Makbul Tevbenin Şartları ? 2

Abone Ol

ALLAH Teâlâ nın, daha önce bilerek veya bilmeyerek bazı

kötülükler işledikleri halde, sonradan tevbe edip inanç ve yaşayışlarını

düzel¬tenlere merhamet edeceğini bu şekilde kesin bir ifadeyle vaad etmesi,

O nun iyi kulları için eşsiz bir lütuf ve keremidir. Ayrıca burada, ilâhî

rahmete mazhar ola¬bilmek için yalnızca tevbe edip hakka ve hayra yönelmenin

şart koşulduğu, dola¬yısıyla insanların makam, servet, cinsiyet veya milliyet

gibi durumlarına bakılmayacağı, böylece İslâm ın, kelimenin en doğru anlamıyla

adaletçi ve eşitlikçi bir din olduğuna işaret edildiği görülmektedir. Tevbe,

sadece belli günahları işleyenlerin başvuracağı bir af kapısı değil, herkesin

yapması gereken bir ibadettir. Çünkü tevbe, ruhumuzu arındırmanın en güzel

yollarından biri ve yeniden dirilişin bir vasıtasıdır. Kur an-ı Kerîm, ameli ne

olursa olsun istisna koymaksızın herkesi tevbeye davet etmekte ve şöyle

buyurmaktadır: . Ey Mü minler! Hep birden, bütün günahlarınızdan ALLAH

Teâlâ ya tevbe ediniz ki, felaha, kurtuluşa eresiniz.   Âyet-i kerîme, bütün mü minlerin tevbe

etmesini emretmekte, günahlardan kurtulma yolunun tevbe olduğunu belirtmekte,

tevbesi kabul edilen kimsenin kurtuluşa erdiğini haber vermekte, dolayısıyla

kusursuz kul olmayacağını bildirmektedir. Demek oluyor ki, sağlıklı bir

toplumun önemli şartlarından biri, günahlarından kurtulmayı arzu eden ve bu

maksatla ALLAH Teâlâ ya yönelen fertlerden meydana gelmesidir. Çünkü tevbe eden

kimse, yaptığı hatayı Allah Teâlâ ya itiraf etmekte, o günahı bir daha

yapmayacağına dair söz vermekte, O nun merhametine sığınarak affını dilemekte

ve böylece Cenâb-ı Hakk ın yegâne bağışlayıcı olduğunu kabul

etmektedir. Rabbinizden sizi bağışlamasını isteyiniz; sonra ona tevbe ediniz...

Günahları bağışlayacak olan ALLAH Teâlâ dır. Kul bunu böyle bilerek Yüce

Mevlâ sına el açıp affını dileyecek ve yaptığı günahlardan dolayı pişmanlık

duyduğunu O na itiraf edecektir. Bağışlanmanın tek yolu budur.Ruhi olgunluğun

doruğuna yükselmiş peygamberlerle beşer arasında bu bakımdan fark yoktur. Egar

el-Müzenî (R.A.)den rivayete göre Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz: Gerçek şu

ki, bazen kalbime gaflet çöküyor. Ama ben, ALLAH Teâlâ ya günde yüz defa

istiğfar ederim.   buyururken bu gerçeğe

işaret etmektedir.Hadîs-i şerîflerde Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin Cenâb-ı

Hakk a her gün tevbe ve istiğfâr ettiğini görmekteyiz. Hadîs-i şerîflerde

Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin yaptığı tevbe ve istiğfârın miktarı da

belirtilmekte, bunun yetmişten daha fazla olduğu, hatta yüzü bulduğu

görülmektedir.Hadîs-i şerîfte geçen çoğu zaman yetmiş veya yüz rakamı: Çokluğu,

fazlalığı anlatmak için kesretten kinâye olarak kullanılır.Bu durum karşısında

bizim şöyle düşünmemiz gerekmektedir: Benim sevgili peygamberim, hiç günahı

olmadığı halde hergün bu kadar tevbe ederse, günahlara boğulmuş olan ben,

binlerce defa tevbe ve istiğfâr etmeliyim. Hiç olmazsa Hz.Peygamber (S.A.V.)

Efendimizin bu sünnetine uyarak hergün yüz defa tevbe ve istiğfâr etmeye

çalışmalıyım.Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, neden dolayı tevbe ettiğini de

açıklamaktadır. İfade buyurduğuna göre yemek, içmek, uyumak, eşleriyle bir

arada olmak gibi dünyevî bazı ihtiyaçlar sebebiyle Cenâb-ı Mevlâ ile gönül

irtibatının azaldığı olur. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin tasvir buyurduğu

üzere bu hal, devamlı irtibat halinde bulunduğu Mevlâsı ile kendisi arasına bir

tür bulut veya perde gibi girmekte, kısa süreli de olsa, böyle bir irtibat

kopukluğundan dolayı Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz hemen Cenâb-ı Hakk a yönelmekte,

kalbini kaplayan bir nevi gaflet halinden uzaklaşmak için istiğfâra

tutunmaktadır. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin anlattığı bu hal bir günah

mıdır Hayır, elbette günah değildir. Fakat O nun ALLAH Teâlâ ile hemen hemen

hiç eksilmeyen kuvvetli bir gönül alâkası vardır. Sözünü ettiğimiz dünyevî

ihtiyaçlar ise bu alâkayı bir ölçüde zayıflatmaktadır. Biz farkında olmasak

bile, Cenâb-ı Hak ile her an beraber olan hassas bir kalp için bu nevi irtibat

azlığı hissedilir bir kopukluk meydana getirmektedir. Çünkü o kalp, ilâhî

vahyin ışığıyla parıldadığı için, hiçbir beşerin kalbiyle mukayese edilemeyecek

derecede aydınlık ve saftır.

İşte Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, aydınlık gönlündeki

ilâhî nûrun bir nevi perdelenmesi halini kendisi için kusur saydığından, hemen

Rabbine yönelip istiğfâr etmekte ve O nun affını dilemektedir. Demek oluyor ki,

peygamberler diğer insanlar gibi değildir. Onların dili ve gönlü her an Cenâb-ı

Hakk ı zikretmekle meşguldür. Bu zikrin ve devamlı irtibatın herhangi bir

sebeple sekteye uğramasını onlar bir tür kusur saymaktadır.

1Nûr Sûresi:31

 2Hûd sûresi:52

 3Müslim, Zikr:41,

No:2702, 4/2075