Makamına kandım layıksın sandım!

Abone Ol

Yönetmek insanın geçmişten beri ilgisini çeken bir kavram! Topluluk halinde yaşamaya alışan insanlar yönetilmeden hayat sürebilseler de bu oldukça zor olduğundan her zaman bir yönetici etrafında kümelenmişlerdir. Yöneticinin adı kimi zaman kral, kimi zaman kağan, kimi zaman reis, kimi zaman padişah… Olmuş.

Yöneticilik ya da başka bir ifade ile idarecilik zaman içerisinde gelişmiş ve her alana yayılmıştır. Ufak bir kuruluştan imparatorluğa değin küçük büyük her organizasyon idare edilmek zorunda kalmıştır. Bu durum da kendiliğinden hâsıl olan bir kavram doğurmuştur. Makam denilmiş idarecinin koltuğunun adına. Ve makamla birlikte idareciliğin de seyri değişmiştir.

İnsan zamanla makamı pek sevmiş, hatta onsuz yapamaz hale gelmiştir. Zira makam yani bir yerde pek çok insanın amiri, yöneticisi, idarecisi… Konumunda olmak insanın tutkusu haline gelivermiştir. Gece rüyalarını süslemiştir kiminin ya da elde edebilmek için her yolun denendiği bir hayal olmuştur. Bir makama gelmek için onurunu ayaklar altına alan da olmuştur bir makam uğruna tüm inandığı değerlerden vazgeçen de. Tabi makam teklifine rağmen duruşundan ödün vermeyenler de oldu istisnai olarak.

Makam ya da yöneticilik; liyakat, adalet, tecrübe, gayret, bilgi, anlayış, hoşgörü… Gibi pek çok hasletin bir arada olmasını gerektirir. Bunlardan bence en önemlisi liyakattir. Bir göreve ancak layık olan, o işi en güzel şekilde yapacak olan getirilmeli ve idareci yapılmalıdır. Yani tayin olduğu koltuğa oturduğunda o koltuğu dolduran ve gittiğinde yeri doldurulamayacak olan adam getirilmelidir makamlara. Bu işin doğasında olan bir durum aslında! Görevi gerektiği şekilde yapamayacak olanlar hem kendilerini hem de o işle ilgili bir kurumu ya da bir devleti batırabilirler.

Günümüzde liyakate pek önem verilmemeye başlandı. Bakıyorsunuz adam işin ehli değil, görevinin ne olduğu hususunda bilgisi yok, astlarına karşı adaletsiz, üstlerine karşı emir kulu, işlerinde ise zalimane bir tutum içerisinde. En çok rastlanın durum eş dost ya da siyaset hatırına bir makama getirilen insanlar. Bunlar oturdukları koltuğa hükmedeceklerine koltuk onlara hükmetmektedir. Makamıyla toplumda kendine yer edinenler yarın o makam altlarından çekilip alındığında sudan çıkmış balığa dönmekteler. Emrindeki insanlara tepeden bakan, küçük dağların efendisi, konuştuğunda her şeyi kendisinin bildiğini zanneden, işi bilenler karşısında ise dut yemiş bülbüle dönen, amirlerini gördüğünde süklüm püklüm olan… Tiplerdir bu tür idareciler. Bir şekilde getirildiği koltuğu kaybetmemek uğruna nice canları yakan, olmadık işlere kalkışan insanlar. Emri altındaki insanlara davranışı kişinin aynı zamanda tıynetini de ortaya koyar. Tıpkı şu hikâyede anlatıldığı gibi:

“Bir padişah Hızır’ı görmek ister. Bir gün bunun için tellallar çıkarır: “Kim bana Hızır’ı gösterirse onu armağanlara boğacağım” diye. Fazla çocuğu olan fakir bir adam bu işe talip olmayı düşünür. Padişaha gidip Hızır’ı bulacağını söyler. Bunun için kırk gün izin ister. Hızır’ı bulmak için koşuşturacağı kırk gün zarfında ailesinin geçimi için sarayın ambarından yeterli miktarda yiyecek, içecek ve para alır. Bunları evine teslim edip kırk gün ortadan kaybolur. Kırk günün bitiminde padişahın huzuruna çıkıp her şeyi itiraf eder: ‘Benim aslında Hızır’ı falan bulacağım yoktur. Ailece sıkıntı çekiyorduk Hızır’ı bulacağım diye sizden dünyalık almak istedim” der. Padişah buna çok kızar: “Padişahı kandırmanın cezasını hayatınla ödeyeceğini hiç düşünmedin mi?” diye bağırır. Adam da her şeyi göze aldığını söyler. Bunun üzerine padişah yanında bulunan üç veziriyle görüş alış verişinde bulunur. Birinci vezire sorar:

