Bir bahaneyle başlayan Gezi Parkı olayları, halkla
barışık olmayan bir takım grupların yakıp yıkma ve kamusal alanlara tecavüz
etme faaliyetleri şeklinde vuku bulmuştu. Söz konusu aşırı ve ölçüsüz eylemler
bütününün zaman zaman orantısız güçle karşılık bulması sürecin özüyle ilgili
olmalıdır.
Her haliyle tasvip edilmeyecek bu karşılıklı negatif
manzara, sosyoloji, siyaset, hukuk, tıp vb. farklı disiplinler içinde şu veya
bu şekilde karşılık bulmuştur. Süreç, edebiyat âleminin de ilgi odağında olmuş,
olumlu veya olumsuz, edebî metinlerde işlenmiştir. Hatırlanacağı üzere, bir
önceki yazımızda süreci ele alanlardan bahsetmiş, bunlardan bir grubun Gezi de
kaybolan edebiyatçılar kulübü nü oluşturduklarını belirtmiştik.
Vaat ettiğimiz üzere, şimdi bu kulübe dâhil
edebileceğimiz belli başlı şair/müteşair ve yazarlardan ve bu statüyü kazanma
gerekçelerinden bahsedeceğiz. Peki, birer edebiyatçı olarak varoluş
gerekçelerini anlamsızlaştıran ve toplumun bütününe seslenme faaliyetlerine
kendi elleriyle molotof kokteyli koyanlar arasında kimler vardı
Süreç boyunca Zaman gazetesinde yazdığı yazıların satır
aralarına sıkıştırdığı kimi ifadelerle Hilmi Yavuz tarafsızlığını bertaraf
etmek bir yana, sanki olası bir devrim e göz kırpar gibiydi! Gezi Parkı
eylemlerini barışçı bir şölen, bir karnaval, bir şenlik şeklinde nitelemesi
eğer fiyakalı bir edebiyat cümlesi yahut bir basiretsizlik örneği değilse
tabii! Gezi Parkı: Karnavaldan Sivilleşmeye başlıklı yazısında 27 Mayıs darbe
sürecine bir genç olarak iştirak ettiğini özellikle belirtmesi de zannımızı
galip kılıyor! Yazarın, Gezi eylemcilerinin aşırı hareketlerine yapılan
müdahaleleri bir sindirme faaliyeti olarak adlandırması ve Onuncu Yıl
Marşı na atıf yapması da oldukça tuhaftı.
Zaman da Ahmet Turan Alkan ın kaleme aldığı bazı metinler
de kimi okuyucusu tarafından tepkiyle karşılandı. Fakat bu metinlerin yer yer
samimi ikaz cümleleriyle donatılmış olması yazarı kaybedenler zümresinden
ayırdı. Alkan ın bu özel durumu bir yana, aynı gazetenin 15 Haziran tarihli
Cumartesi ekinde yer alan Ömer Erdem in Gezi başlıklı metni sembolik
atıflarla Gezi eylemcilerine ustaca öpücükler gönderir gibiydi.
Ece Temelkuran ın ulusalcı Birgün gazetesinde yazdığı
Anlaşıldı Komutan! başlıklı Başbakan a hitaben yazdığı metin süreç
içerisindeki en sert yazılardan biriydi. Kin ve öfkesinin bir kuyruk acısından
kaynaklandığı izlenimi edindiğimiz Temelkuran yazısını şöyle bitiriyordu: Hey
Komutan! Bundan iki yıl önce sana bir yazı yazmıştım, hatırladın mı Emret
Komutan! diye başlıyordu. Ertesi gün işimden olduğum gibi o çılgın kölelerin
hep beraber bana bir yıl hayatı zindan ettiler. ( ) Ben seninkileri iyi bilirim
Komutan! Sen de şimdi bizimkileri bildin mi! Bizde tehdit, pusu, oyun, yalan
dolan yok. Bizimkiler de böyle işte Komutan. Sokakta hepsi, yüzüyle, adıyla,
açık açık. Bir tek yürekleri var ortaya koyacak. Söyle şimdi Komutan: Var
mısın !
