Mali'yi ne kadar tanıyoruz?

Abone Ol

Emperyalist güçler, Osmanlı dan sonra İslâm ülkelerini

birbirinden soğutup uzak tutmak için ellerinden ne geliyorsa yapmaktan geri

durmadılar. İslâm dünyasının bir güç haline gelmesini önleyip istedikleri gibi

sömürmek için böyle bir işe giriştiler. Ancak, şeytanın hilesi zayıftır. Zulüm

ve sömürüyü sonsuza kadar devam ettirebilmek mümkün değildir. Çünkü, buna

insanın vicdanı da razı olmaz. Bugün, Allah ın yardımı ile Millî Görüş

hareketinin açtığı çığır sonucu, İslâm Birliği ne giden kapı aralanmış ve İslâm

Birliği ideali, mazlum ve mağdurların ümidi haline gelmiştir.

Bu tarihî olaya katkı sağlayabilmek için Anadolu Gençlik

Derneği Dış İlişkiler Komisyonu, İslâm ülkelerini tanıtmak için seferber oldu.

İlk olarak, sıcak gündem şeklinde önümüzde duran Fransa nın işgal ettiği Mali

ile ilgili özlü ve kapsamlı bir dosya hazırladı. Söz konusu dosya sayesinde

ilginç gerçeklerle yüzleştik.

Mali, sömürgeci güçlerin iştahını kabartacak ölçüde

yüksek altın ve uranyum kaynaklarına sahip. İslâm ı yok etmek için her yola

başvuran Batı dünyası için, Mali bölgede en büyük engel. Mali nin olduğu kadar,

İslâm dünyasının da önemli şehirlerinden olan Timbuktu, yüz yıllardır İslâm

ilim geleneğine sahip bir şehir durumunda. Burası, yüzlerce âlim yetiştirmiş

bir ilim merkezi. Bu özelliği ile bölge ülkelerini uyandırabilecek bir

potansiyeli var.

Özellikle Mali nin zenginlik kaynakları ve İslâmi

potansiyeli, başta Fransa olmak üzere, emperyalist güçlerin bu ülke üzerinde

yoğunlaşmasına yol açmış. Oradaki İslâmî birikimi yok edebilmek için nice

oyunlar tezgâhlamışlar.

MALİ Yİ TANIYALIM!

Mali, 15 milyon nüfusuyla Afrika kıtasının 7. büyük

ülkesi. 1.240.000 km. karelik yüzölçümüne sahip. Ortasından Nijer Irmağı

geçiyor. Senegal, Moritanya, Burkina Faso, Fildişi Sahilleri, Nijer, Cezayir

gibi ülkelerin komşusu. Halkın yüzde 85 i ziraatla meşgul. Ülkenin sınırları

1884 teki Berlin Konferansı ile çizilmiş. Bu tarihten, bağımsızlığını kazandığı

1960 yılına kadar Fransa nın sosyal, ekonomik ve siyasî sömürgesi olmuş. Zengin

altın ve uranyum yataklarından başka, tuz da devletin gelir kaynakları

arasında.

Ülke, 10. yüzyılda Afrikalı tüccarlar aracılığı ile

İslâm la tanışmış. Kısa sürede İslâm ı hayat tarzı olarak benimsemişler. Kur an

ilimlerini öğreten okullar açmışlar. Timbuktu da; Sankore, Jingaray Ber ve Sidi

Yahya isimlerini taşıyan üç üniversite kurmuşlar. Bu okullardan pek çok hoca ve

ilim adamı yetişmiş. İlme büyük hizmet etmişler. Ehl-i Sünnet ve l Cemaat

içinde yer alan Malikî mezhebine göre İslâm ı temsil etmeye çalışmışlar. Ülke,

ilim ve ticaretteki öncülüğü ile anılır duruma gelmiş.

Mali nin manevi dinamiklerini yok etmek ve gücünü kırmak

isteyen Batılılar burada misyonerlik çalışmalarına hız vermişler.

Batılılaşma, çağdaşlaşma, modernleşme adı altında toplumu

ifsat etmeye çalışmışlar. İçkiyi teşvik etmişler, pop kültürünü özendirmeye

girişmişler. Kültürel yapıyı bozma mücadelesi vermişler. Misyonerlik

faaliyetleri, İslamî uyanışa sebep olduğu gerekçesiyle okulların takibe

alınması, hacca gidişin önlenmesi gibi Mali ye yönelmiş bunca tehdide rağmen,

ülkede halkın yüzde 94 ü Müslüman kalmayı başarmıştır.

Kısaca, bugün Mali de emperyalizmin ifsadına direnen, her

türlü baskıya rağmen İslâmî hayat tarzında kararlı Müslüman bir halk vardır.

Mali deki Müslüman liderler, Mali Müslüman bir ülke olduğu için İslâm hukukuna

göre yönetilmelidir demektedir.

FRANSA NIN İŞGALİ VE ÇÖZÜM 

Mali deki inanç ve özgürlük mücadelesi Batılı

sömürgecilerin uykusunu kaçırmıştır. Onların ülkelerine sahip çıkarak sömürüye

direnmeleri karşısında, Batı tek çözümü askerî müdahalede bulmuştur. Ülkenin

eski sömürgecisi Fransa, 10 Fransız askerinin fidye almak amacıyla

kaçırılmasını bahane ederek Mali ye askeri harekât gerçekleştirerek işgal

etmiştir. Avrupa Birliği, 11. 12. 2012 de bu işgali onaylamıştır.

Maalesef, Mali deki işbirlikçi yöneticiler, işgalcilerin

işini kolaylaştırmıştır. Şurası bir gerçektir ki, bir ülke sağlam bir duruş

ortaya koyarsa, dış müdahaleler etkili olamıyor. Bu yüzden, emperyalistler,

Kale içinden alınır prensibiyle hareket ediyor, etkili olmak istedikleri

ülkelerde işbirlikçi yöneticiler oluşturuyorlar. Bu durum, şu ayetin anlatmak

istediği gerçeği bir kez daha doğrulamıştır: Ey iman edenler! Yahudi ve

Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar, birbirinin dostudurlar. (Birbirinin

tarafını tutarlar.) (Maide, 51)

Birlik olup kurumsal bir yapı ortaya koyamayan bir

topluluğun acıklı halini görüyor musunuz İki milyara yakın bir topluluk içinde

yer alan insanlar yakılıyor, iç savaş ve bölgesel çatışmalarla her gün yüzlerce

can telef oluyor, niceleri açlıktan ölüyor. Gücünü değerlendiren bir topluluğun

durumu böyle mi olur Müslümanlar bu duruma seyirci kalamaz, kalmamalı ve

geleceğine sahip çıkmalıdır. Çünkü, bu gidişatın nereye kadar uzanacağı

meçhuldür.

İslâm Birliği ni gündemine almayan Müslümanlar

emperyalist müdahale ve sömürünün her çeşidine maruz kalmaktan kurtulamaz.

İslâm âlemi, emperyalizme taşeronluk yapan işbirlikçileri bir an önce tanıyıp

defterini dürmelidir. Mazlum ve mağdurların üzerinden baskı ve zulmün

kalkmasının bundan başka çaresi yoktur. Müslümanlar, İslâm Birliği

mücadelesini önce kendi zihinlerinde kazanmak zorundadır.