Manevi yozlaşma ve inanç boşluğu

Abone Ol

Çocuklar için model teşkil edebilecek toplum ve tarih kahramanları ortadan kalkmış bulunmaktadır. Kendisi, ailesi, milleti ve vatanı için güzel ve büyük şeyler yapan, fedakar, kahraman ve sevecen karakterler ve modeller kaybolmuş, var olanlar ise görmemeye ve gösterilmemeye maruz kalmıştır. Bugün gençlerin izledikleri tele-vole kahramanlarıdır. Ben merkezli, gösteriş ve israfı  seven, tüm örf ve adetleri yok sayan, yüzsüz tele-vole insanları. İşte gençliğe sunulan modeller bunlardır.

 İçi boşalmış ağaçlar, bir süre dimdik dururlar,  dıştan görünüşleri güzeldir ama içlerindeki güç gitmiştir, bitmiştir. Kısacası,  ağaçlar ayakta ölür.  Birgün aniden hiç beklenmedik şekilde yıkılırlar ve ondan sonra ki durumları sadece "odun olarak kullanılmaktır".

Bireylerin ve toplumların devamı fiziki güçleri kadar, manevi değerlerinin gücüne ve kendilerine duydukları özgüvene bağlıdır. Kendisi ile barışık olan kişi dünyaya da olumlu bakar ve etrafıyla barışık olur. Toplumlar da;  manevi değerleri, iç güçleri ve kendilerine olan inançları sağlam olursa başarılı ve etkili toplumlar olabilirler.

Toplumdaki Tehlikeli Yozlaşmalar:

Birlik ve beraberlik, toplumları ve aileleri bir arada tutan bir harçtır. Beraberlik bireylere güven ve huzur fikri verdiği kadar gerçek anlamda da kalkan vazifesi görür.

Bugünlerde Türkiye de görülen bazı sosyal gelişmeler bu güçlü bağın zaafa uğradığı görüntüsü vermekte ve toplum içinde tehlike çanları çalmaktadır.

Toplumda zaaf meydana gelen sahaları önceliklerine göre şöyle sıralayabiliriz.

1- Aile ve onu meydana getiren bireylerde...

2- Türk kültür, örf ve adetlerinin bozulması, basitleşmesi, yozlaşması ve unutulması...

3- Manevi değerlerin yıpranması ve din ögesinin zayıflaması, zayıflatılması ve değiştirilmeye çalışılması...

4- Tarihin talan edilmesi, çalınması ve unutulması, unutturulması...

5- İçgüven ve kişisel onur ve haysiyetin unutulması ve zayıflaması...

Bütün bu sahalarda her gün yeni bir problem ortaya çıkmaktadır. Bu 5 sahanın her birinde ve onun alt bölümlerinde bir çok dış etkenin menfi yönde çalıştığını ve yıpratmaya uğraştığını görmekteyiz. Mutlaka bunların satır başlıkları halinde dikkatlere sunulması ve yozlaşmayı önleyecek tedbirlerin alınması şarttır. Yeni bir uyanış ve inaniş gerekmektedir.  

Aile Üstünde ki Tehlikeler:

Ailenin zayıflaması demek bir yapının temel taşlarının çürümesi ve kırılgan hale gelmesi demektir. Bugün aileler gittikçe atom aileler haline gelmekte ve aile içi dayanışma en aza inerken bireyler daha çok tehlikeye maruz kalmaktadırlar.

Yaşlıların değeri yeterince takdir edilmemekte ve "gençliğe" verilen önem  adeta abartılmaktadır. Bu daha çok Batı nın etkisi ile gelişen bir olgudur.

Aile içinde kadının rolü değişmekte ve ev ile iş arasında sıkışan kadın özellikle "geniş aile" desteğinin azaldığı bu dönemde büyük bir ikileme düşmektedir.

Çocuklar için eğitim maratonu, iyi, olgun, aklını ve sağduyusunu doğru kullanan bir kişi yetiştirmek yerine, daha çok robotlar gibi, verileni kavramayan ama devreden, test ve nokta anlatımlara yatkın, dini ve manevi eğitimi pek alamamış, tam olarak da eğitilememiş kişiler yetiştirmek gibi sonuçlar vermektedir. Çocuklar manevi yönden oldukça zayıf yetişirken, toplumda  bu durum "çağdaşlık" ve "liberal anlayış" olarak kabul olunma eğilimine girmiştir.

