Meçhule giden yolculuklar!..

Abone Ol

Enflasyonu olduğundan düşük göstermek adına gerek ulusal

gerekse küresel düzeydeki çaba, uzun vade açısından kıyamete davetiye çıkarmak

anlamındadır. Kesinlikle günü kurtarmaya yönelik masum bir davranış biçimi

değildir. Zira yanlış yapanları ödüllendirmek, doğru yapanları cezalandırmak

yolunda bir tercihtir. Zira geniş kitlelerin bilinçli ve rızaya dayalı

fedakarlığını almak yerine, onları aldatarak çaresizliğe mahkum eden ve

sorunları ağırlaştırarak kırılganlığı tırmandıran bir fiil söz konusudur. Bunu yapan

veya susarak destekleyenlerin halka ve Hak ka hizmet edebilmesi, yetim hakkına

tecavüz etmiyor olması mümkün değildir.

Bazı kesimler bu yoruma katılmayabilir. Olduğundan düşük

gösterilmediğini veya bu sayede faizlerin düştüğünü ve borçluların kısmen rahatlamasının

sağlandığını iddia edebilir. Şahsen olduğundan düşük gösterildiğini de, ortaya

çıkan faydadan çok daha büyük yan tesirlerinin olduğunu da çok iyi biliyorum.

Bu yüzden susmanın, haksızlığa uğrayanları uyarmaya çalışmamanın kendini inkar

anlamına geleceğinin farkında olduğum için, elimden geldiğince iyi ve doğru

olanı yapmaya çalışıyorum.

İşçinin, memurun, emeklinin gelirindeki rakamsal artış

büyük ölçede enflasyon oranına göre şekilleniyor, geniş kesimler içindeki

diğerlerini de aynı yönde etkiliyor. Ürün veya hizmeti bu kesimlere satan köylü

ve esnafın durumu da müşterilerininkine paralel bir seyir izliyor. Enflasyonun

olduğundan düşük gösterilmesi ile beraber kayıplar telafi edilemiyor ve satınalma gücü zaman içinde eriyor. Bu

aşamada sormak gerekiyor: Bu durumdan menfaat sağlayanlar haksızlık yapmış,

yetim hakkı yemiş sayılır mı .. Devam edelim, geniş kesimlerin ekonomik durumu

bozuldukça hem ekonomi hem de talep doğal olarak daralacak, işsizlik ve

çaresizlik artacak veya bunları geciktirmek için borçlanma teşvik edilecek ve

bu kesimlerin geleceğine ipotek konmuş olacak. Özetle söylemek gerekir ise

enflasyonu olduğundan düşük göstermek sorunları küçük iken kalıcı ve adil bir

şekilde çözmemek, günü kurtarmak adına felakete koşmaktır, tüm bu süreçte her

şeyin görüntüsü kendi gerçeğinden uzaklaşır, nefisler akıla hükmetmeye

başlar...

Bir ülkede enflasyon hesabında kullanılan tartılar ortaya

çıkan sonuçta büyük oranda belirleyici olur. Bilimsel gibi görünen bir

sahtekarlıkla tartılarla sistemli bir şekilde oynayabilir ve enflasyonu

olduğundan düşük gösterebilirsiniz. Son on yıla baktığımızda zorunlu ihtiyaç

maddesi fiyatlarında hatırı sayılır bir artış var ve geniş kesimlerin küçülen

bütçesi içinde vazgeçilemez nitelikteki bu malların payı kademeli olarak

artıyor. Gerçeği hesaplamak istiyorsanız zorunlu ihtiyaç maddesi tartılarını

kademeli yükselterek enflasyon hesaplarsınız; tam tersini yapmazsınız!..

Bugünün Türkiyesinde temel ihtiyaçlar içindeki gıda ve alkolsüz içeceklerin

payı geniş kesimler için artıyor ve yüzde 60 a yaklaşıyor. Türkiye İstatistik

Kurumu ise bu kalemin sepetteki payını her yıl biraz gerileterek yüzde 24 e

indirmiş bulunuyor. Bu yolla geniş kesimlerin geleceği çalınıyor, bu

adaletsizliği yapan veya susarak nemalananlarınki uzuyor. Mağdurlar önce

borçlanıyor, sadakaya muhtaç hale geliyor, bir kısmı kullaşıyor ve insanlıktan

uzaklaşıyor.

Herhangi bir ekonomide enflasyonun olduğundan düşük

gösterilmesi, diğer istatistik verilerin de gerçeği yansıtmadığı anlamındadır.

Bu yola bir kere girince piyasa mekanizmasını ve demokrasiyi iyi niyetle de

olsa katletme yolunda koşmaya başlarsınız. Sorunlar ağırlaştıkça

otoriterleşirsiniz... Bir süre sonra başka birileri sizin ülkenize demokrasi

getirme söylemi ile içerideki sıkıntıyı kaşımaya başlayabilir... Birileri kendi

krizini aşmak için başkalarının krizini kendi lehine bir fırsata dönüştürmeye

çalışabilir, geri dönüşü olmayan yolda sürekli daha fazla risk almak, güçlü

olduğu düşünülenlere yaranmak için çaba harcamak zorunda kalır. Ava çıkar ve

eninde sonunda av olur... Enflasyonu olduğundan düşük göstererek biraz

rahatlamak adına başlayan yeni süreç zaman içinde büyük bir felakete dönüşür.

Aklın nefse hükmedemediği yerde iyi niyetin bir anlamı yoktur, bir şekilde

herkes kendi çıkarını gözetmeye çalışır iken felaketi yaratanlardan olduğunu

göremez veya görmek istemez... Bir düşünün; arınmamız gereken çok yanlışımız

var mı Susmak da yanlış gidişatı onaylamak ve günahkar olmak anlamına gelmez

mi ...