Mana psikolojisi; hak şerleri hayreyler

Abone Ol

Günlük dilde kullandığımız bazı deyimler vardır ki, yalın teleffuzunun ardında saklı bir anlam zenginliği vardır. Kulağa hoş gelir fakat pek ötesine geçmezler. “Hak şerleri hayreyler zannetme ki gayr eyler” deyimiyle bilinen şiirinde bu yönde bir derinliği var. İbrahim Hakkı’nın şiirinde geçen bu ifade bir anahtar niteliğinde. ‘Hak şerleri hayreyler’ deyimi temelde bir ayetin tercümesi; İbrahim Hakkı bu girişi tefsir eder gibi şiir boyunca insan psikolojisinin çerçevesini çiziyor. Şiirin devamında, insan ilişkileri, iç daralması, kaygı, travma ve sınanma gibi  gibi iç ve dışa dair bir çok konuya deyiniyor. Her sıkıntılı durumda bir hal çaresi sunuyor; tevekkül, teslimiyet, tevfiz, rıza ve sabır, onun temasında hal çareleri olarak sunuluyor. Her değininin ardından, “ Mevlam görelim neyler, neylerse güzel eyler” ifadesiyle dikkatleri tevhid bütünlüğüne çekiyor.

‘Hak şerleri hayreyler’ vurgusu, sıkıntının sanıldığı gibi bir sorun olmadığını, hatta yaşananın aksine bir iyiliğin kişiye yöneldiğine işaret ediyor. Günümüze uyarlarsak “her ruhsal ve fiziki arızanın arkasında bir sır, iyilik var” mesajı verilmektedir.

Bu içgörü maalesef istenilen ölçüde sadra şifa değil. Zira çağın insanı kendisi için de olsa derin düşünce ve analizlere tahammülü yok. Yaşanan ruhsal sorunların sebepleri ve hikmetleri üzerinde durmaksızın medikal tedaviye yönelmek daha yaygın. Sebepler üzerinde duran kişi, oku kendine yöneltir. Ego çağında, hedonizm çağında bunun gerçekleşmesi mümkün mü?

İçgörü dediğimiz şey, kişinin sorunlarına karşı bilinç geliştirmesidir. İnsan denilen varlık bir iklim gibidir. Halden hale girer; gerilim anlarında iradesi zayıflar ve duygular daha baskın çıkar. Sorunun kişide yolaçtığı sıkıntı nedeniyle içgörü sağlama durumu her zaman gerçekleşmez.

Kendi refleksleriyle yol bulamayan insan ya ıstırabıyla yaşar ya da bir başka kaynağa yönelir. Önceleri bir yakın, dost ya da bilge insanlara danışılırdı. Şimdilerde uzmanlar bu iş için alan açmış durumdalar. Yaşanılan sorunlarda kendi kuyusundan su çıkaramıyorsa birine yönelmesi, doğru bir yöneliştir. Bunun yerine duygularıyla hareket etmeye kalktığında egosunun tuzağına düşmesi kaçınılmazdır. Ego bir sorunla karşılaştığında, eğer kaygılı bir psikoloji yoksa sorumluluğu kendinden uzaklaştırır. İçgörüden uzaklaşır ve kısa yoldan sorunu üzerinden atmak ister. Fakat çoğu zaman egonun çalımıya avunacağı tesellilere yönelir.

Bir insandan yardım alsanızda, o kişi size kalbiniz kadar rehberlik edemez. Hayat boyu acı ve mutluluklarla karşılaşacak ve içinizi ferahlatacak bir ışık arayacaksınız. “Hak şerleri hayreyler zannetme ki  gayreyler” deyimi kalbe yerleştiğinde, kişiye candan bir dost eli uzanır. Kişi ile Mevla’sı arasında bir rabıta meydana gelir. İçgörü sağlamak isteyen kişi tevekkül dairesine girer.

Şerleri hayra yoran bir kişi eğer bunu içselleştirebilirse antidepresan kullanmasına gerek kalmayabilir. Manevi içgörü sağlayan kişi tevekkül ederek, ruhsal sorunun sebebi üzerinde  durarak kök salan virüsü yok etmektedir. Ruhsal sorunun sebebine inen kişi bu analiz sürecinde, sıkıntılı bir dönem geçirmektedir. Yani suçu ötekine yüklemeden acısıyla hemhal olarak beklemiştir. Bu bekleme müddetine sabır diyoruz. Sabır ise bu dertle imtihan eden Allah’ın kulundan istediğidir. Kim bu halde beklerse sorun ne olusa olsun gönlündeki gam ilahi bir teselliyle hafifler.

