Maraş'ın özgünlüğü -III-

Abone Ol

Bazı şehirlere kasaba benzetmesinde bulunmak insanı yanıltmasa gerek. Kasabalarımız köyden kasabaya, kasabadan şehre geçişte özgünlüğünü bozamayan, safiyetini koruyan bir özellik taşıyor. Bu yanıyla o saf ve katışıksızlığın kendine ait olan özgünlüklerinden bana ait olan nedir, ben onun peşindeyim.

Çok eski bir yerleşim merkezi olan bu şehirde ilginç bir şey dikkatimi çekti. Eskiye ait unsurların bir çoğu korunurken, bir çoğu yitip gitmiş. Maraş ın mezarlıkları beni bu anlamda şaşırttı. Nedeni, bir şehrin önemli göstergelerinden biri de mezarlıklarıdır. Kültür tarihi açısından önemlidir. Maraş mezarlığı son yüz yılın mezarlığı bile değildir. Eskiye ait bakışı orada göremezsiniz. Modern mezarlıkta da, tıpkı modern şehirlerin betonarme görüntüsü yaşanır. Mermer mezarlar beton apartmanları andırıyor. Yan yana dizilmiş apartmanlar. Metafizik bir haz uyandırmıyor.

Kültür ve medeniyet belleği yok ediliyor. Bellek siliniyor. Maraş ın mezarlıklarında bellek yitime uğrarken, her şeye karşın kentte zengin bir bellek söz konusudur.

Cahit Zarifoğlu nun doğup büyüdüğü ev harabe. Şehrin merkezinde ve ruhunda ondan bize bir şeyler taşıyor gene de. Onun etrafındaki kârgir ve bağdadi evler yıkılmaya ve bakımsızlığa terk ediliyorlar. Modern insanlar için bu evlerin bir önemi yoktur. Neden olsun ki Toprakla buluşulmayan, büyük odaları ve salonları olan, sınırsız depolanan eşyanın kölesi konumuna düşmek varken. Zaten Maraş ı çevreleyen modern yapılar birbirlerine kafa tutarcasına ve boğarcasına yükseliyorlar. Orada farklı bir hayat vardır.

Maraş ın ilk sinemaları, konferans verilen sinemalar Kuşaktan kuşağa geçişte yer değiştirenler. Üstad Necip Fazıl dan bugüne gelinen süreçte onların orada solumaları duyumsanabiliyor. Herkesin belleğinde bir ilk vardır. Bu ilkler insan hayatında belirleyici oluyorlar. Necip Fazıl, Necmettin Erbakan, Akif İnan ve daha nicelerinin insanlara verdiği o ilk heyecanlar ruhunu hâlâ koruyor.

Nuri Pakdil bir eylem adamıdır. Ulu Camii n yolunu kesen bir şey vardır onun için. Onun gölgesinin olduğu yere basmak bile bir suçtur. Camiye ya da babasının manifatura dükkânının olduğu yere gidebilmesi için dolanması gerekmektedir. Bu modern kent anlayışı, batılı bakış heykelle birlikte tapınmayı da getiriyor. Bu da insanın düşünme ve özgürlük alanlarını daraltıyor. Efendimizin resimlerinin olmayışı, resmin yasaklanışı, heykelin olmayışı, heykelin yasaklanışı tapınmayı engelliyor. Ulu Camii ye girerken tapınma duygusundan öte sonsuzluk duygusu insanda belirginleşiyor. Bu en eski camide bir kat üstünde bir başka katın oluşu gibi. Bir bölümden bir başkasına geçişte yeni bir heyecan doğurması gibi bir ürperti yaşatıyor insana.

Modern kenti denetimine alacak ve ona ruh verecek olan özgünlükler korunmalıdır. Maraş ın en tepesine yerleştirilen ve temeli Erbakan hoca tarafından atılan Sultan Abdülhamit Han Camii göğe doğru şahadet parmaklarını [minarelerini] yükseltiyor. Modern sapma, tapınma ve kapılma ancak bununla engellenebilinir.

Her dönem bir insan o şehrin bir yerine damgasını vuruyor. Onların her biri bir iz bırakıyor. Sütçü İmam, Malik Ejder onlara ait olan meseller anlatılırken, onlarla birlikte Maraş ın o daracık ve sarp yokuşlarında nefes nefese birlikte olabiliyorsunuz. Bu, bir ruh birlikteliğidir.

Her beldenin, şehrin, köyün bitirim insanları da vardır. Maraş ın o sarp yokuşlarını tırmanırken, arkadaşlar, Ali Ağabey diye tanımladıkları birinin çay ocağında soluklanmamızı önerdiler. Bu kısa bir konaklamada bir şeyler çağrışım yapıyor. Ali Ağabey tam bir serkeşken, Akıncı gençler onu aralarına almışlar. O, özelliklerini hâlâ koruyor. Mert, misafirperver ve hürmetkâr ve yiğit duruşlu. Onun çay ocağında yarenlerin sohbetleri vardır. Bıyıkları sigara dumanından sararmıştır. Sohbetin koyu olduğu bu yerde, merhum Necmettin Gevri Hoca nın fotoğrafı çay ocağının duvarında yerini alır. Ve fotoğrafının üzerinde "Sakarya" şiirini okurken düşüp ruhunu teslim ettiği o anı simgeleyen dizelerle birlikte. "Su akar " sonu gelmeyen dizeler ve o hüzünlü veda ediş ânı geliyor gözler önüne. Sadece bu mu Yeni Devir gazetesinin verdiği Sultan-ı Âli Osman [padişahlar] tablosu, çerçevelenmiş çay ocağının duvarında yerini alır. Sararmış haliyle.

Birbiriyle tanıdık ve hemhal olan bu büyük kasaba, kendisini kuşatan ve kemiren betonarme ruha rağmen ruhunu hâlâ koruyor.