Seçim sisteminde düşünülen ve tartışmaya açılan
değişiklikte maksadın temsilde adaleti sağlamak olmadığı, yine istikrar uğruna
adaletin katledileceği görülüyor. Çünkü iktidar kanadı öncelikli olarak mevcut
şartlarda nasıl bir düzenleme yapılırsa kârlı çıkacağının hesabı içinde.
Görüntü öyle. Elbette çoğunluğa sahip olanların nalıncı keseri gibi kendilerine
yontma alışkanlığı bu ülkede hep yaşanmıştır. Seçim sistemi değiştirilirken iki
hususun dikkate alınması gerekir. Birincisi temsilde adalet, ikincisi ise
bazılarının söylediği gibi halkın oy verdiği kişileri yakından tanımasının
sağlanması. Temsilde adaleti yüzde 10 baraj kaldırılarak ya da yüzde 3 gibi bir
rakama çekilerek, partilerin aldıkları oy oranında Meclis te temsil edilmesinin
önü açılarak rahatlıkla sağlanabilir. Ancak iktidar kanadının düşündüğü seçim
kanunu değişikliğinde temsilde adalet değil, istikrar ön planda tutulmaktadır.
Yani, partilerin aldıkları oy nispetinde Parlamento da temsil edilmesinin
ülkeye istikrarsızlık getirecek kabulünden hareket edilmektedir. Böyle olunca
istikrar bahane edilerek seçmen iradesinin bir bölümünün Meclis te temsil
edilmesinin engellenmesinde bir sakınca görülmemektedir. Görünen o ki,
önümüzdeki günlerde ağırlıklı olarak tartışılacak husus dar bölge sistemi
olacaktır. Dar bölge sisteminin medyada değişik görüşlerden savunucuları da
var. Medyaya yansıyan şekliyle dar bölge sistemi hususunda iki görüş var.
Birincisi ülkenin 550 seçim bölgesine ayrılması, bu bölgelerde her partinin
birer aday ile yarışması, ikincisi ise ülkenin 4 veya 5 milletvekili çıkarak
145 150 seçim bölgesine ayrılması. Hemen belirtelim ki, 550 seçim bölgeli
sistemde baraj söz konusu olmayacaktır. Ama bir bölgede seçime giren 6 partiden
hangisi en fazla oyu almışsa o parti milletvekili çıkaracaktır. Yani bölgesel
çoğunluk sistemi söz konusu olacaktır. Bunun sonucu olarak bir bölgede bir
parti yüzde 50 ya da yüzde 21 oy ile de milletvekili çıkarabilecektir. Bunun
sonucu olarak bölgelerde seçmenin büyük çoğunluğunun oyları boşa gitmiş
olacaktır. Bunun yanında 4 veya 5 milletvekili çıkaracak şekilde seçim
çevresine ayrılması da uygulamada ciddi oranda seçmen oyu Meclis te karşılığını
bulmayacaktır. Kısacası, belli bir oranın üzerinde oya sahip birkaç parti
varlık gösterecek, diğerlerinin yeşermesinin önü kesilmiş olacaktır. Kaldı ki,
benzer bir uygulama geçmişte Özal döneminde yaşanmış ve iki seçimde
uygulanmıştı. O zaman mahzurları görüldüğü için değiştirilmişti.
Bu bakımdan seçim sistemleri ile sıkça oynamak yerine
hedefimizin doğru belirlenmesi gerekiyor. Eğer hedef tek partinin Meclis te
mutlak çoğunluğunu sağlamak ise getirilmesi düşünülen değişiklik konusunda bir
takım zorlama gerekçeler icat etmenin anlamı yoktur. Söz gelimi dar bölge
sisteminde lider sultasının ortadan kalkacağı iddiası gerçekçi değildir. Eğer
şimdiye kadar olduğu gibi adayların belirlenmesinde liderlerin tek seçiciliği
devam edecekse dar bölge ya da şimdiki sistemin uygulanması önemli değildir.
Çünkü tek adayı da lider belirlemeye devam edecektir. Liderlerin
milletvekilleri üzerinde ağırlıklarını yitirmek istemeyecekleri düşünülecek
olursa ne yapılırsa yapılsın lider sultası devam edecektir. Bunu önlemenin yolu
ön seçimden geçer. Gerçi geçmişte önseçim uygulamasının da bir takım
sakıncaları görülmüştü. Her ne ise gerçekten mülkün temelinin adalet olduğuna
inanılıyorsa öncelikli olarak temsilde adaletin sağlanması esas olmalıdır.
Ortaya çıkması muhtemel tablonun istikrarsızlığa yol açmasını önleyecek
tedbirlerin alınması gerekir. Bunun yolu da bellidir. Partilerin kimliklerini
koruyarak, yayınlayacakları ortak seçim bildirgesi ile seçimlerde ortak hareket
edebilmesi sağlanmalıdır. Yoksa hangi sistemi getirirseniz getirin çok geçmeden
yeni arayışlar gündeme gelecektir.