- Padişahı kandıran bu adama ne ceza verelim?

- Efendimiz, bu adamın boğazını keselim, etini parçalayıp çengellere asalım

Bu sırada peyda olan, nurani, aksakallı bir ihtiyar vezirin sözleri üzerine söyle der: “Külli şeyin yerciu ila aslihi”

Padişah ikinci vezirine sorar:

- Bu adama ne ceza verelim?

- Hükümdarım bu adamın derisini yüzüp içine saman dolduralım

Biraz önce ansızın ortaya çıkan ihtiyar yine “Külli şeyin yerciu ila aslihi” der.

Padişah üçüncü vezire sorar:

- Ey vezirim sen ne dersin, beni kandıran bu adama ne ceza verelim?

- Padişahım bana göre, bu adamı affedin. Size yakışan, sizden beklenen budur. Bu adam önemli bir suç isledi ama sanıldığı kadar da kötü biri değil. Çünkü çoluk çocuğunun rahatı için kendini feda edebilecek kadar da iyi yürekli.

Nurani ihtiyar yine söze karışır: “Külli şeyin yerciu ila aslihi”

Bu defa padişah o yaşlı zata yönelir:

- Sen kimsin? İkide bir tekrarladığın o laf ne demektir?

İhtiyar cevap verir:

- Senin birinci vezirinin babası kasaptı. Onun için kesmekten, etini çengellere asmaktan bahsetti. Yani aslını gösterdi. İkinci vezirin babası yorgancı idi. Yorgan yastık, yatak yüzlerine yün, pamuk vb. doldururdu. O da babasına çekti.

Üçüncü vezirin ise babası da vezirdi. O da soyuna çekti, büyüklüğünü gösterdi. Benim söylediğim söz “Her şey aslına çeker/döner” demektir. Vezir istersen (üçüncü veziri göstererek) işte vezir, Hızır istersen (kendini göstererek) işte Hızır, bu adamı mahcup etmemek için sana göründüm der ve kaybolur…”

Selam ve dua ile…

Minik bir tebessüm

Hiç kimseyim

Nasreddin Hoca’ya sormuşlar: “Kimsin?” “Hiç” demiş Hoca, “hiç kimseyim.”

Dudak bükülüp önemsenmediğini görünce, sormuş Hoca: “Sen kimsin?”

“Mutasarrıf”ım demiş adam kabara kabara.

“Sonra ne olacaksın?” diye sormuş Nasreddin Hoca.

“Herhalde vali olurum” diye cevaplamış adam...

“Daha sonra?..” diye üstelemiş Hoca.

“Vezir” demiş adam.

“Daha daha sonra ne olacaksın?”

“Bir ihtimal sadrazam olabilirim.”

“Peki, ondan sonra?”

Artık makam kalmadığı için adam boynunu büküp “Hiiiç.” Demiş.

“Daha niye kabarıyorsun be adam, demiş Hoca. Ben şimdiden, senin yıllar sonra gelebileceğin makamdayım”

İlgilisine notlar:

“İnsanın en büyüğü, en yüksek mevkide iken tevazu gösteren, kudret sahibi iken affeden ve kuvveti olduğu vakit adaletle hareket edendir.” Abdulmelik bin Mervan

“Yüksek zatın yüksekliği alçaldığı, alçağın alçaklığı ise yükseldiği zaman artar.”  İ. Hakkı Bıçakçızade

“Layık olmadan devletin makamlarına atananlar, astlarını ısırır, üstlerine kuyruk sallarlar.” İmam-ı Gazali