Marifet muktedir olamamada

Abone Ol

İktidar artık tartışılamıyor. İktidar adeta etrafında bir koruma zırhı inşa etmiş. Bu zırh ortadan kaldırılmadığı sürece iktidarın olumlu ya da olumsuz eleştirilmesi mümkün görünmüyor. Peki, nedir iktidarı 15 yıldır eleştiremez kılan bu zırh? İktidarda olmak doğal olarak bir yıpranmayı doğurur. Görülen o ki şimdiki iktidar henüz yıpranmış değil. Kendi içerisinde bir kriz yaşasa bile kurucu başkanının varlığı etrafında her hangi bir konuda ani kararlar ve değişimler gerçekleştirebilme yeteneğini hâlâ muhafaza ediyor. Bunun en yakıcı ve yıkıcı örneği son başbakanın görevden alınması olarak tarihteki yerini aldı.

İktidarın muktedir olamamasını hep harici nedenlere atıfla ifade etmesi, kendileri etrafında olanca kalınlığı ile bir zırh inşa etmişe benziyor. Öyle bir zırh ki iktidarın bütün süreçlerinin ve bütün kavgalarının milli mücadele havasına bürünmesine zemin hazırlıyor. Buna bağlı olarak olası saldırılar veya eleştiriler ihanet olarak yorumlanıyor. Bu eleştiriler velev ki içlerinden gelsin yapılan bütün eleştirel milli mücadele zırhına tosladıktan sonra yapanda, eleştiride perişan oluyor. Yakında dönemde kurucu kadronun tasfiyesi ve ikinci nesil tarafından hain ilan edilmesi buna en güzel örnektir.

Son günlerde gündeme gelen güncel meseleler hakkında yapılan savunmalara dikkat buyurun. Tamamın giriş cümlesi milli mücadele. Peki, bunca yıldır iktidarda bulunan siyasi erkin hiç mi kabahati yok? Var olmaz olur mu? Ancak bu kabahati muhalefetin söyleme hakkı yok. Zira birçok konuda ve birçok alanda başarısız olduklarını kendileri ifade ediyor. Ancak kendi kendilerinin muhalefetini yapıyorlar. Çünkü iktidarda olup muktedir olamamanın zırhına bürünmüşler.

Mesela bu zırh sahiplerine göre; doların yükselmesi ekonomik değil tamamı ile siyasidir. Dolarını bozmayan ise teröristtir. Ancak kimse bu zırh sahiplerine Merkez Bankası’nın kendi dolarlarını neden bozmadığını sormaz. Sorarsa alacağı cevap nettir. Bütün bürokratlarını atamalarına rağmen Merkez Bankası’nda hâlâ muktedir olamamışlardır. Yani Merkez Bankası cihetinden hâlâ muhalefetteler.

Adalet sistemi çöktü, şaka değil bu ülkede içeri alınacaklara yer açılsın diye dışarı salınanlar oldu. Kimsenin adaletten bir şey umduğu da yok bulduğu da. Kendilerinin ifadesi ile adalet sağlamakta başarılı olamadılar nedense. Bu zırh sahipleri, adalet kurumlarında onlarca değişiklik yapmalarına rağmen, onlarca HSYK kararnamesi hazırlamalarına rağmen, bütün adalet kurumlarında etkin olmalarına rağmen yine iktidardalar ama muktedir değiller. Yine mazlum olma durumunu muhafaza edebiliyorlar.

Rant ve rantiye inanılmaz bir şekilde kontrolden çıktı. İstanbul özelinde araziler tamamen talan edildi. Onlarca bina İstanbul’un kalbine yalı kazığı gibi çakıldı. Ve bunların hepsi son on beş yıl içerisinde iktidarın kurumlarının ya da şahıslarının onayı ile yapıldı. Kendi ifadeleri ile İstanbul’a sahip çıkılamadı sadece bu yalı kazıklarının sahiplerine küsüldü, projelerden şikâyette bulunuldu. Ancak marifet yine zırhta olsa gerek, sanki bu işlerin tamamı son on beş yılda yapılmamış gibi önce rantı oluşturup, sonrada sorumlularına hiç bir şey yapmayıp üstüne üstük eleştiri hakkını da sadece kendinde bularak hayata devam edebiliyorlar. Çünkü yıllardır belediyelerde söz sahibi olmalarına rağmen muktedir değiliz hikâyesini hala kullanıyorlar.

Adam kayırmacılık tarifi mümkün olmayacak şekilde sistemin çarklarından birisi haline geldi. Son başbakan millet bu işi anlamasın niyeti ile olsa gerek, adam kayırmacılığın İngilizcesini de büyük bir başarı ile kullandı. Ancak hâlâ adam kayırmacılık merkezden destekleniyor. Liyakat arama geleneği tamamı ile yerle bir. Ama marifet yine zırhta, Meclis kürsüsünden bir zat-ı muhterem “evet akrabalarımızı, tanıdıklarımızı işe aldık” dedi ve savunmasını herkes olsa böyle yapardı üzerine kurdu. Yani kendilerine muhalefet etme hakkını yine kendileri kullandı. İktidardalar ancak muktedir değiller. Bu yüzden kendi güvendikleri adamlara- bu adamlar genelde akraba, eş -dost olur- ihtiyaçları var.

Bu zırhın halk dilinde karşılığı “kandırıldık” demek. Kandıran zalim kandırılan mazlumdur. Bizi kandıran neticede bizden değildir. Ancak ilkesel olarak nasıl kandırıl insan? Bir insanın ilkesi varsa bu ilke için baş vermesi gerekmez mi? İlkesel kandırılma nasıl oluyor? Mesela adalet ilkesi konusunda kişi nasıl kandırılır? Mesela işin ehline verilmesi konusunda kişi nasıl kandırılır? Hadi kandırıldık diyelim. Kandırılmak bir fatura gerektirmez mi? Kandırılan kişilerin kaç defa kandırılması gerekir ki kandırıldıklarında dolayı ehliyetsizliklerini kabul edelim? Mesela İstanbul’ a kaç gökdelen daha yapılırsa İstanbul’u talan edenlerin kandırılma katsayıları dolmuş olacak.

“Külah uslandırır” derdi eskiler. El hak doğru dediler, ancak eksik söylediler. Külah kaç yılda uslandırır kısmını eksik bıraktılar. Devlet tecrübe ile yönetilir cümlesini anlama noktasında da kandırıldık sanırım. Cümleyi devlette tecrübe kazanılır olarak anlamışa benziyoruz. Oysa eskilerin bir sözü daha vardır: Devlette hata fatura gerektirir. Demokrasilerde bu faturanın adı hatayı yapanların sistem dışına itilmesidir. Sistem dışına itilme basiretine güvendiğimiz halkımızın elindeki oy pusulası ile mümkündür.