Kendi Gözünde Görünür Olmak

Görünme duygusu var olma mücadelesinin bir parçasıdır artık. Dün -dün dedimse bugüne çok uzak dünü kastediyorum- insanlar bu kadar görünür değildi. Küçük çevrelerinde bilinir olmak onlara yetip artmaktaydı. Kitle iletişim aygıtları bilmemizin gerekmediği şeyleri merak dünyamıza soktuğu gibi görmemizin hiç icap etmediği yüzleri de görünür kıldı. Ne kadar çok kişiyi görüntü alanımızın içerisine alırsak o kadar kişiyi de ihmal etmemiz vazgeçilmezdir. İlk başta da kendimiz elbette.

Edebiyat, eserin sahibini dolaylı biçimde bilinir kılsa da asıl işlevi eserin kendisini ve içeriğini insanlara ulaştırmaktır. Eser bilindikçe dolaylı anlamda müessir de merak edilecektir. Bu okuyucunun özel gayretine bağlı olarak gelişen bir şey olsa da günümüzde kitabın tanıtılıp pazarlanması yazarın tanıtılıp pazarlanması anlamına gelmektedir. Yazarın fotoğrafıyla birlikte yazdığı eser de kalabalıkların dikkatine sunulur. PİAR çalışmaları yapılır.

Görünmek sadece satışı artırmaya yönelik bir şey değildir günümüzde. Ondan daha da önemlisi yazarın belleklerde iz bırakıp yer etmesidir. Bunu başaran yazar yayıla yayıla görünürlüğün ve bilinirliğin keyfini çıkarır. Çünkü o saatten sonra artık daha iyi ve daha nitelikli ürünler ortaya koyma zorunluluğu kalmamıştır. Zira ne dese ne söylese ve ne yazsa okuyucu kabul etmeye hazır bir psikolojiye odaklanmıştır. Görünmeyen yazar gözden ırak olduğu için gönülden de ıraktır. Ekranlarda, kürsülerde, salonlarda ve meydanlarda olmayanın zihinlerde ve gönüllerde de öyle kaplayacağı pek bir yer yoktur. Bu yüzden bir edebiyat dergisinde şiiri arka sayfalarda yayımlanan bir şair bu duruma fena halde içerlemektedir. Herkesten evvel görünme hakkını elinde bulundurmak diye bir şey var yazın dünyasında.
Dün (yakın dün) görünmemek bir gizemlilik olarak görülüyordu. Yani görülmemenin de bir görüntüsü vardı. Üstelik kendine özgü kalıcı bir görüntüydü bu. Yüzünü hiç cam arkasından görmediğimiz, hiç ruberu bir araya gelmediğimiz yazarların bizim dünyamızdaki yeri daha bir ölümsüz olurdu. Dikkatimizi yazdıklarına verirdik. Şimdilerde bir yazarın onu tanıyanlar katında en son akla gelen tarafı eserleri oluyor. Cilalı imaj devri deyip geçebiliriz. Lakin cila bir insanı ne kadar ayakta tutabilir ki? Cilası dökülen kişi yaşadığı ve yaşayamayacağı zamanlara da yenik düşer. Cilanın dökülmesi ile hafızanın unutması aynı şey değil elbette. Yazara yönelen hafıza onu bir süre sonra unutabilir. Bu durum hafızanın zaafıdır, yazarın marifetine halel getirmez. Cila ile ayakta kalmaya çalışan yazar için durum değişir. İmaj söner, yazar trajik anlamda ölmüş olur. İmajlar ve reklâmların bir yazara katkısı kısa vadeli yapay teneffüs gibidir.

İçinde yaşadığımız çağda görüntü kendine eğreti bir medeniyet tesis etmiştir. “Gözümle gördüm” adında bir canlı kanıt var artık. Göz görmüşse başka kanıt ya da kaynak aramaya gerek yok şeklinde bir gerçeklik oluşturulmaya çalışılıyor. Hâlbuki gözün gördüğünü göze anlatıp kavratacak gözden daha etkin ve sahih bir şahit gerekmektedir. İki kişinin gördüğü şeyin aynı şey olduğunu anlayabilmek için her zaman bir sağlama yapacak kaynağa ihtiyaç vardır. Görmediklerimiz üzerine niye konuşmuyoruz? Belki de görmediklerimizi görseydik, gördüklerimize karşı fikrimiz de değişebilecekti. Gördüklerimizin çoğunu görmeseydik daha saf ve duru bir dünyamızın olmayacağını kim söyleyebilir?

Mevlana’nın, “Kulak eğer gerçeği anlarsa gözdür” sözünü nereye yaslamamız lazım? Aslında “görmek” idrake hizmet eden bütün duyu organlarının müşterek yeteneğidir. Gördüğünün ötesinde göremediğinin var olduğunu diğer duyu organlarının yardımıyla görebilirsin. Koklayarak, dokunarak, tadarak, işiterek görmek. Bu anlamda körün gözlerinin parmak uçlarında olduğunu söylememiz abes olmaz. Hatta akleden kafa ve kalbi de bütüncül anlamda görme organı olarak görmek mümkündür.

İnsanın bilinçli bir görünme unsuru olmaktan çıkıp görüntüye dönüşmesi ne hazindir. Uzaktan bakan, bir dağ bir ağaç kütlesi görür, ağaçları teker teker görmeye erişemez. Sesin gürültüye dönüşmesi ne ise görmenin görüntüye dönüşmesi de odur. Boşuna söylememişler “görüntüye aldanma” diye. Zira görüntü her zaman başkasına ait elbiseyi eğnine giyip kendini başkalarıyla kamufle etmeye çalışır. Hâlbuki kendini kendisiyle kamufle etmeli insan. Bunun adı varsın mahcubiyet olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder

# bakan

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

01

Yaşar Akgül - Eyvallah kardeşim..diline sağlık..dualarımla..

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 13 Nisan 22:55


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?