Reklamı Kapat

Günü Kurtaran Uygulamalar Bizi Kurtarmıyor

Mevcut iktidar bugüne kadar özellikle ekonomik sorunların çözümüne ilişkin uzun vadeli yapısal çözümler üretmek yerine kısa vadeli, günü kurtaracak popülist politikaları ve geçici iyileştirmeler yapmayı tercih etmiştir. Günü kurtarmaya yönelik bu yaklaşımının son örneği iktidar çevreleri tarafından ekonomiyi kurtaran sistem olarak lanse edilen “Kur Korumalı Mevduat Sistemi” olmuştur. Malumunuz olduğu üzere ülkemizde Kasım ayından sonra bir kur krizi patlak vermiş ve Türk lirası çok büyük ölçüde değer kaybına uğramıştı. Hükümet paramızın değer kaybının oluşturduğu psikolojik ortamın yumuşaması ve ekonomik başarısızlık algısının değişmesi adına günü kurtaracak bir adım atmış ve kur korumalı mevduat hesabı uygulamasını hayata geçirmişti. Söz konusu uygulama ile Türk lirasının değer kaybından dolayı vatandaşlarımızın ve kurumların döviz mevduatına yönelmesine engel olmak amacı taşımaktaydı.

Paralarını döviz mevduatında tutanlara Türk lirası mevduatına dönmeleri karşılığında faiz kazançlarına ek olarak döviz kurunda yaşanan değişimden kaynaklanacak kayıplarının hazine tarafından ödeneceği garantisi verildi. Kısa vadede oluşturulan psikolojik ortamla döviz kurlarında kayda değer düşüş yaşanmasına katkı sağlayan bu uygulamayı uzun vadede hazineye, dolayısıyla da milletin üzerine ağır yük getireceğini ifade ederek eleştirmiştik. Geçtiğimiz günlerde kur korumalı mevduat hesabının hazineye ilk üç aylık faturası belli oldu. Yapılan hesaplara göre uygulamanın başladığı ilk gün 100.00 TL ana para ile kur korumalı mevduat hesabına para yatıran bir mudi üç ay sonunda 4284 TL faiz kazancının yanında 15.700 TL hazine garantisi kazandı. 23 Aralık tarihinde kur daha düşük olduğu için o tarihte sisteme dâhil olan bir kişinin 100.000 TL karşılığı kazandığı hazine katkısı ise yaklaşık 23.000 TL olarak hesaplandı. Kur korumalı mevduat hesabının üç aylık süreçteki hazineye toplam maliyeti 14 milyar liraya ulaşmıştır. Üç aydır piyasaya sürekli müdahale edilerek döviz kuru baskılanmasına rağmen hazinenin bu denli yüksek bir maliyetle karşı karşıya kaldığı göz önüne alınırsa önümüzdeki olağanüstü süreçlerde döviz kurunda yaşanması muhtemel artış sonrasında hazineye yüklenecek yüksek maliyetin öngörülmesi zor olmayacaktır. Sistemin hazineye maliyeti arttıkça oluşan yük ya vergiler ve diğer zamlar yoluyla doğrudan vatandaşın sırtına yüklenecek ya da para basılmak suretiyle enflasyon artışına neden olunarak fatura dolaylı yoldan yine vatandaşa yansıyacaktır. Yani kısa vadede günü kurtarmak adına atılan bir adım daha uzun vadede hem devleti, hem milleti ağır bir fatura ile karşı karşıya bırakmaktadır.

Benzer bir durum konut meselesinde de karşımıza çıkmaktadır. Mevcut iktidar ilk gününden itibaren ekonominin lokomotifi olarak inşaat sektörünü benimsemiş ve bir yandan sınırlı kamu kaynaklarını inşaat sektörü yatırımlarına ayırırken, diğer yandan konut kredilerinin teşvik edilmesi, faiz oranlarının düşürülmesine paralel olarak ülkede inşaat patlaması yaşanmasına ortam hazırlamıştır. Kredilerin kolay şekilde elde edilmesi ve konuta olan talebin artması konut fiyatlarının suni şekilde oldukça yükselmesine neden olmuştur. Bu durum insanların kendi birikimleri ile borçlanmadan konut sahibi olma imkânını her geçen gün daha da zorlaştırmıştır. Konut fiyatlarında yaşanan fahiş fiyat artışları ve ekonomik daralmanın neticesinde konut talebinin azalması durumunda ise iktidar yine günü kurtarmaya yönelik olarak kamu bankaları başka olmak üzere bankaların sağladığı konut faizlerinin oranlarını düşürerek konut talebinin artmasını sağlamaya çalışmıştır. Ancak günü kurtarmaya yönelik bu adım da sonucunda olumsuz netice vermiş, konut fiyatları her kredi indirimi sonunda daha da artarak akıl almaz seviyelere ulaşmıştır. Örneğin kredi indirimi olmadan 400 bin liraya satılan bir ev bir hafta geçtikten sonra kredi indirimi sonrası 450-500 bin bandında satış rakamlarına ulaşmıştır. Son dönemde yaşanan ekonomik sıkıntılarla birlikte girdi maliyetlerinin artmasının da etkisi ile zaten yüksek olan konut fiyatlarının çok daha yükselmesi, konut piyasasında durgunluk yaşanmasına neden olmuştur. İktidar bu durumu düzeltmek ve konut piyasasını canlandırmak adına konutta belirli koşullarla KDV indirimi yapmaya hazırlanmaktadır. Ancak, inşaat sektöründe girdi maliyetleri düşürülmedikçe, mevcut para kredi sistemi değişmedikçe bu adımın da günü kurtarmanın ötesinde bir etki oluşturması mümkün görünmemektedir. Girdi fiyatlarında yaşanan sürekli artış devam ettiği sürece KDV indiriminden oluşan fiyat farkı kapanacak, fiyatlar yine aynı seviyelere yükselecek ve kısa süreli bir etkinin ötesinde bir rahatlama yaşanmayacaktır. Bu durum, yüksek kaynak ihtiyacı olan kamunun konuttan elde ettiği vergi gelirlerinin daralmasına da neden olacaktır. Sonuç olarak yaşadığımız sorunlar sistemseldir. Mevcut para-kredi sistemi değişmeden, Ortodoks iktisadının ezberlerinden vazgeçmeden, sistem değişimine ilişkin yapısal adımlar atılmadan günü kurtarmaya yönelik popülist uygulamaların derdimize derman olması, problemlerimizi çözmesi mümkün değildir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Muhammed Maruf - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Milli Gazete editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Milli Gazete değil haberi geçen ajanstır.



Şehir Markaları

Siz de şehir markaları arasındaki yerinizi mutlaka alın...

+90 (212) 697 10 00
Reklam bilgi

Anket EYT ve genel af çıkar mı?