İslâm’ın temel şartlarından biri: “Ramazan orucu”

“Oruç” kelimesi Farsça “ruze” kelimesinden Türkçeleştirilmiştir. Bu şekliyle dilimizde yaygın kullanılır hale gelmiştir. Kelimenin, Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde geçen orijinal ismi “savm (siyâm)”dır. Kur’an-ı Kerim’de “savm veya siyâm” şeklinde on üç yerde geçen bu kelimenin sözlük anlamı “herhangi bir şeyden çekinmek/kaçınmak, onu yapmamak, terk etmek” demektir.

Istılah/terim olarak ise fecr-i sadıktan güneş batıncaya kadar niyet ederek, yeme, içme ve cinsi münasebette bulunmayı terk etmektir. Yani tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadar Allah-u Teâlâ’nın rızasını kazanmak ve ibadet etmek maksadıyla belirli alışkanlıklarımızı terk etmektir.

İmam Serahsi, el-Mebsût’ta “belirli kimselerin belirli zamanda belirli fiillerden belirli bir amaç için uzak durması” şeklinde tarif etmektedir.

Oruç/savm ibadeti, bizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi bize de farz kılınmıştır. Bu yönüyle temel ibadetlerdendir. Kur’an-ı Kerim’de, “Ey iman edenler! Sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki (günahlardan) korunursunuz” (Bakara, 183) buyrulmaktadır.

Kur’an-ı Kerim’de Bakara Sûresi’nin 183’üncü ayetiyle 187’nci ayetlerinde bu temel ibadet hakkında bir Müslüman’ın bilmesi gereken temel bilgiler verilmekte ve şöyle buyrulmaktadır:

“Ey iman edenler! Sizden öncekilere oruç farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Umulur ki (günahlardan) korunursunuz.

(O) Sayılı günler(dir)! Sizden her kim hasta olur veya seferde bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun! Oruç tutmaya gücü yetmeyenlerin bir yoksul doyuracak kadar fidye vermeleri lâzım gelir. Kim gönlünden koparak (fidyeyi daha çok vermek gibi) bir hayır işlerse o, kendisi için daha hayırlı olur. Ama bilseniz, oruç tutmanız sizin için en hayırlıdır.

(O sayılı günler) Ramazan ayıdır ki, Kur’an insanlara bir hidayet ve hakka ulaştıran, hakla bâtılı ayıran açık ayetler halinde bu ayda indirildi. İmdi sizden kim bu aya erişirse onun orucunu tutsun. Kim hasta olur veya seferde bulunursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (kaza etsin!). Allah size kolaylık diler; güçlük istemez (Onun için hastalık ve sefer hallerinde orucu terk etmenizi mubah kılmıştır). Bu kolaylığı, sayıyı tamamlamanız ve size yol gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanımanız için meşru kılmıştır. Umulur ki, şükredersiniz.

(Ya Muhammedi) eğer kullarım Sana Beni sorarlarsa, (söyle) şüphesiz (bilsinler ki) Ben yakınım. Dua edenin duasını kabul ederim. O halde onlar da Benim davetime uysunlar ve Bana hakkıyla inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olsunlar.

Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helâl kılındı. Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbise (gibi)siniz. Allah, nefislerinize emniyet edemeyeceğinizi bildiği için müracaatınızı kabul buyurdu ve sizi affetti. Şimdi onlarla cinsî münasebette bulunun ve Allah’ın sizin için takdir buyurduğunu isteyin. Hem sizce ta sabahın beyaz ipliği siyah iplikten seçilinceye kadar (Yani gecenin siyah ipliğe benzeyen karanlığı gidip sabahın beyaz ipliğe benzeyen aydınlığı seçilinceye kadar) yiyip içmeye devam edin. Sonra orucu geceye dek tamamlayın. Ama siz, mescitlerde itikâf halindeyken onlarla cinsî münasebette bulunmayın. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır, onlara yaklaşmayın. İşte Allah, ayetlerini insanlara böyle açıklar ki, sakınıp korunsunlar” (Bakara, 183-187).

Mezkûr ayet-i kerimelerde, orucun bizden önceki ümmetlere de farz kılındığı, bu ibadetin Ramazan ayına mahsus olduğu, hasta ve seferi olma halinde tutmamaya ruhsat olduğu, tutamadığı günlerin daha sonra sağlığa kavuştuğu ve seferin bittiği andan itibaren tutulması (kaza) gerektiği, eğer sağlığa kavuşmak mümkün değilse yani sürekli hastalık hali devam ederse tutamadığı günler için fakirlere fidye verilmesi gerektiği anlatılmaktadır.

Mezkûr ayet-i kerimelerde oruç ibadetinin başlangıç ve bitiş sınırları, ibadete başlandıktan sonra nelere dikkat edilmesi gerektiği hakkında da temel bilgiler verilmiştir. Yine ibadetin bitiminde yani yasakların kalkmasından sonra belirli zaman aralıklarında yasak edilen helallerin tekrar yapılabileceğinden bahsedilmektedir. Yani bu temel ibadetimiz hakkında tafsilatlı bilgiler verilmektedir.

Bu mübarek ayın önemine dikkat çekmek için başucu kitabımız, hayatın başlangıcından ölümümüze kadar hayatımızı yönlendiren, fertten aileye, toplumdan devlete kadar bütün alanlarda yol göstericimiz, anayasa kitabımız Kur’an-ı Kerim’in bu ayda indirildiği vurgulanmaktadır. Bu ayda dualara icabet edileceği, kulun ihtiyaçlarının karşılanacağı anlatılmaktadır. Bu aya mahsus bir başka incelik de “zorluk değil kolaylığın” ikram edildiğidir. “Allah size kolaylık diler; güçlük istemez” ayeti, hasta ve sefer halinde oruç tutmayı erteleme, hastalığın devam etmesi halinde ise fidye vererek ödeme kolaylığına işaret etmektedir.

Kur’an-ı Kerim’deki, “Allah size kolaylık diler; güçlük istemez” (Bakara, 185) ayeti, “Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmeyeceği şeyleri yükleme” (Bakara, 286) duamıza ve aynı ayette geçen “Allah, hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez” ifadelerine de muvafıktır.

Kur’an-ı Kerim’in farklı yerlerinde geçen bu ifadeler, aslında Yüce Kitabımızın İlahî kaynaklı olduğunu, mantık örgüsünün mükemmelliği ve ayetler arasında uyumu da göstermektedir. Bir ayette “Allah, hiç kimseye gücünün yeteceğinden başka yük yüklemez” deniyorsa muhakkak bunun karşılığı bir ayet vardır. İşte, “Allah size kolaylık diler, güçlük dilemez” ayetiyle bu, hem ifade olarak teyit edilmiş hem de uygulamaya konulmuştur. Bu da Kur’an-ı Kerim’in mükemmelliğidir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Siyami Akyel - Mesaj Gönder



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?