Bermuda Şeytan Üçgeni diye nam salan bir bölge vardır, bilirsiniz. ABD’nin Atlas okyanusuna bakan kısmında Küba ile ABD açıklarında 500.000 mil2 bir alanı kaplar bu bölge. Geçmişte pek çok uçağın düşmesi ve geminin batması nedeniyle uzun bir süre esrarını korumuş olan bölgedir Bermuda, Miami ve PuertoRico arasındaki üçgen bölge. Bermuda Şeytan Üçgeni, kendi bölgesine giren uçakları ve gemileri yutmuştur. Bir daha gidenlerin izine dahi rastlanılmamıştır. Yuttuğu için olsa gerek “Şeytan Üçgeni” denilmiştir… Şeytani üçgen.
Müslümanların yıllar önce sahnede yer aldığı ve hızlı mücahitlerin var olduğu zamanlarda inanan insanlar için de böylesi bir şeytani üçgen vardı. Devrin hızlı mücahitleri o üçgenden her bahsedişlerinde başlar öne eğilir âmin, âmin sesleri dökülürdü dudaklardan. Neydi o üçgenin köşeleri hatırlayanınız var mı? Ya duayı? Üçgenin bir köşesi ‘Makam’, diğer köşesi ‘Para’, öbür köşesi de ‘Kadın’dı. Diğer bir ifadeyle ‘Masa-Kasa-Nisa’ üçgeni… “Ya Rabbi bizleri makamla, parayla, kadınla imtihan eyleme” diye edilen dualar aminlere karışırdı. Bermuda şeytan üçgeni gibi yutuverdi önce dindar olup sonradan din-i-darlaşanları da haberleri bile olmadı yutulduklarından… Bu sebeptendi sürekli Allah parayla, makamla, kadınla imtihan eylemesin diye dua edilip temennide bulunulmasının sırrı.
Gerçekten de imtihanın sırrına ermek isteyenler için zor bir imtihandır parayla, makamla ve kadınla olan imtihan süreci. Milli manevi duyguların daha yoğun hissedildiği, hassasiyetlerin daha fazla olduğu zamanlarda hatiplerin böylesi insanın kanına işleyen cümleler kurması, dualar etmesi dinleyenlerin de hoşuna gidiyordu açıkçası. Zira insanlar imtihanın ne kadar zor bir süreç olduğunun farkındaydılar ve onların gözünde hitap eden hızlı mücahitler de bu zorluğun üstesinden gelebilecek türden insanlardılar. Daha doğrusu öyle olduklarına inanıyorlardı.
Zaman içerisinde özellikle Müslümanların makamlara, mevkilere gelmeye başlamasıyla birlikte imtihanın sırrı da yavaş yavaş vuzuha kavuşmaya başlamıştı. Çeşitli kademelerde yönetici olanlar, belli makamlara getirilenler ilk zamanlar makamın, idareciliğin hakkını verseler de zaman içerisinde paranın yüzünün sıcaklığından mıdır yoksa makamın şehvetinden midir bilinmez icraatlarında bir değişimin olduğu fark edilmeye başlandı. Fuzuli ihaleler, gereksiz oda tefrişleri, binitlerdeki giderek lüksleşme bazılarının dikkatini çekse de yine de insanlar hızlı mücahitlere sonsuz güveniyorlardı. Kendileri hata yapabilirdi belki ama hızlı mücahitler hata yapmazlardı. Mutlaka onların “Bir bildikleri” vardı.
Makam, mevki sahiplerindeki bu değişim zamanla çevrelerine de sirayet etmeye başladı. Daha dün varoşlarda iki göz odalı, başını sokacak bir kulübe bulduğu için şükreden bir kesim zaman içerisinde evvela oturdukları semtleri, daha sonra da hayat standartlarını değiştirmeye başladılar. Önce giyim kuşamlar, sonra evler, daha sonra binitler lüksleşti.
Makam ve paranın kokusunu alan dünün hızlı mücahitleri önce müteahhitleştiler. Artık ihalelere girip geçmişte rüyalarında göremedikleri servetleri kazanıyorlardı. Paranın yüzü sıcaktı ve kazandıkça daha çok kazanma hırsları depreşmişti. Para bollaşınca da bu sefer yıllardır kendileriyle birlikte türlü mihnete katlanan eşler farklı görünmeye başladı gözlerine. Yeni yaşantıya ayak uyduramamışlardı pek çoğunun eşleri. Onlar hâlâ eski yaşantıdan izler taşıyorlardı. Bu da sonradan görme müteahhitlerin işine gelmiyordu. Zira pek çoğunun sabah işe gittiğinde etrafında pervane olan ve bir dediklerini iki etmeyen sekreterleri vardı. Bir kısmı da iş arkadaşı edinivermişlerdi karşı cinsten. Geçmişte belli makama atandığında hanım sekreterleri başka bir göreve gönderip erkek özel kalem müdürleriyle çalışan taife birdenbire görselliğe önem verir olmuştu. Makyajlı, şık giyimli ama illa da tesettürlü sekreterlerle, özel kalem müdireleriyle çalışanlar zaman ilerledikçe bu hayatı sevmeye başladılar. İhale, makam ve kadın üçgeninin cezbesine kapılanlar bir müddet sonra hayata farklı bakmaya başladılar. Artık dünyaya bakış açıları değişmişti ve geçmişte hızlı mücahit sonra müteahhit olanlar zihni dönüşümünün son evresi olan her şeye müsait olma aşamasına da gelmişlerdi. Masadan başlayan serüven zamanla kasalara erişmiş oradan da nisa ile zirve noktasına çıkmıştı. İslami yaşantı dilde kalmış, yüreklere indiği zannedilen ne varsa zamanla unutuluvermişti.
Ve üçgen yutmaya başladığında hızlı mücahitlerimizi, onlar çoktan her şeye müsait olmuşlardı ama farkına bile varamamışlardı…
Selam ve dua ile…
Darülaceze’ye gidelim
Bir Ramazan-ı Şerif gecesi Meşrutiyet devrinin şöhretli simalarından Kör Kadri, Topal Faik ve Çolak Aziz, Şehzadebaşı’nda bir çayhanede buluşarak o geceyi nasıl geçireceklerini konuşmaya başlarlar. Topal Faik:
- Arkadaşlar, haydi bu gece Dârulelhan’a gidelim, doya doya saz ü söz dinleyelim. Der. Çolak Aziz hemen itiraz eder:
- Yok yahu! Bu gecemiz biraz neşeli geçsin; Dârulbedâyi’ye gidelim de komedi seyredelim.
Bunlar aralarında Dârulelhan, Dârulbedâyi diye münakaşa edip dururken Kör Kadri araya girerek:
- Yahu mademki bir alay sakat bir araya geldik, kalkın Dârulaceze’ye gidelim! Der.
“Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur’an’ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden Ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka
günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.” Bakara Suresi ayet; 185
“Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? Diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve
bir daha oradan kimse girmez.” Hadisi Şerif (Buhari, Savm 4; Müslim, Sıyâm 166.)