Zaman gazetesinin yazar ve editörleri, özellikle Necmettin Erbakan, Saadet Partisi ve Millî Gazete sözkonusu olduğunda, üzerlerine özel vazife ymiş gibi farklı bir tavır ve üslup sergiliyorlar. Artık açıkça itiraf etmeliyim ki, ilk kurulduğu ve daha sonraki bazı dönemlerde yazılarımın yayımlandığı bu gazetenin bu tavır ve üslubu, beni bile epey rahatsız ediyor. Ne hikmetse, dünyada herkesle diyalog fırtınası yaşayan bu grup, bizimle diyaloga girmek bir yana, tam aksi yönde elinden geleni esirgemiyor! Acaba neden Yoksa, bu üslup, tavır ve tutumlarının sebebi, gerçekten de yukarıda işaret ettiğim üzere özel görevleri midir
Bugünlük bundan başka bir şey sormuyorum; ama
Bu yazımı aslında daha önce yazmıştım. Ama, 5 Şubat Pazar günü Zaman gazetesinde Hasan Sutay ın Millî Gazete ve Erbakan Hoca ile ilgili yazısını görünce, bu bölümü yazımın başına ekleme ihtiyacı hissettim.
Hasan Sutay Zaman gazetesi yazarı olması yanında, aynı zamanda gazetenin Okur Editörü görevini yürütüyor. Bir yazar olarak, bütün gazeteler gibi Zaman gazetesini de dikkatle okuyorum. Sadece Millî Gazete yazarı ve Millî Görüş mensubu olarak değil, sade bir okuyucu olarak da, Zaman gazetesinin bizimle ilgili genel tavır, tutum ve üslubunu en hafif ifadeyle dengeli, adil, insaflı ve uygun bulmadığımı belirtmeliyim.
Sayın Hasan Sutay; Sayın Ekrem Dumanlı! Şimdilik bu kadarcık yazdıklarımla bile, başta Millî Görüş camiası olmak üzere, binlerce Zaman gazetesi okurunun hissiyatına da tercüman olduğuma inanıyorum.
Sayın Sutay! Biz medyadaki o seviyesiz mal varlığı ve benzeri tartışmaları hep gördük, bundan sonra da görmeye devam edeceğiz. Ama biz Millî Görüş ve Millî Gazete mensupları olarak meselelere her zaman bir kısım medyadan farklı bakıp farklı şeyler görür ve yazarız. Hatırıma gelmişken sorayım: Sahi, sizin eskiden ana sloganınız farklı gazete idi; şimdi her şeye umum medya gibi bakar oldunuz. Acep nedendir !.
Her neyse, sadede gelelim. Mal varlığı tartışmalarına katılıp katkıda bulunmamızı mı istediniz
Buyurun, alın size, mal varlığı tartışması veya mal beyanı yazısı .
Başka yazılar isterseniz, hiç merak etmeyin, onları da yazarız; emriniz olur!..
n
Kayıt dışı ekonomi sayesinde yaşıyoruz
Güya ülkeyi yönettiklerini zanneden zavallı konumundaki birileri, asıl yapmaları gereken görevlerini yapamayınca, milleti kayıkçı kavgaları ve polemiklerle uyutmaya devam ediyorlar... Kuş gribi bahanesiyle tavuklarımız vahşice telef edilince, kendileri adeta onların yerine akılları sıra bir şeyler yumurtluyorlar...
Neymiş; gariban fakir halkımızın önünde "mal varlığı beyanı" yarışı yapıyorlar!..
Bilmiyorlar ki, "mal varlığı beyanı" ancak reel ekonominin olduğu bir ülkede bir anlam ifade eder.
İstanbul un %75 i imar dışı inşaata tâbidir. Binaların çoğunluğu şuyulu arsalar üzerinde oturmuştur. Ülkemizin her köşesinde her gün yapılan alışverişlerde KDV nin ancak %10 u ödenmektedir. Verilen taşınmaz mal beyanları gerçek değerinden en az %80 tenzilatlıdır. Kişisel mülkiyetin yerini aile mülkiyeti almıştır...
Batı dünyasının insanlığı geri bırakıp gelişmemesini önlemek için icad edip ülkelere dayattığı vergi ve faizler o derece musibet hâline gelmiştir ki, halk bir türlü "kayıtlı ekonomi"ye girememektedir. Adil olmayan vergi ve zorunlu sigorta mükellefiyeti halkı kaçakçılığa zorlamaktadır. Mesela, halkımız gerçek beyanlarda bulunacak olsa, ülkemizdeki tüm işletmeler iki sene içinde iflas eder. Bu zalim ekonomik düzen de halkımız ve işletmeler ancak "kayıt dışı ekonomi" ile yaşayabilmektedir.
Türkiye bugün işsiz ise; Türkiye borçlu ise; Türkiye de yargı bağımsızlığı yoksa; Türkiye de millî medya oluşmamışsa; bütün bu olumsuzlukların tek sebebi "kayıt dışı ekonomi"dir. Ama, iyi bilinmelidir ki, Türkiye bugün hâlâ yaşıyorsa, işte, yine bu "kayıt dışı ekonomi" sayesinde yaşamaktadır. Genel durum bu olmasına rağmen, herkes bu gerçekleri görmemezlikten gelmekte ve düzelmesi için gereğini yapmamaktadır.