Reklamı Kapat

Hem Okudum Hem Yazdım

Yazmak okumaya âşıktır. Okuduğu kitaplar insana ekili alanların bereketini sunar. Her sayfa ekili bir arazi gibidir. Bu manzarayı seyretmenin güzelliği kadar mahsul devşirmenin mutluluğu da vardır. Fakat bunlardan da önemli bir şey vardır ki o da mahsulün ekicisi olmaktır. Ekmek, insana kendi hâsılasını görüp mahsulünü toplama avantajı sağlar. Kitabın sayfaları toprağın ekili alanları ise bu mahsulden herkes istifade edecektir.

Durup dururken niye yazar insan? Zihnin boşluk kabul etmemesi ile ilgili bir durumdur bu. Zira zihin bir mecra üzere akmak ister. Bir tankerin sürekli dolması mümkün değildir. Dolma sınırı kapasitesi ve hacmi kadardır. Dolmanın bir adım ötesi taşmaktır. Okumanın insandan taşan tarafı da yazmaktır. Okuduklarınızın hepsini hayata katamazsınız. Siz isteseniz bile hayat buna müsaade etmez. Okuduklarınızdan artan kısımları başkalarının dikkat ve rikkatine sunmak suretiyle okunaklı kılarsınız.
Tabiatı baştan sona bir kitap kabul edersek, insanın ilk eyleminin okumak olduğunu anlamakta zorlanmayız. İnsanın bakışı dışarıya dönüktür. Kulak ve göz verici değil alıcıdır. İşitsel ve görsel malzeme ve unsurlar yeryüzünde insanın temel müfredatını oluşturur. İnsan her okuduğu şeyde insanlığa dair yazılacak bir şeyler bulur. Kendinden başkalarına varırken başkalarından da kendine ulaşır. Nasıl insan biraz bir başkası ise bir başkası da biraz kendisidir. Fransız yazar Marguerite Duras’ın deyişiyle “insan içinde bir yabancı barındırır; yazmak işte o yabancıya ulaşmaktır”. (Yazmak, Marguerite Duras, s. 47)
Yazmak bir söyleme biçimidir. Onu diğer söyleme ve deme biçimlerinden ayıran şey zamanın kayıtlarına ve tutanaklarına geçmiş olmasıdır. Sözün uçuculuğuna karşı yazının kalıcılığı hep vurgulanan bir şeydir. Bu bir yere kadar doğrudur. Fakat yazının da sözlü kültürle benzeştiği dijital zamanlarda bu genellemeye şerh düşmek gerekiyor. Çünkü her yazılı metin aynı derecede kalıcı değildir artık. Monitör üzerine yazılanların kuma yazılan yazılardan pek farkı kalmamıştır. Yazılı metnin kalıcılığı niteliği ile doğru orantılıdır.

Bir memleketin gelişmişliği o ülke insanının aktif okur-yazar oluşuyla yakından ilgilidir. Okumayı sökmek bir insanı “okur” kategorisine dâhil etmemize yeter mi? Hiçbir metinle muhatap olmamış insanın okumayı bilmesi sadece istatistikî bir durumdur. Aynı şeyi aktif yazarlık için de söylemek mümkün. Bir toplum okumadığı gibi yazmıyorsa veya okuduğu halde yazmıyorsa bir şeyler eksik demektir. Yazmak toplumsal bir eylemdir. İlla yazar olmayı hedeflemek şart değildir yazmak için. Toplumda insan niteliği açısından kalem-kâğıt ilişkisi geçiştirilemez.

Yazının olmadığı yerde kültürün sağlıklı biçimde taşıyıcılığından bahsetmek de pek mümkün değildir. Bir yaşanmışlığı kuşaktan kuşağa ancak yazılı kültürle ulaştırabilirsiniz. Şifahi (sözlü) kültür bir yokuştan yuvarlanarak aşağıya doğru iner. İnerken de kendi özelliğinden çok şeyi düşürür. Bir kaynağa dayanmadığı için tevatür olarak algılanmaya müsaittir. İnsan yazarak hayatı temize geçer. Yaşanan hayattan daha orijinali yazılan hayattır.

Yalnızlık yazmanın en verimli iklimidir. Kimseyle bir meseleyi doğru düzgün paylaşacağınıza dair inancınızı ve ümidinizi yitirdiğinizde geriye bir tek kendi öz nefsiniz kalmaktadır. İnsan kendinden kaçamaz ve kendine karşı yalan söyleyemez. Yazarken samimiyet sınavında kendine karşı hep tam not alır insan. Bu anlamda bir terapi özelliğine de sahiptir yazma eylemi. İnsan kendisine anlatabildiği oranda başkasından anlayış bekler. Kendisine anlatabilen aynı zamanda kendini anlayabilendir.

Yazmak eril mi yoksa dişil bir eylem midir? Bu son derece gereksiz bir sorudur. Yazmak insani bir reflekstir. Kimi harflerle kimi renklerle kimisi taşla tunçla mermerle yazar içindekini. Sadece yazmanın malzemeleri değişir. İyi yazmak, yazdıktan sonra gelen ikinci safhadır. Kişi nasıl yazdığını ancak makul bir yazma sürecinden sonra anlayabilir. Yazdığı metin kişiye belli bir süre sonra nasıl yazıldığını, iyi mi kötü mü, zayıf mı sağlam mı olduğunu haber verecektir.
Kaleminiz ve kelamınız daim olsun!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.

03

Nurettin Gedikoğlu - Hocam SA çok muhteşem bir yazı bu yazıdan çok ders çıkardım

Okumak ve okuduğunu yazıya dökmek gib, insana rahatlık veriyor

Mübarek Ramazan ayı hayırlara vesile olsun inşallah

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 03 Nisan 16:17
02

Yusuf B. - Kalemine sağlık Hüseyin Hocam. İnsan bazen gözleriyle de yazar, yazınızı okurken yaptığım da buydu :)

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 31 Mart 14:09
01

Yaşar Akgül - Eyvallah güzel kardeşim..sizin de kaleminize kelamınıza bereket..selamlar dualarımla...

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 31 Mart 13:51


Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?