Mal ve evlat fitnesi

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (c.c.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun. 

Müslümanların ve insanların “dünya hayatının imtihandan ibaret” olduğu geçeğini bilmesi gerekir. Bu bilindiği zaman insan, sorumluluğunun farkında olur, dünya hayatını ebedi saadeti için fırsata dönüştürür. Cenab-ı Allah, bu bakımdan müminleri uyarıp ikaz ediyor. ENFAL 27-28: “Ey iman edenler, Allah’a ve Resulüne hainlik yapmayın. Bile bile emanetlerinize de hainlik yapmayın. Biliniz ki, mallarınız da, evlatlarınız da ancak sizin için bir fitnedir (imtihandır). En büyük mükâfat ise Allah katındadır.” Allah’a ihanet; emirlerine uymayıp yasaklarını çiğnemektir. Resulüne ihanet; onun sünnetini terk etmektir. Komşunun ve toplumun malı, canı, ırzı, namusu bize emanet, bizimki de komşuya ve topluma emanettir. Kur’an-ı Kerim bütün insanlığa emanettir. Emanetlere hıyanet edilmemelidir. Kaybolmasından korktukları sermayeleri, ünifor¬maları, unvanları korumak için Müslümanların sırlarını, düşmana söylemek de hıyanettir. İyi bilinmelidir ki bu mallar ve evlatlar birer imtihandırlar.

EVLAT

Evlat; çocuklar demektir. Evlat, bir anne ve baba için önemli bir nimettir. Evlenip evlat sahibi olmak, neslin devamı için gereklidir. Salih evlat, bir anne-baba için en büyük servettir. Allah-u Teâlâ, neseplerin korunmasını, neslin tevhit üzere yetişmesini emretmiştir. Tevhitle birlikte, inkârın, şirkin, nifakın kötülüğü, batıllığı, ne büyük bir zulüm ve cinayet olduğu da öğretilmelidir. Anne-babası ve toplum için dost evlatlar olduğu gibi düşman evlatlar da vardır. TEĞABÜN 14: “Ey iman edenler, eşlerinizden ve evlatlarınızdan size düşman olanlar da vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını başlarına kakmaz, kusurlarını örterseniz, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Ancak, düşmanlıkta ısrar eden eşler ve evlatlar için, sabırdan başka yapılacak başka bir şey de olmaz.

Salih ve dost olan evlat, vefatlarından sonra anne-babaları için “cari sadaka” olan evlatlardır.

MAL

Mal; bir kimsenin sahip olduğu taşınır ve taşınmaz varlığı ve servetidir. Mal; elde edilip ihtiyaç için biriktirilmesi ve normal olarak yararlanılması mümkün olan her şeydir.  Mal; insanın yaşayabilmesi ve ayakta kalabilmesi için bir vasıtadır. İnsanı ayakta tutmak amacına yönelik olarak kullanıldığında mal, hayırlıdır. Eğer çıkar, menfaat ve zulüm için kullanılırsa, o zaman da zararlı olur. Mallar ve evlatlar dünya hayatının süsüdür ve imtihanıdır. Malın insan hakkında faydalı olabilmesi, onun Allah yolunda harcanması ile olur. Mal meselesi, Müslümanların önemli imtihan konularındandır. İnsan ne kadar yaşarsa yaşasın, bir gün ölecektir ve malından ayrılacaktır.  Ahirette insana faydalı olacak malı ve evladı değil selim kalbe sahip olmasıdır. ŞUARA, 88-89: “Ve o gün, ne mal fayda verir, ne de evlat. Ancak Allah’a teslim olmuş, inanmış (küfür ve şirkten temizlenmiş) bir kalple gelenler kurtulurlar.” Böyle olanlar, insanların mallarını haksız yere ellerinden alıp kendisine sermaye yapmaz, emanetlere hainlik etmezler.

FİTNE

Fitne; deneme ve imtihana tabi tutmaktır. Bir başka anlamıyla fitne; küfür, azgınlık, sapıklık, günah, iç ihtilaf ve kargaşa, musibet, kandırma, kışkırtma, nifak, ihtilaf, baştan çıkarma, çekişme, zulüm ve kalbin bir şeye fazla meyletmesi anlamında da kullanılır. Kadim kitabımız Kur’an-ı Kerim, insanların sürekli olarak “fitne” ile imtihan edildiklerini bildirir. ANKEBUT 2-3: “İnsanlar, ‘İman ettik’ diyerek fitneye uğratılmadan (imtihan edilmeden) bırakılacaklarını mı zannederler. Andolsun, biz onlardan öncekileri de imtihan etmişizdir. Allah, elbette sadık olanları (doğruları) da bilir, elbette yalancı olanları da bilir.” İnsan, hayırla da şerle de imtihana tabi tutulabilir. ENBİYA 35: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” Karşılaştığı olaylar karşısında İslam’ca duruş sergileyenler bu imtihanı kazanabilirler.

MİLLİ GÖRÜŞ’E DÜŞMANLIK EDENLER

Milli Görüş’e düşman olanlar, hakkı üstün tuttuğu için düşmanlık ederler. İslamsız saadet olmaz dediği, maddi ve manevi kalkınmayı birlikte planladığı, zalim sultan karşısında hakkı söylediği için düşmanlık ederler. Milli Görüş’ün en büyük düşmanı ırkçı emperyalizm ile onunla işbirliği halinde olan Siyonist haçlılar ve işbirlikçi münafıklardır. Bunlar, hak ile batılın mücadelesinde, hakkı ve haklılığı temsil ettiği için Milli Görüş’e düşmanlık ederler. Bunların düşmanlıklarının sebeplerinden birisi de, Milli Görüş’ün önerdiği “Adil Düzen ve İslam Birliği” talebidir. Bunlar, dünyanın hiçbir yerinde Milli Görüş’e hayat hakkı tanımak istemezler. ABD, İsrail ve Avrupa Birliği ülkeleri, Milli Görüş’ün tek temsilcisi Saadet Partisi’ni Türkiye’de iktidarda olmasını da istemezler. Çünkü Saadet Partisi bunların yürüttüğü bütün ifsat projelerine karşıdır ve engellemek için elinden gelen mücadeleyi vermektedir. Saadet Partisi, inancının gereği ABD ve İsrail’i stratejik müttefik olarak görmez. AB’yi üstün medeniyet olarak kabullenmez. Faizci kapitalist düzene evrilerek, zalimlerin düzenine yardım ve yataklık etmez. Saadet Partisi ile iktidardaki AK Parti ve tek kişilik hükümet Erdoğan arasındaki kan uyuşmazlığının temelinde yatan sebep de, iki partiyi birbirinden ayıran derin “zihniyet” farklılığıdır. Saadet Partisi; hakkı üstün tutan Milli Görüş davasının partisi iken, AK Partisi; kuvveti üstün tutan, dünya iktidarını önceleyen, kendisini “muhafazakâr demokrat” olarak tanımlayan bir kitle partisidir. AK Parti’nin derin yöneticileri ve üst aklı; stratejik ortakları gibi Milli Görüş’e Saadet Partisi’ne gizliden ve derinden bir husumetin içinde olduğu erbabınca bilinmektedir. Saadet Partisi’nin başına gelenlerin perde arkasında AK Parti’nin derin yöneticilerinin ve üst aklının çetin husumetini aramak gerekir. Neticede hak-batıl mücadelesi devam ediyor. Batıl için savaşanlar, hak için mücadele eden Saadet’e sıkıntı verirler ama zarar veremezler. Selam hidayete tabi olanlara.