Reklamı Kapat

Ülfet Etmeyenle Ülfet Olunmuyor

Bismillahirrahmanirrahim
Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimize, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

Hak davanın derdini taşıyanlardan olmak gerekir. İslamsız saadet olmayacağına inanmak imanımızdır. Son görevin Müslüman olarak ölmek olduğunu bilmek gerekir. İnandığımız gibi yaşamak, bütün insanlık saadet bulsun diye cihat etmek bizim tek arzumuzdur. Cihat ihtilaf halinde değil ittifak halinde yapılır. İttifak etmenin alameti ise ülfet etmektir. Ülfet; konuşmak, dostluk, arkadaşlık, cana yakın olmak, münasip kimselerle güzel bir şekilde görüşüp konuşmak, anlaşabilmektir. İnsanlar toplum içinde yaşadıkları için birbiriyle tanışıp görüşmeye, iyi geçinmeye mecburdurlar. Allah bizi, birbirimizle görüşüp tanışmak için yaratmıştır. Şu halde, geçerli meşru bir sebep olmadan müminlerin toplumdan kopuk yaşamak istemeleri doğru değildir. Ümmet içinde, onlarla birlikte hareket etmeleri, inancın ve ahlâkın gereğidir.

Peygamberimiz insanlardan kaçmamış, tam aksine onların içine girmiş, beraber yaşamış ve kendileri ile en güzel şekilde münasebetler kurmuştur. Allah; müminlerin kalplerini birleştirmiş, onların gönlüne dostluk ve ülfet doldurmuştur. Bunun devam ettirilmesi Müslümanların görevidir. Peygamberimiz; “Mümin ülfet eden ve kendisi ile ülfet edilendir. Ülfet etmeyen ve kendisi ile ülfet edilmeyen kimsede hayır yoktur. İnsanların en hayırlısı insanlara yararlı olandır” buyurmuştur. Birbirlerini Allah için sevmeyenlerin aralarında ülfet etmesi mümkün değildir. Çünkü sevgiden yoksun gönüller başkaları ile konuşup görüşmek, dostluk kurmak istemezler. Aslında ülfet; Allah’ın kullarına ihsan ettiği büyük bir nimettir. Bu nimetin kadri bilinmeli, hakkı verilmelidir. Ülfet insanları birbirine yaklaştırır, düşmanlıkları yok eder, dostlukların doğmasına vesile olur, düzenli işleyen bir cemiyet hayatının doğmasını mümkün kılar. Enfal 62, 63: “Seni aldatmak isterlerse, bil ki şüphesiz Allah sana kâfidir. Seni ve inananları yardımıyla destekleyen, kalplerini uzlaştıran O’dur. Eğer yeryüzünde olan her şeyi harcasan bile, sen onların kalplerini uzlaştıramazdın, ama Allah onları uzlaştırdı. Doğrusu O, güçlüdür, hakîmdir.” Anılan bu ayet ve hadislerden ülfetin, hem Allah’ın, şükrü eda edilmesi gereken bir nimeti, hem de iyi ve faydalı insan olmanın bir şartı olduğu anlaşılmalıdır.

BU DÜŞMANLIK NİYE

İslam’da, üstünlük takva iledir. Allah, müminleri birbirlerine kardeş kılmıştır. Müminler hayırda ve takvada birbirleriyle yarışırlar. Kur’an; Allah’a, Resule ve müminlere düşmanlık edenleri veli edinmeyi yasaklıyor. Düşmanlık edenleri veli edinmek müminleri ahmaklığa sürükler.

