Mazlumların Sığınağı

Abone Ol

Üzerinde yaşadığımız bu ülkenin izzetli, faziletli, şerefli bir mâzisi vardır. Cenab-ı Hakkın envâ-i çeşit nimetlerle donattığı ve husûsî lütuf ve ihsanda bulunduğu bu ülkede hüküm süren İslâm devletleri, yaklaşık bin sene İslâma hizmet etmiş, İslâmiyeti üç kıtada hükümrân eylemişlerdir. Bu ülkede yetişen yiğitler, bu dünyanın ve ölümün olmadığı âhiret yurdunun Sâhibi olan Allahu Azimüşşân’ın hükümlerini bütün dünyada hâkim kılmak için seve seve canlarını fedâ etmişlerdir. Bu ülkede yetişen gâziler sayısız zaferler kazanmış, düzinelerle ülkeler fethetmişlerdir. Bu güzel vatanın her karışı şehit kanıyla sulanmıştır. Bu vatanda yetişen yiğitlerin mübarek kanları dünyanın elliden fazla ülkesini sulamıştır. Bu bakımdandır ki o malum ülkelerde Müslümanların müktesep hakları vardır.

Bu imanlı, asâletli, nazlı ülkenin mühim bir vasfı da “mazlumların sığınağı” oluşudur. Şöyle bir hatırlayalım: Cengiz ve Hülâgu adlı baba-oğul iki azılı zâlim, İslâm yurdunu kan gölüne çevirdiğinde, Harezm, Buhara, Semerkant, Maveraünnehir, Horasan gibi beldeleri ve şehirleri viran ettiğinde, bu dehşetli katliâmdan kaçan mazlumlar sığınacak yer aramış, binlercesi Anadolu’ya göç etmişti. İşte şanlı Osmanlı Devleti’nin kurucuları olan 24 Oğuz Boyundan biri olan Kayı Aşireti de bunlardan biriydi. Beşer zulmetmiş, kader adâlet etmiş ve bu mazlum insanlar müstesnâ bir İslâm devletinin temelini işte bu vatan toprakları üzerinde atmışlardı.

O tarihten itibaren Anadolu, zâlimlerin zulmünden kaçan her mazlumun sığınağı olmuştur. Kendileri de zulümden kaçan bir topluluk olan Osmanlı Devleti’nin idarecileri, mazlumlara kucak açmışlardır. Yıllarca bir avuç yiğitle Çarlık Rusya’sıyla savaşan İmam Şamil 1859’da esir düşünce, Rusya, Kafkasya’daki Müslümanlara karşı kast-ı mahsusla şiddet uygulamış ve onları göçe zorlamıştır. O devrede ve 93 harbinden sonra (1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı) yaklaşık 2 milyon Kafkasyalı Müslüman Anadolu’ya sığınmıştır. Bu yiğit insanlar bu mazlumların sığınağı ülkeyi yurt edinmişler, okumuşlar, çalışmışlar, yetişmişler ve ülkelerine değerli hizmetlerde bulunmuşlardır.

Balkan savaşı sırasında Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan ve Karadağ, kudurmuşçasına o topraklarda yaşayan Müslümanlara saldırmış, tarihe kara bir leke olarak geçen dehşetli katliâmlarda bulunmuşlardı. O sırada bu katliâmdan kaçan mazlumlardan on binlercesi Anadolu’ya sığınmışlardı. Sonraki yıllarda Komünist Rus idaresindeki Müslümanların göçü, diğer ülkelerde diktatörlerin zulmünden kaçanların göçü devam etti. Afganistan’da 1978’deki komünistlerin darbesinin ve 1979 sonunda Rusya’nın Afganistan’ı işgalinin ardından binlerce mazlum Anadolu’ya sığındı. Bu güzel ülke bu mazlumlara da kucak açtı. 16 Mart 1988’de Halepçe katliâmından sonra, Saddam’ın zulmünden kaçan binlerce Müslüman Kürt kardeşimiz Anadolu’ya sığındı. Bu ülke bu mazlumlara da kucak açtı. Ardından 1989’da komünist Bulgar idaresinin zulmünden kaçan yaklaşık 600 bin kardeşimiz Anadolu’ya geldi. Bu kardeşlerimiz zaman içerisinde vatandaşlık hakkı kazandılar, iş-güç sahibi oldular. Körfez savaşından sonra pek çok Irak’lı kardeşimiz bu vatana sığındı. En büyük göç dalgası da Beşar Esat zulmünden sonra yaşandı. Kendi vatandaşlarının başına bomba yağdıran, dehşetli işkenceler yapan bu zâlimin zulmünden kaçan iki milyondan fazla mazlum, Anadolu’ya sığındı. Bu güzel ülke bu son mazlumlara da sînesini açtı. Onları en güzel şekilde ağırladı, yüzünü bile ekşitmedi. “Sadaka belayı def eder” dedi ve nesi varsa paylaştı. Avrupa beş-on bin göçmen karşısında ciyak ciyak bağırırken, bu güzel ülke sesini çıkarmadı. (Tıpkı diğer mazlumlar gibi Suriyeli kardeşlerimizi de “vatandaş” statüsüne katmak için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.)

Mazlumların sığınağı bu güzel ülkeyi çok seviyorum. Rabbim kem gözlerden korusun, şehitler, gâziler ve mazlumlara yapılan iyilikler hürmetine birlik ve dirlik versin.