Maneviyat bilgisiyle yapılan terapilerde bu tablo danışanlara aktarılır. Danışan bu  yaklaşımlarla kendi sorununda açılımlar sağlar. Bu açılımlardan biri, ruhsal sorunların, ruhsal/manevi gidişatı düzenleyen ve dengeleyen birer uyarı olmalarıdır. Nasihat ve iyi yolla yapılan uyarılarla kendine çeki düzen vemeyen kişi kalıcı bir değişim için sorunu fırsata çavirebilir.

Bir başka yararı ise yaşadığınız her sıkıntı, gelecekte “iyi hal” adına emek yerine geçer. Yani her güzelliğe öedenecek bir bedel vardır. Yaşanan acılar, sonradan yaşanılacak iyi hal için harcanan emektir.

Üçüncü olarak her acı kişiliği yapılandırır. Ruhun olgunlaşması maddi imkanlarla gerçekleşmediği gibi eğitimle kısmen fayda sağlanır. Etkili ruhsal iyileşme için zorluklar takdir edilmiştir. Ayette “biz insanı zorluklar içinde yarattık” buyrulmaktadır.

Acı ve sıkıntıların öteki iki faydasından biri günahlara kefaret olmasıdır. Kısa süreli bir baş ağrısının diyet olduğu bir kabahat vardır. Öte yandan sorun ve sıkıntılarla imtihan edilen kişi, buna sabrettiğinde öte dünyada karşılık alır.

Büyüklere masallar

Bilimsel icatlar insanın başını döndürüyor. Mikrobun bulunmasından aya ayak basma arasında yani mikropla ay arasında bilimin literatürüne ne giriyorsa o tartışılmaz bir kabulle gerçekliğe dönüşüyor. Bu ikisi arasında ne kadar literatüre giren şey varsa, insan mutlak doğru olarak görmeye başladı. Örneğin  çocuğunuza “seni leylekler getirdi” dediğimizde bunun bir ironi olduğunu çocukta bilir. Fakat “çocuğum insan maymundan gelmiştir” dediğimizde bu en büyük hurafe, bilim literatürüne girdiğinden bilimsel gerçek olarak kabul görür.

Darvin’den ilham alan Freud ise Oidipus karmaşasıyla insanlığın zihnine bir karmaşa hediye etmiştir. Oidipus mitolojik unsurdur ve Freud bilim yaparken mitolojiden yani masallardan yararlanmıştır. Evrim safsatası zemininde kurulan psikoloji, manasını yitirmiş insanı toparlamaya çalışmaktadır.

Bileşenlerine ayrılmış insanı hastane ortamında yeniden diriltmeye çalışırken, inanca dayalı gerçek bilgi dikkate alınmamıştır. Elinde korunmuş kitap olanların, insanın ruhunu, kalbini ve egosunu mitolojik efsanelere bağlayan sağaltım paradigmasının peşinden gitmeleri, adına bilim denilse de bir anlaşılmaz bir psikolojidir. 

Alternatif arayışlar

Medikal tıbba alternatif arayışlar var. Ancak henüz psikolojiye altenatif arayışları göremiyoruz. Bu anlamda yapılan çalışmalar, sağlam kaynaklara dayalı insan ruh yapısı hakkındaki bilgiyi bugüne taşımayı amaçlıyor.

Manevi sağaltım yöntemleri insanları bir gizeme davet etmiyor. Bildiklerimizle hareket etmek ve insan donanımında var olan, bahşedilmiş bir yolda tutmaya çağırıyor. “Hak şerleri hayreyler, zannetme ki gayreyler” gibi bilgece sözler derin kültürel bir birikimin insanı külliyen kuşatan çağrısıdır.

Hayatın kazanımları “emek ve bedel” denilen karşılıklar etrafında dönüyor. Her çalışmanın karşılığı vardır ve şansla elde edilecek bir şey yoktur. Bedel ödemeksizin elde edilen kazanımlar birer sınanma durumudur. Onların bedeli süreci doğru okumaktır. Eğer başınıza gelen iyiliği kendi elinizle elde ettiğinizi sanıp şükranda bulunmazsanız bu bilince sizi taşıyan bir sınanmalarla karşılaşırsınız. Ruhsal rahatsızlıklar tıpkı fizik rahatsızlıklarda olduğu gibi bir kanuna bağlıdır. İnsan yeryüzüne bir hayvan gibi temel ihtiyaçları için gönderilmiş bir varlık değildir. O beden ve ruh arasında yeryüzünün yaratılış anlamlarını kendi hayatında yaşayıp ortaya çıkaran tek varlıktır. Onun gizil yapısı laboratuvar ortamında beyin nöronları arasında ortaya çıktığı gibi kalbinde yer alan sırlarla sevgi, empati, cesaret ve merhamet ile mükerrem bir varlıktır.