Çocuklar için model teşkil edebilecek toplum ve tarih kahramanları ortadan kalkmış bulunmaktadır. Kendisi, ailesi, milleti ve vatanı için güzel ve büyük şeyler yapan, fedakar, kahraman ve sevecen karakterler ve modeller kaybolmuş, var olanlar ise görmemeye ve gösterilmemeye maruz kalmıştır. Bugün gençlerin izledikleri tele-vole kahramanlarıdır. Ben merkezli, gösteriş ve israfı  seven, tüm örf ve adetleri yok sayan, gelenekleri kıran adeta yüzsüz tele-vole insanları. İşte gençliğe sunulan modeller bunlardır.

Kültür, Zevk ve Adetlerin Yozlaşması,                               Maneviyat Boşluğu:

Kültürümüz çok büyük ölçüde Batı kültürünün yörüngesine girmiş bulunmaktadır. Bunun bir kısmı "Küreselleşme" denilen global bir akımın parçası olabilir ama toplumda "taklitçilik" öyle bir hastalık haline gelmiştir ki, adeta kendi kültürümüz küçümsenmekte ve adetlerimiz tek tek bırakılmakta veya değişmektedir. Akraba ve arkadaşa yardımdan tutun da geleneksel misafirperverliğimize kadar herşey yozlaşmaya başlamıştır. Birkaç örnek için müzik dünyasına hakim olmaya başlıyan "pop" müziği ve kalitesine bakın,  popcuların davranış ve sahne alışlarına bakın, Eurovision şarkı yarışmasına giden "sanatçımıza" bakın ve kendiniz karar verin.

Televizyonlardaki eğlence programlarının kalitesizliği ve her fırsatta "göbek atmaya hazır" kitlelerin görünüşü de insana ayrı bir hüzün ve utanç vermektedir.

Satılan kitapların azlığı, orijinal ve hakikaten güzel ve toplumu yansıtan hikaye, roman ve yazılı yapıtların azlığı da kültürdeki yozlaşmanın başka bir ifadesidir. Günümüzde ne yazık ki, bazı kendini ve haddini bilmez kişilerin, tarihimizi ve toplumumuzu kötüleyip, küçümseyen karalamalar edebi ürün olarak takdim edilmektedir. Yabancılardan ödül almak ve para kazanmak uğruna tarihini, vicdanını ve kişiliğini satmaya hazır sahte yazar ve aydınlar maalesef hızla artmaktadır. Bu toplumdaki hastalığın artık su üstüne çıkması demektir.

Maneviyatın esasında olan şehadet, fedakarlık, diğergamlık mevhumları kaldırılmakta, azaltılmakta ve kenara itilmektedir. Maneviyat tümü ile zayıflatılmakta ve adeta boşlukta yüzen ve birtaraflara bağlanmaya çalışan, her türlü etkiye açık bir gençlik meydana getirilmiştir.

Tarih ve İç güvenin Erozyonu:

Burada birkaç örnek vererek anlatmakta yarar var. Mesela bazı yerlerde tarih bilgisinden yoksun  bazı kişiler veya tarihi ile gurur duyamayan "madde düşkünleri",  kendi güzellik ve zenginliklerimizi tek tek çalarak yabancılara satmaya başlamışlardır. Bir örnek olarak, Birgide, 13 üncü yüzyıldan kalma tarihi bir caminin içindeki,  tamamen el yapması, son derece değerli tahta mimber kapılarını  çalarak, İngilizlere satmayı becermişlerdir. Bu  hırsız ve arsızlar ve benzerleri  maalesef  aramızda gezmekte ve fırsat kollamaktadırlar.

Diğer bir örnek, spordan: Spor ve Gençlik Olimpiyatı gibi etkinlikler düzenlerken, kendi kültür ögelerimizden ve geleneklerimizden yararlanacak yerde sırf moda olsun, laf olsun diye eski Yunan ve Roma "tanrılarını" kullanacak kadar kendisine yabancı özgüvenden yoksun hareket eden yöneticiler  çoğalmıştır. Buna itiraz edilince de,  "canım, bırakın da biraz çağdaş olalım!" diyorlar.

Bu derece taklitçilik ve kopyacılık sadece büyük bir içgüven eksikliğinin ifadesidir.

Bu durumda şu duayı sıkça tekrar etmemiz gerekiyor:

Yarabbi, Sen beni

İşe yaramayan bilgiden,

Cesur olmayan kalpten,

Gerçeği görmeyen gözden,

Tatmin olmayan hırstan koru.