"Her hastalık evvela ruhta başlayıp, sonra vücuda sirayet etmiş bir isyandır" diyor Peyami Safa. Bu tesbite aynen katılıyorum. Aklıma hemen Peygamberimiz Efendimizin şu hadis-i şerifi geliyor. Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki:
Sizin vücudunuzda bir uzuv vardır. O, doğru (ve sıhhatli) olursa bütün âzâlar (iç ve dış organlar) dürüst (ve sıhhatli) olur. O bozuk (sağlıksız) olursa bütün azalar (iç ve dış organlar) bozuk (ve rahatsız) olur. Dikkat edin bu uzuv kalbdir."
Âlemlere rahmet Efendimizin işaret buyurdukları uzuv, maddesi (beyin) ve mânâsı (Akıl ve Zihin) ile, zarfı (Beyin-Kafatası) mazrufu, ruhun hayat merkezi olarak da ifade edilen Ruh-Akıl veya anlaşılan manada kalptir. Hadis-i şerifi beden sağlığı ve ruh sağlığı açısından düşünürsek tıbbî ve terbiyevi açıdan başlıbaşına hikmetler harikası ile karşılaşırız. Beyan buyurulan kalp "dimağ ve zihin"dir. Bu, insan sağlığında/varlığında maddi-mânevi, fiziki-ahlâki bütün tecellilerin sağlık ve hastalıkların bunun yanında alçalış ve yükselişlerin temel kaynağını teşkil eder. Bir manada bu sırça saray iyi-kötü tecellilerin hareket ve idare merkezidir.
Demek ki insan gerçek hüviyeti asıl benliğin esrarlı derinliklerinde yaşamaktadır. İnsan birçok çizgileriyle bir şifreler motifidir. İnsanın gerçek kişiliği fiziki (yani dış yönü) değil; Yunus Emre nin mısralara yansıttığı: "Bende bir ben vardürur, Bende benden içerû..." varlığın esrar hazinesi olan bu iç benliktir.
Kutsi bir hadiste: "İnsan benim sırrımdır" buyurulmuştur. Demek ki, her insan kâinat sırlarını içine alan en büyük sır/kutsal bir makamdır.
İnsan olarak hayatımızın/bedenimizin merkezi beynimizdir; görünmeyen yöneticimiz akıl, ruh, zihin ve şuuraltımızdır. Bunların tamamına yön veren etkenler ise; kişinin bilgi birikimi iman durumu/kuvveti, temayülleri, alışkanlıkları ve idealleridir. Bunların isabeti de terbiyesiyle yakından alâkalıdır. Toplumun kalitesi terbiye ile oluşur. Bundan dolayı dinler ve terbiye müesseseleri daha ziyade kalb üzerinde durmuşlar; müteakıben zihin, şuur, irade ve şuuraltı hususlarında önemli beyanlarda bulunulmuştur.
Şuuraltımız güçlü ve sıhhatli olursa bedenimiz emniyette olur. Bu bakımdan nefis terbiyesinin önemi büyüktür. Nefis terbiyesi şahsiyetin yeniden inşası demektir. Ancak nefis terbiyesiyle manevi toksinlerden korunmak mümkün olur. Ahlâkımızdaki her kusur önce şuuraltımızda sonra da fiziki bedenimizde gelişen bir illetin/hastalığın tohumudur. Yani bütün uzvi tümörler önce ruhlarda/şuuraltımızda teşekkül eder ve sonra da bedenlerimizde tezahür eder. Onun için sıhhatli bir beden, huzurlu bir hayat isteyenler öncelikle ahlâkî bozukluklardan korunmak durumundadırlar.
İyi bir ahlâk olmazsa sağlık da olmaz. Peyami Safa nın başta aldığımız sözünü tekrar edelim: "Her hastalık evvela ruhta başlayıp, sonra vücuda sirayet etmiş bir isyandır."
Yani ahlâk/mâneviyat bozuksa sağlık da bozuktur.