BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;
TBMM Başkanı İsmail Kahraman ın 24. 4. 2016 günü bir
konferansta söyledikleri, çeşitli kesimlerce çok tartışıldı. Özellikle,
Laikliğin yeni anayasada olmaması ve dindar olması teklifine ateş püskürenler
çıktı.
Meclis Başkanı, bu talebini şöyle gerekçelendiriyordu:
Peki, niye bir Müslüman ülke olarak dinden kendimizi arındırma, geri çekme
durumunda olacağız Niye İslam Birliği Örgütü ne kayıtlıyız, üyeyiz,
kurucusuyuz.
Anayasasında laiklik bulunan 3 ülkede de laikliğin
tanımı yapılmamış. Uygulayıcının yorumuna bırakılmış. Bu durum, Türkiye de
Allah demenin bile laikliğe aykırı olduğu dönemlerin yaşanmasına yol açtı.
Laiklik maskesi altında din düşmanlığı yapıldığını unutmayalım. Türkiye nin
önünde çözüm bekleyen çok ciddi meseleler dururken; vatandaşlarımızı birbiriyle
karşı karşıya getirecek söylemler anayasada yer almamalıdır.
Erbakan Hoca nın hac ziyaretleri, her defasında, laik
devlette diye başlayan sözlerle olay haline getirilmiştir.
Özal hacca gidince, Nasıl olur da laik bir ülkenin
cumhurbaşkanı hacca gider diyerek bombardımana tutulmuş; o da, Devlet laik,
ben değilim! demek zorunda kalmıştı.
Bunca acı tecrübe yaşandıktan sonra, tanımı yapılmayan,
herkesin anlayışına göre uygulama alanı bulan bir laiklik anlayışı, hızla savaş
ve iç çatışma ortamına çekilmek istenen Türkiye ye hiçbir yarar getirmez.
Halkın tepesinde Demokles in kılıcı gibi duran bir maddenin yeni anayasada yer
almasını istemiyoruz.
Bunca baskıcı dönemler yaşadık; darbe ve muhtıra
dönemlerinden geçtik; bu millet hȃlȃ din ve inanç özgürlüğüne hasret mi
kalacak
LAİKLİK DESPOTLUK
OLAMAZ
EN tehlikeli laiklik anlayışı, insanı laiklik ile inancı
arasında sıkıştırmaktır. Bu, fikir ve inanç özgürlüğünün ayaklar altına
alınmasıdır. Necip Fazıl ın mahkemelerdeki müdafaaları meşhurdur. Bir anekdot
şöyle:
Bir basın suçu iddiasına cevap verdikten sonra, hâkim
Necip Fazıl a der ki: Bütün samimiyetimle soruyorum. Tutanağa geçmeyeceğim:
Laik misiniz, değil misiniz
Necip Fazıl cevap verir:
-Efendim! Tutanağa geçmeniz şartıyla cevap veriyorum:
Ben Müslümanım. Allah a inanmışım. Rabbime, Benim dünya ile ilgili işlerime karışma diyebilir miyim
Şimdi, benim laik olup olmadığıma siz karar verin!
Anayasa fonksiyonel olmalı. Hayatın dışına itilen bir
anayasa yok hükmündedir. Kuru söz yerine, pratiği olan; halkı rahatlatan,
birleştiren; özgür bir çalışma ortamı hazırlayan bir özellik taşımalıdır.
Hele Müslüman bir ülkede, din ve inanç özgürlüğünün kȃmil
anlamda uygulanmasından daha tabii ne olabilir Bırakın da insanlar inançlarını
özgürce yaşasınlar!
Cumhuriyet in kuruluş amacına uygun, kuşatıcı bir anayasa
hazırlanmalıdır. 1921 ve 1924 anayasalarında, Devletin din İslam dır
maddesinin yer aldığı unutulmamalıdır. 1928 de laikliğin anayasadan
çıkarılmasının gerekçesi neydi 1937 de Atatürk ün hastalandığı bir dönemde
anayasaya laiklik maddesi niçin eklendi Cumhuriyet döneminde, içinde laikliğin
bulunmadığı anayasaların da yapıldığı dikkatlerden kaçırılmamalıdır.
ADALET VURGUSU
YAPILMALI
MECLİS Başkanı nın görüşlerine en sert tepki CHP lilerden
geldi. Türkiye laiktir, laik kalacak! üslubunda bir tavır sergilediler.
Geçmiş uygulamalardaki arızaları giderecek bir yöntem ortaya koyamadılar.
Uygulamayı düşündükleri laikliğin çerçevesini çizemediler. Yoksa yeniden
baskıcı bir dönem mi istiyorlar algısıyla halkı tedirgin ettiler.
Yeni anayasa her alanda özgürlük ve güven ortamı
oluşturmalıdır. Meclis Başkanı nın bu konudaki sözleri yerindedir: Yeni
anayasa önce insan demelidir. Devlet insanın hizmetinde bir örgüt olmalıdır.
Bizde tersine!. Devleti koruyan, ferdi ise hizmet ettiren noktada olan
anayasalar olmuştur Yeni anayasa ferde ehemmiyet vermeli. Devlet, kendini
ferdin hizmetinde bilmeli.
Bu ifadeler devlet geleneğimizle örtüşmektedir. Şeyh
Edebali, İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın der. Erbakan Hoca da garson devlet
anlayışını savunur; devlet - millet kaynaşmasının insanı merkeze almak la
sağlanacağını anlatırdı.
Laiklik, biraz da Batı vesayeti altına girmeyi
yansıtıyor. Değerlerimiz bize yetecek kadar güçlü ve sağlamdır. Mustafa Kurdaş,
Anayasalar dönemlerinin iklimini yansıtır der. Bugün, başkasının vesayetine
ihtiyacımız bulunmadığını, güçlülüğümüzü gösterme zamanıdır.
İçinde bulunduğumuz şartlar adalet vurgusunun yapılmasını
zorunlu kılıyor. Çünkü, yolsuzluk ve hırsızlık iddialarının bu kadar yaygın
olduğu bir dönem yaşanmadı. Hiçbir zaman adalet bu derece yıpratılmadı. Adalet
eskimeyen, aşınmayan bir insani değerdir. Mülk onunla ayakta durur. İnsanca,
hakça adil bir düzen modeli anayasanın ruhunu yansıtmalıdır.
Anayasayı bu ülkenin sahipleri yapmalıdır. Yabancı
kavramlardan kaçınmalıdır. Milli, yerli ve bağımsız bir anayasa için dış
etkilerden uzak durmak şarttır.