Ataol Behramoğlu ise ulusalcı Cumhuriyet gazetesinde
Temelkuran ı aratmayacak bir üslupla yazılar kaleme aldı. Dinci Faşizmin
Şifreleri Sökülürken , Çapulcu , Direniş Dersleri gibi yazılarında Başbakan a diktatör
taslağı , kafatasının içinde ortaçağ beyni taşıyan kişi gibi sıfatlarla
seslenen Behramoğlu, Erdoğan ı bahane ederek din e yönelik sert cümleler
kurdu.
Gezi Edebiyatı nın organize ilk çalışması ise Radikal
gazetesinden geldi. Taksim Gezi Yazıları üst başlığında Radikal Kitap ın
internet ortamında yer alan 40 ı aşkın yazıdan oluşan bir dosyaydı bu.
Genellikle şiddet yanlılarının türlü hallerine güzellemelerin yahut karşı
tarafı yaralayıcı yargıların yer aldığı bu metinlerin yazarları arasında Adalet
Ağaoğlu, Emrah Serbes, Metin Üstündağ, Süreyyya Evren, Faruk Duman, Hamdi Koç,
Murat Gülsoy, Ayşe Sarısayın, Behçet Çelik, Tuğrul Tanyol, Adnan Binyazar, Özen
Yula, Hakan Günday, Yiğit Bener, Gürsel Korat, Sibel K. Türker, Murat Yalçın,
Aslı Tohumcu, Atilla Birkiye, Sema Kaygusuz, Cem Akaş, Ahmet Büke, Osman
Akınhay, Nilüfer Kuyaş, Yekta Kopan, Perihan Özcan, Semih Gümüş, Harun Tekin
gibi isimler bulunuyordu. Tarık Ali ve Gabriel Garcia Marquez den de birer
metin alınmıştı dosyaya. Hemen her biri ayrı ayrı incelenmesi gereken yazılara
imza atan bu yazarların alan dakilerle olan heyecan ortaklığı net bir şekilde
görülmekteydi. Birkaç örnek verelim:
Süreyyya Evren Son İmparator başlıklı yazısında
Başbakanı Kızıl Sultan olarak adlandırdığı Sultan II. Abdülhamit Han a
benzetiyor ve şöyle diyordu: Gezi direnişi ufkumuzu genişletti. Birlikte yeni
diller yaratabiliyoruz, eski kategorileri bozup yeni kategoriler yapabiliyoruz,
yepyeni tahayyül alanları açabiliyoruz. İnsanlar güçlü olmanın yepyeni bir
bilgisini yaptılar.
Başbakan a Yüreğin varsa gel benimle görüş çağrısı
yapan Emrah Serbes, eğer bu çağrı kabul edilirse randevuya cebinde gaz
fişekleriyle gideceğini söylüyordu.
Faruk Duman Halkımız Özgür Olmak İstiyor başlıklı
yazısında Gezi Parkı eylemleriyle on
yıldır uygula nan İslami dikta nın büyük bir tokat yediğini söylüyor ve Gezi
Parkı ağaçlarının gölgesinde özgürce bira içme nin keyfiyetiyle yazısını
bitiriyordu.
Başbakan a hitaben yazdığı metniyle dosyada yer alan
Adalet Ağaoğlu yer yer itidalli bir dil kullanmakla beraber suçlamalarda
bulunmaktan geri durmuyor, sözgelimi Başbakan ı sivil OHAL ilan et mekle itham
ediyordu
Tuğrul Tanyol Artık Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak
başlığıyla Gezi eylemlerini takdis ederken bir gerçeği de itiraf etmekten geri
kalamıyordu. Tanyol, Türkiye nin büyük bir bölümünün (yani halkın çoğunluğunun)
ilk kez kendine benzeyenleri iktidara getirme şansı yakaladığını söylüyordu.
Fakat Tanyol a göre son on yılda yaşananlar, bu çoğunluğun bürokratik
devletten öç alması ydı. Öyleyse, Gezi
Parkı eylemleri iyi değerlendirilmeli, bu süreç Erdoğan ve saz arkadaşları nın
sonu olmalıydı!
Matbu âlemden seçtiğimiz Gezi de kaybolan edebiyatçılar
kulübü üyelerini ve faaliyetlerini böylece bitirelim. Sıra sosyal ağ üzerinde
cereyan eden edebiyata geldi.