Düşmanca münasebetlerin ve savaşların sürdüğü bir dönemde dahi Müslümanların saldırgan olmamasını isteyen Kur’an, anlaşmazlıkların düşmanlığa dönüşmesinin Müslümanlarca başlatılmasını asla istemez. İnsanlara güzel söz söylemeyi prensip olarak belirleyen Kur’an, insanlardan yüz çevirmeyi hoş görmez. İyilikle kötülük bir değildir. Kötülüğü daha güzeliyle savuşturmak gerekir. O zaman düşmanlık bulunan kimse sıcak bir dost oluverir. Buna ancak sabredenler kavuşabilir. Bu ayetlere iman eden ve onu hayatında yaşayan insanlara, hiçbir fitneye bulaşmadığı halde, birtakım insanların fitneci ve hain demesi, hakkı değiştirecek değildir. Ölçü bellidir. Peygamberimiz; “Kızdığın kimseye ölçülü kız, gün gelir o senin dostun olur” buyurmuştur. Kur’an ahlâkıyla ahlâklanan herkes ölçülü olur. Düşmanlık; adı bile barış ve esenlik anlamına gelen İslam’dan değil, bu yoldan ayrılmaktan kaynaklanır. Kardeşler arası yakınlık veya uzaklık duygu ve davranışları değiştirebilir, ama kardeş olduğumuz gerçeğini değiştirmez. Düşmana bile mert davranmayı, kâfirlerin kötülüğüne karşı bile sabırlı ve iyi davranmayı öğütleyen bir dinin temsilcileri, kendi aralarında daha şefkatli ve merhametli davranması gerekir. Sorunsuz bir dünya olmadığına göre, sorun çıktığında nasıl davranacağını bilen insanlar, en iyi kardeşliği gerçekleştirecek insanlardır. Üçüncü şahısların yangına körükle gitme yerine ıslah ümidiyle yaklaşması ve arabuluculuk girişimi de diğer önemli bir görevdir. Müslüman İslam’ı yaşarsa güzel olur.

KÖTÜLÜK

İnsanın kardeşiyle alay etmesi, kusurunu araştırması, kötü lakapla çağırması yoldan çıkmak ve zulümdür. Zan, ayıpları araştırma, arkadan çekiştirme gibi davranışlar, insanın ölü kardeşinin etini yemesi kadar çirkin huylardır. Kötülüklerin insanlara hiçbir faydası yoktur. Kötülüklerle mücadele etmesi gerekenler, kötülüklerin esiri olurlarsa kaybederler. Kötülükleri etkisiz kılacak olan da iyiliklerdir. Birbirlerine karşı sevgi, şefkat ve acımalarında müminler bir tek bir vücut gibidirler. Müminler, bir binanın taşları gibi birbirini tutmalıdırlar. Onlar birbirlerine haset etmezler, birbirinin satışına engel olmazlar, kızmazlar, sırt çevirmezler, onlar Allah için kardeş olanlardır. Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, ona zulmetmez, onu rüsvay etmez, ona hakaret etmez. Hiçbir kötülüğü olmasa dahi kişinin, Müslüman kardeşine hakaret etmesi kendisine kötülük olarak yeter.

ALLAH’IN İPİNE TUTUNMAK

Allah müminlerden Allah’ın ipine, Kur’an’a, sünnete ve İslam’a tutunmalarını istiyor.
Müminler, Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük etmezler. Çünkü Allah onların, düşmanlar iken kalplerini uzlaştırdı ve kardeşler haline getirdi. Müminlere ayrıca tefrikadan kaçınmaları da emredilmiştir. Gerçekten Allah’ın ipi olan Kur’an’a sarılanlar birleşirler. Allah’ın ipi, insanları sapıklıktan kurtarmak için indirilen hak kitaptır. Allah’ın ipi durumundaki o kitaba sarılıp onun prensiplerini gönülden uygulayanlar, sapıklıktan çıkarak düşmanlık ateşinde yanıp mahvolmaktan kurtulabilirler. İnsanlar bu genel prensipler içinde kaldıkça dost olurlar. Aralarında bazı düşünce ayrılıklarının olması; birbirlerini sevmelerine, anlayışlı davranmalarına engel olmaz. Müminler; düşmanlarına karşı cesur, şiddetli; birbirlerine karşı şefkatli, birbirlerini seven şuurlu bir ümmet olmak zorundadırlar. Allah böyle bir topluluğa hidayet eder. Bugün Milli Görüş, böyle bir topluluk olmanın adıdır. Bunun için Milli Görüş; insanların dünya ve ahiret saadetini temin etmek için, materyalizmi değil maneviyatçılığı, nefse esir olmayı değil nefis terbiyesini, kaba kuvveti değil hakkı üstün tutarak hidayet, feraset ve dirayet sahibi insanlar olmayı hedefler. Selam hidayete tabi olanlara…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İsmail Hakkı Akkiraz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?