde refahın paylaşılması yoktur. Artık, vahşi kapitalizm, vampir kapitalizm haline gelmiştir!" Halkına merhametle değil, adaletle davranan bir devletin inşa edilmesi gerektiğini dile getiren Saadet lideri şu 5 temel hususun önemli olduğunu söyledi: "Demokratik piyasa ekonomisinin kurulması, mali kayıtlılık. Mutlaka sosyal refahı önceleyen bir iktisadi zihniyet. Bütçe açığı ve cari açık sarmalının kırılması. Bunu kırmayan hiçbir ekonomik model halktan yana bir ekonomik model olamaz. Yatırım ve istihdam ve İç ve bölgesel talebe öncelik verilmesi."
Milletin Anayasası olmalı
Kurtulmuş, "Eğer siyasal sistemden kaynaklanan bu sorunları çözecek isek, çağdaş, katılımcı, özgürlükçü ve millete uygun bir anayasa yapılmalıdır. Ancak yapılacak olan Anayasa‘nın felsefesi, yani ruhu çok önemlidir. Anayasa‘yı hangi yöntemlerle yapacağınız önemlidir. Herkes ‘benim Anayasam‘ diyor. Partilerin anayasası olmaz, anayasa teklifleri olur. Türkiye‘de tam da problem buradadır. Vesayetçi zihniyet, ‘Anayasayı ben yapacağım‘ diyor. Anayasa yapım süreçleri şeffaf ve katılımcı olmalı. Bu zamana kadar bizim Anayasalarımız, ya askerin namlusu altında ya da AB emretti diye yapılmış. Bu anlayış artık yok olmalı" diye konuştu.