Ahalinin ahvalini sorar ötelerden berilerden insanlar… Derim ki, şartlar çetindir, istikbal şirin görünmemektedir.
Çarşı pazar tıngır mıngır yürümekte… Siftah eden esnafın sayısı azalmaktadır. Yıllar sonra, milletin yakasına bir virüs illeti yapışmıştır ki, ne evveli bilinmekte, ne geleceği… Ne olacak, ne olmayacak, izahat yapana az rastlanmakta… Lafa girişene de kimse inanmamakta. Nedenini soracak olursanız, kimsenin pek fazla malumatı olmadığı ortada.
Eskilerde olduğu gibi, illet, ahaliyi kırıp geçirmediyse de, nice nice babayiğit ve hatun göçüp gitmiştir bu âlemden ervaha. Diz dövenler çoğalmıştır çoğalmasına da, yapılacak iş pek kıttır ve umut, dağların gerisine saklanmıştır.
Nice nice uzun kısa çarşılar açılmaz olmuştur. Açılan da, para yüzü görememiştir. Halk, uzaklardan haber beklemektedir. Bir umut, bir muştu. Bir güzel söz, bir hayırhah teşebbüs… Gelir mi? Bilmem.
İşler zorlaşmış, günler daralmıştır. Lakin memleketin idaresinde bulunanlar, harıl harıl çalışmaktalar. Anayasamızı, geleceğimizi düşünmekteler… Daha iyi nasıl yönetiriz ülkeyi diyerekten, gecelerini gündüzlerine katmakta. Hatta ve hatta ki, hiç uyumadıkları söylenirse de, abartı sayılmaz cinstendir.
Partilerimiz… Bilhassa iktidarımız pek emek sarf etmekte… İl, ilçe kongrelerini yaparaktan, memleketi daha çok nasıl ve uzun süreli yöneteceklerinin çabalamasına girişmişlerdir…
Halk, kırık dökük yürürken… Kimilerinin dörtnala havada taklalar atması… Mutlu ve mesut yürümesi alışılmış manzaralardandır. Bir tarafta güneş açarken, öbür yanda kar fırtına sürüp gitmektedir… Bir yanımız bahar, öbür yanımız sonbahar anlayacağınız.
Ne olacak bu memleketin hali diye sual edecek olursanız, diyeceğim odur ki, bir topluluk kendi halini değiştirmedikçe, Allah o ahaliyi değiştirecek değildir, ilahi hükmü gereğince, anahtar necip milletimizin elindedir. Neylerse, güzel eyleyecektir.
Lakin ahali, elindeki anahtarın farkında mıdır değil midir, idrak edememekteyim. Ahval ve şerait pek güç göründüğünden… Hava puslu ve sisli olduğundan, ilerisiyle ilgili pek iç acıcı sözler sarf edemeyeceğim.
Hava durgun… Don tehlikesi var yerkabuğunda.
Umutsuzluk, Allah’ın kullarına yakışır mı? Yakışmaz elbet… Dağın ardında bir daha dağ var diye, yolumuzdan dönecek değiliz herhalde.
Yirmi sene olmuş… Yirmi senedir başımızda bize hizmet edenler, enflasyonu yüzde yirmilerde, otuzlarda tutmak için canhıraş çalışmaktalar… Faiz lobisi hiç boş durmuyor… Durmadan faizleri yükseltiyor. Hükümetimiz işin farkında. Ama iç dış düşmanlar hiç rahat duruyorlar mı ki?
Büyüklerimizin de dediği gibi, büyük oyna bak büyük oyna misali, insanlarımız hakikatleri görmediğinden, durmadan yanlış yere çemkirmekteler…
Oyun büyük canım. Hem de ne büyük… Enflasyonu azdıran onlar. Faizleri yükselten o büyük oyunun ustaları… Üretimi yaptırmayan da onlar. Bu virüsü de mutlaka onlar başımıza musallat etmişlerdir… Etmemişlerse de, yine bir oyun peşindedirler.
Velhasılı, kış günü, sonbahar mevsiminin hüznü, solgunluğu, yıkılganlığı yaşanıyor… Tacirler bekliyor umutla. İş adamları da, ufka gözlerini dikmişler, iyi olacak diye nakaratlar dökmekteler…
Çarşı pazar esnafı da, eli belinde, güneşi gözetlemekte… Hele bir sıcaklıklar zuhur etsin de, kötülükler defolsun diyerekten…
Memur kısmının ahvali yine aynı. Hiç olmazsa, bütün mevsimleri bir olduğundan, perişanlıklarına perişanlıklar çokça eklenmekte… Yine de şikâyetleri çok o kesimin.
Çiftçi… Toprakta uyuyup bekliyor, sabahı… Mutlu ve umutlu sabahı.
Gelir mi? Mutlaka gelecek… Dünya döndükçe, nice sabahlar olmaz mı? Hemi de umutlu ve müjdeci sabahlar… Olur, olmasına da, hani sizin çabanız, mücadeleniz diye ses gelmekte gaipten… Var mı çabanız, emeğiniz, mücadelenizi… Hadi söyleyin.