"Mal varlığı beyanı" mı dediniz?!.. - 2

Abone Ol

İnsanları "mal beyanı"na icbar etmeden önce, halkımızı "zulüm düzeni"nden çıkarıp "Adil Düzen"e kavuşturmak gerekmektedir. Halkımızı haksız vergi ve faizin altında ezilmekten kurtardığımız zaman "kayıtlı ekonomi"ye geçebiliriz. Sadece kayıtlı ekonomiye geçildikten sonra "gerçek mal beyanı"nda bulunabilirsiniz.

Ülkenin başka hiçbir derdi kalmamış, hepsi çözüme kavuşturulmuş ve şimdi de sıra Sayın Başbakan ve Sayın Baykal ın "mal varlığı beyanı"na gelmiş! Elbette bu kişiler de herkes gibi bir şeyler beyan edebilirler. Ancak, onlar da her sade vatandaşın her gün kaçırdığı kadar vergi kaçırmaktadırlar. Mesela, 400 000 YTL değerindeki bir binayı satacak olursanız 30 000 YTL bina alım-satım vergisi ödeyeceksiniz. Aynı binayı on sene elinizde tutsanız bir 30 000 YTL de emlak vergisi ödersiniz. Bu kadar para elinizden çıkmış olur.

Güya, şimdi mal beyanında bulunacaklar! Oysa, ülkemizdeki tapular onda bir değerle gösterilmiştir! Ayrıca, ülkemizdeki taşınmazların değeri bir sene içinde yüzde yüz bile artmış olabilir. Böyle bir durumda, mesela Sayın Başbakan bir sene içinde yüzde yüz zengin olmuştur; Sayın Baykal da öyle! Sadece onlar değil, her taşınmazı olanın durumu böyledir. Ama şimdilik kurban olarak Başbakan ile Baykal seçilmiştir.

2006 yılı deneme yılıdır. Önce, böyle çıkışlarla denemeler yapılacak, kişilerin ve kurumların ne gibi reaksiyonlar verecekleri öğrenilecek, sonra bu verilere dayanarak 2007 yılında asıl saldırıya geçilecektir

"Bundan dolayı bütün partiler; iktidar partileri, muhalefet partileri, isim partileri bir araya gelerek bu saldırılara karşı tedbirler almalıdırlar" diyor ve herkesi uyanık olmaya dâvet ediyoruz.

*

Alınması gereken tedbirler

Bu saldırılara karşı alınması gereken tedbirler nelerdir

1) Kayıtlı ekonomiye geçmeden önce kimse mal beyanına zorlanmamalıdır. Mal beyanında bulunmaya zorlama yasaklanmalıdır. 2) Adil Düzen kabul edilerek kayıtsız ekonomiden kayıtlı ekonomiye geçilmelidir. 3) Bir genel af çıkarılarak, mâli ve askeri suçlar dışında verilen siyasi cezalar affedilmelidir. 4) Mal beyanları kişinin lehine haklar doğurmalıdır. Malı olanlara kredi açılmalıdır. Malı olanların malları bedelsiz sigortalanmalıdır.

İnsanlara, ülkeye, Türkiye ye hiçbir hizmeti bulunmayan, ilmi olmayan, rütbesi olmayan kişiler rüşvet ve hortumlarla milletin mallarını yığa yığa tekel sermaye oluşturacak ve bu suç teşkil etmeyecek, onlardan "mal beyanı" sorulamayacak, ticari sır(!) diye gizli tutulacak, ama diğerleri soyulup çıplak bırakılacak!..

Mal beyanına bütün vatandaşlar istisnasız tâbi olmalı, bu mallar "altın değeri" ile hesaplanıp yazılmalıdır. Kaynağı belli olmayan bir serveti devlet korumayacaktır. Sayın Başbakan ın beyan dışı kalmış bir mal varlığı varsa yağmalansın; ne var ki, sadece onun değil, herkesinki yağmalansın. Beyan YTL üzerinden değil; "Benim şu arsam var, benim şu evim var." şeklinde olmalıdır. Değer ise her zaman değişebilir.

Hukuk kişileri ve zümreleri ayırmaz. Herkes mal beyanında bulunmak zorunda ise başbakan da beyanda bulunmak zorundadır. Bu kural hukukun temel kuralıdır. İkinci kural, sosyal grupların kamu adına dâvâ açma hakkı olmalıdır. Mesela, Doğru Yol Partisi, Sayın Başbakan R. Tayyip Erdoğan ın mallarını haksız yere çoğalttığını iddia eder ve ispat ederse, gerekli ceza verilir. Ama basının veya falanın-filanın ağzına geleni itham edip suçlamasına izin verilmemelidir.

Suçu isnat eden onu ispatlamalıdır. İspatlayamazsa, "müfteri" kabul edilerek cezalandırılmalıdır.

*

Türkiye nin temel sorunu nedir

Türkiye nin temel sorunu "yargı sorunu"dur. Yargı basın yayının baskısı altındadır. Yargı medyanın baskısı, medya sermayenin baskısı, sermaye dış sermayenin yani onun ülkemizdeki uzantısı olan sömürü sermayesinin baskısı; ve elbette medya yazarları da onun baskısı altındadır...

Yansız, etkin ve saygın yargıyı oluşturmadıkça, onu da basın-yayının saldırısına karşı koruyamadıkça; insanları "mal beyanı"na zorlamak sadece anarşiyi dâvet eder. "Yansız, etkin ve saygın bağımsız yargı" demek, "hakemlerden oluşan yargı" demektir. Bugün hâlen câri olan mevzuatımızdaki "bilirkişilik ve hakemlik müessesesi"ni harekete geçirmeliyiz. Bilirkişileri hakimler değil, taraflar seçmelidir. Baş bilirkişiyi de iki bilirkişi seçmelidir. Bunun sağlanması için Adalet Bakanı nın bir genelgesi yeterlidir.

AKP kendisini ve ülkeyi kurtarmak istiyorsa, "Adil Düzen" çözümlerine kulak vermek zorundadır. Batmak istiyorsa, o zaman bir diyeceğimiz yok; zaten batıyor... Ocak ayı başında başlayan "Kuş Gribi" ve diğer daha nice sorunlardan sonra, son olarak ortaya çıkan "Mal Beyanı" tartışmaları ile batmaya başladı bile... "Batacaksa batsınlar, bize ne!" diyemiyoruz, çünkü kendileriyle birlikte ülkeyi de batırıyorlar...